🏓 Allah In En Çok Sevdiği Zikir
Diğerbir âyette de; en güzel isimlerin Allah’a ait olduğu belirtildikten sonra, bu isimlerle dua edilmesi tavsiye olunmaktadır (A’râf: 180). Allah’ın isimleri tevkifîdir. Yâni, Allah hakkında ancak âyet ve hadîslerde zikri geçen ve söylenmesine izin verilmiş olan isimler kullanılabilir. Rastgele isim izafe edilemez.
Kısave Sevabı Çok Zikirler Allah in Yarattiği Anlar Kadar Yaratilan Bütün Mahlukatin Adedi Kadar Ve Onlarin Nefeslerinin Adedi Kadar Ve Allah in Ilminin Genişligi Kadar La İlahe İllallah. 26. Farz - Allah (c.c.)'ın Yarattıklarından Değil, 25. Farz - Allah (c.c.)'a İsyan Etmekten Kaçınmak; 24. Farz - Kaçırdığın
Allahın en sevdiği zikir Allah indinde En kıymetli tesbih, namazlardan sonra çekilen Sübhanallah, Elhamdülillah Allahü ekber'dir. Bu tesbihten sonra en kıymetli tesbih ve zikir "La ilahe illallah" sözüdür. Burada "La" kelimesini biraz uzatmak gerekmektedir. Hadis-i şeriflerde buyruluyor:
Engüzel zikir sözleri Kur'an-ı Kerm'de, Resulullah'ın hadislerinde ve evliyaullah'ın kitaplarındadır. Namazlardan sonra okunan tesbihler zikirdir, güzel bir çiçeğe hayran kalarak "Allah! Allah'ın sevdiğini sevip, sevmediğinden uzak durmak : Allah için sevmek ve Allah için düşmanlık etmek. bu farz çok mühimdir. Her
Elfüelfi salatin şeklinde başlayarak akılda çok kolay bir şekilde kalabilen Salavat-ı Kübra duasının faziletlerine ve hikmetlerine gelin beraber bakalım. Salavatı fatih ne için okunur? Bu salavatı şerifi bin kez okuyanın üzerine Allah'ın rahmeti barış ve bereketi iner.Küsülü olduğu kim
Anılmayaen çok layık olan , Bir ve eşi benzeri olamayan ALLAH’tır; Allah'ımızdır.. Biz , müslümanlar günde 5 kere namazla Yüce Allah'ımızın huzurunda oluruz. Zikir ile her an " O’nun huzurunda " oluruz. Bundan daha güzel bir şey olur mu? Zikir, kul ile Allah’ı birbirine yaklaştırır.
Yarattığıher şey O'nu zikretmektedir. Çünkü Allah (c.c) her şeyi yoktan var ettiği için taş dahi yaratılmasının şükrünü Rabb'ini zikrederek yapar. Nitekim Peygamber Efendimizin elindeki taşların zikrinin duyulmasına dair aktarılan hadisler, bu hakikate işaret etmektedir. Kur'an'ı Kerim'de yer alan: “Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar, Allah'ı tespih
Hiçboşa vakit-saat geçirmesin. Allâhü Teâlâ yanında en sevimli olan, Al- lâh’m en çok sevdiği bu iki kelimelik zikri-duâyı oku*sun. Kim yukarıda geçen iki kelimelik duâyı okursa Al- lâh indinde en sevimli, en kıymetli bir kul olmaya nam*zet olur. Allâh cümlemize nasip etsin. Âmin!..
Aşağıdakötülere ve düşmanlara karşı okunması gereken dua detaylı bir şekilde yer alır: Bismillahirrahmanirrahim, Allâhümme bi-satveti ceberûti gahrike. Ve bi-sür’ati iğâseti nasrike ve bi-ğayratike li-intihâki hurumâtike. Ve bi-himâyetike li-meni’htemâ bi-âyâtike. Neselüke yâ Allâhu yâ Garîbü yâ Semîu yâ
Allahın En Çok Sevdiği Söz En Kıymetli Tesbih ve ZikirlerAllah indinde en kıymetli söz, "Sübhanallahi ve bihamdihi"dir. [Müslim]Anlamı: Allah'ı ona ham eder H Hikmet 327 takipçi Daha fazla bilgi Allah'ın En Çok Sevdiği Söz En Kıymetli Tesbih ve Zikirler | Kayıp Dualar - YouTube
Allahın rızasını kazanmak için en kestirme yol, en çok sevap kazanma şekli zikirdir. Gününüzün münâsib bir zamanında, tercihan temiz, tenha bir yerde, kıbleye doğru diz çöküp oturun, gözlerinizi yumun; 25 defa "Estağfirullah" diye tevbe ederek başlayın!
MeleklerinZikri. Ebû Zer el-Gıfârî radiyallahu anh şöyle dedi: Ben 'Ya Resûlallah! Allah Teâla'nın en çok sevdiği zikir hangisidir?' diye sordum. Allah'ın Elçisi şöyle buyurdu: "Allah Teâlâ'nın meleklerine özel olarak seçtiği şu zikirdir:
47dC. Peygamber Efendimiz’in SAS Allah’a cc sığındığı bazı dualar Resulullah asm Allah’a cc şöyle dua ederdi “Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, katına yükselmeyen kabul olunmayan amelden, huzur bulmayan kalpten ve kulak verilmeyen duadan sana sığınırım.” Taberani Allah'ın en sevdiği dua Resulullah SAS Allah’a cc şöyle dua ederdi “Allah’ım! Darlıktan ve üzüntüden sana sığınırım. Acizlikten ve tembellikten sana sığınırım. Korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun sıkıntısından ve insanların baskısından sana sığınırım.” Cem’ul Fevaid Peygamber Efendimiz’in asm yeni evlileri tebrik ederken yaptığı dua Sevgili Peygamberimiz asm yeni evlileri tebrik ederken şöyle derdi “Allah evliliğinizi mübarek eylesin, iyi geçimler nasip etsin, aydınlık yolda, ömür boyu aynı yastıkta kocatsın!” Cami’üs Sağir Peygamber Efendimiz’in asm sevdiği bir şeyle karşılaştığında yaptığı dua Sevgili Peygamberimiz asm sevdiği bir şeyle karşılaştığında şöyle derdi “Yaygın lütfuyla iyilikleri tamamlayan Allah’a hamd olsun!” Cami’üs Sağir Peygamber Efendimiz’in asm sevmediği bir şeyle karşılaştığında yaptığı dua “Her durumda hamd Allah’a mahsustur. Cehennemliklerin acıklı durumundan sana sığınırım Al¬lah’ım!” diye dua ederdi. Cami’üs Sağir Peygamber Efendimiz’in asm sıkıntılı anlarında yaptığı dua Hz. Peygamber asm sıkıntıya düştüğünde Cebrail as hemen yardımına koşar ve “Ey Muhammed! Şu duayı oku.” derdi “Her zaman diri olan Allah’a güvendim hamd ve şükür, Allah’a mahsustur. O evlat edinmemiştir. O’nun varlıklar aleminde benzeri ve ortağı yoktur.” Cami’üs Sağir Sevgili Peygamberimiz asm sıkıntılı anlarında şöyle dua ederdi “Allah’tan başka İlah yoktur. O ulu ve müsamahakardır. Allah’tan başka Allah yoktur. O ulu Arş’ın sahibidir. Allah’tan başka Allah yoktur. O yerin ve yedi kat göğün biricik sahibidir.” “Ey diri ve tüm varlığı hükmü altında tutan Ulu Allah’ım. Yaygın rahmetinden yardım dilerim.” Cami’üs Sağir Üzüntü, hastalık veya felakete düştüğünde “Allah yegane rabbimdir. O’nun ortağı ve benzeri yoktur.” diyen kimse üzüntü, hastalık ve felaketten kurtulur.” Cami’üs Sağir ALLAH'IN CC SEVDİĞİ ZİKİRLER Okunuşu Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke lehü. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Anlamı “Allah’tealadan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun hiçbir ortağı yoktur, mülk O’na aittir, hamd O’na mahsustur, O dirilten ve öldürendir ve O her şeye hakkıyla gücü yetendir.” Okunuşu Eşhedü enla Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke lehü, ilahen, ahiden, sameden, lem yettehiz sahibeten vela veleden. Anlamı Ben şahitlik ederim ki Allahütealâ’dan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun hiçbir ortağı yoktur. Tek bir ilahtır, her şey O’na muhtaçtır, O hiç kimseye muhtaç değildir, hiçbir çocuk ve eş edinmemiştir. Okunuşu Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke lehÜ. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey’in kadîr. Anlamı “Allah’tealadan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun hiçbir ortağı yoktur, mülk O’na aittir, hamd O’na mahsustur, O dirilten ve öldürendir, tüm hayırlar O’nun Kudret elindedir ve O her şeye hakkıyla gücü yetendir.” Okunuşu Hasbiyallahu ve kefa, semiallahu limen dea leyse vera allahi münteha Anlamı “Allah yeter ve Kâfidir, Allah dua edeni işitir, Allahtan öte varılacak hiç bir şey yoktur.” Okunuşu Allahümme lekel hamdü,kema tegulu ve hayran mimma negulü, Allahümme leke salati ve nüsüki vemahyaya ve mamati veleke rabbi türasi, Allahümme min euzü bike min azebil kabri ve min şetatil emri, Allahümme inni eselüke min hayri ma terci bihirrihu. Anlamı “Ey Allah’ım; senin buyurduğun gibi olan, bizim söylediklerimizden daha hayırlı olan bütün hamdler Sana mahsustur. Ey Allah’ım; namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm sana aittir.Ben fani olduğum içinmirasımda sana aittir. Ey Allah’ım; Kabir azabından da, dağınık işlerden de sana sığınırım. Ey Allah’ım; Rüzgârın getirmekte olduğu şeylerin hayrını senden isterim. Peygamber efendimiz hadisi şeriflerinde; Allah indinde en kıymetli söz سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ وَبِحَمْدِهِ “Sübhanallahi ve bihamdihi, Sübhanallahil azimi ve bihamdih”dir. Söylemesi çok kolaydır. Terâzîde çok ağır gelirler. Günahları denizköpüğü kadar da olsa affedilir. Gece ibadet etmek kendine güç gelen veya malını hayra sarfetmekte cimrilik eden yahut düşmanla savaşmaktan korkan, çokça “Sübhanallahi ve bihamdihi” desin. Çünkü bu, Allah yolunda infak edeceği, bir altın dağdan daha kıymetlidir. Allahüteâlâ, bu iki kelimeyi çok sever. SübhânAllahi ve bi-hamdihi sübhânAllahil-azîm" buyurdu. Anlamı Allah’ı her türlü noksanlık ve eksiklikten büyüklüğünün sınırı olmayan yüce Allah’a mahsustur. Bir kimse, سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ "Subhanellahi ve bi hamdihi" derse, Allah bu sebeble onun için Cennette bin ağaç diktirir ki kökleri altından, dalları inciden, meyvaları da bakire kızların göğüsleri gibidir ve kaymaktan yumuşak, baldan tatlıdır. Her alındığında yerine yenisi gelir. Sa'd bin Ebî Vakkas radıyallahu anh'dan rivayet edilmiştir. Peygamber efendimiz şöyle buyurdu; Her ki Hem sabah namazı ezanı, hem de diğer vakit namazlar için ezan okunduğunda müezzinin sesini işittiğinde onunla birlikte ezan-ı Muhammedi’yi tekrar eder, ezan bitince; Okunuşu "Allahumme Rebbe hazihi'd-da'veti't-tamme. Vesselatil kâimeti ati Muhammedenil vesilete vel fazilete ved-dereceter-refîate. vebashu makamen Mahmudenillezi veadteh. İnneke lâ tühlifü'l-mîâd Anlamı "Ey bu mukaddes davetin sahibi ve kılınacak namazın maliki Rabbim, Efendimiz Muhammed Aleyhisselâm'a vesile, fazilet ve geniş derece makamlarını ver. O'nu kendisine vaadettiğin en nihaî makam olan Makam-ı Mahmud'un zirvesine çıkar" diye dua eder ve peşinden de; Okunuşu Radiytü billahi rabben, ve bil İslami dinen,ve bimuhammedin nebiyyen,ve bil gur’ani imaman,ve bil gıbleti ka’beten, Eşhedu en lâ ilâhe illellâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve Resûlühü.”
Mahmut Sami Ramazanoğu Hazretleri’nin kıymetli eseri “Dualar ve Zikirler” kitabı “Zikrullah ve Zikir Meclisleri” bölümü altında yer alan “Allah’ı Zikretmek Hakkında Hadîs-İ Şerifler” kısmı… Peygamberimiz buyuruyor لَاحَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِاللّٰه zikrini çok ediniz. Zîrâ, o, cennetin hazînesidir.” Buhârî, Deavât, 50 “Sana arşın altındaki cennet hazinesinden bir kelime söyleyeyim mi? “Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taate kuvvet bulmak, ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır.” kelimesidir. Kul bunu söyleyince Kulum hakkı teslîm etti ve benden onu selâmette kılmamı istedi» der.” “Ben bir söz biliyorum ki kul onu kendisine ölüm gelince söylerse ruhu cesedinden çıkarken ruhuna bir başka ferahlık geldiğini görür. Ve o söz kıyamette onun için nur, aydınlık olur. O söz لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ Allah’dan başka ilah yoktur.” sözüdür.” Bkz. İbn Hanbel, I, 37; Râmûzü’l-ehâdis “Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– “İmânınızı dâima yenileyiniz” buyurdu da “– Yâ Rasûlallah imânımızı nasıl yenileyeceğiz?” diye suâl olundu. Cevaben لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ zikr-i şerifini çok yapınız, buyurdu. İbn Hanbel, II, 359; Hâkim, IV, 285/7657 “– Bir kul ihlâs ile لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ derse, bu hiç bir hicaba takılmadan yükselir. Allah’a vâsıl olunca Allah bunu söyleyene nazar eder. Allah bu tevhîd getirene nazar etdi mi onu rahmetine dâhil etmesi Allah’ın hakkıdır.” Tirmizî, Deavât, 86 “Yâ Muâz, günde kaç defa Allah’ı zikrediyorsun? On bin defa” Lâ ilâhe illallah” diyerek mi? Bak sana bazı kelimeler öğreteyim, bu onbin defa demenden senin için daha kolaydır. Şöyle de “Allah’ın kelimeleri adedince Lâ ilâhe illallah. Yarattıkları adedince Lâ ilâhe illallah, Arş ağırlığınca Lâ ilâhe illallah. Semâlar dolusu lâ ilâhe illallah. Bunlarla berâber bunların mislince lâ ilâhe illallah. Bunlarla beraber bunların mislince Allahu ekber. Bunlarla beraber bunların mislince elhamdülillah”. Böyle dersen ne bir melek sevabını yazmağa takat getirebilir, ne de bir başkası.” Ali el-Müttâkî, I, 442/1910 “Dünyâ lezzetini ve eğlencesini terkedip de gençliğiyle beraber Allah’ın tâatına yönelen gence Allah Teâlâ yetmiş iki sıddîkin ecrini verir ve ona şöyle hitâb eder “Ey şehvetini terkederek gençliğini benim uğrumda feda eden genç! Sen benim yanımda bazı meleklerim gibisin!” Tirmizî, Zühd, 53, Tuhfetü’z-Zakirîn, 241 “Ne ben, ne de benden evvelki nebiler tesbîhinden daha efdal bir kelime ile tesbîh etmemişlerdir.” Ali el-Müttâkî, no 2015 “Yâ Hafsa! Çok konuşmaktan sakın. Söylenen şey zikrullah olmadıkça kalbi öldürür. Fakat Allah’ın zikrini çok yap. İşte bu kalbi diriltir.” Ali el-Müttâkî, no 1896 “Allah Teâlâ şöyle buyuruyor “Ey Âdem oğlu, fecirden ve asırdan sonra bir saat beni zikret, bunların arasına ben kefilim.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 6055 “Muhakkak ki Allah Teâlâ’nın doksan dokuz ismi vardır. Kim bunları bellerse cennete girer.” اَللّٰهْ Allah Varlığı zorunlu olan ve bütün övgülere layık bulunan zâtın husûsî ve en kapsamlı ism-i şerifi. اَلرَّحْمٰنُ er-Rahmân Bütün mahlûkâta merhamet eden, hepsine de nîmetler veren. اَلرَّح۪يمُ er-Rahîm Pek ziyâde merhamet edici, bilhassa mü’minlere rahmet eden. اَلْمَلِكُ el-Melik Görünen ve görünmeyen alemlerin sahibi. اَلْقُدُّوسُ el-Kuddûs Hatâdan, gafletten, aczden ve her türlü eksiklikten münezzeh/çok uzak ve pek temiz. اَلسَّلَامُ es-Selâm Her çeşit ârıza ve hâdiselerden sâlim kalan, her türlü tehlikelerden kullarını selâmete çıkaran, Cennet’teki bahtiyar kullarına selâm eden. اَلْمُؤْمِنُ el-Mü’min Gönüllerde îman ışığı yakan, kendine sığınanlara eman verip onları koruyan, rahatlatan, güven veren, vaadine güvenilen. اَلْمُهَيْمِنُ el-Müheymin Kâinâtın bütün işlerini gözetip yöneten ve koruyan. اَلْعَز۪يزُ el-Azîz Yenilmeyen yegâne gâlip. اَلْجَبّٰارُ el-Cebbâr Kırılanları onaran, eksikleri tamamlayan, yaratılmışların hâlini iyileştiren, irâdesini her durumda yürüten, dilediğini zorla yaptırmaya muktedir olan, hüküm ve iradesine karşı gelinmek ihtimali bulunmayan. اَلْمُتَكَبِّرُ el-Mütekebbir Her şeyde ve her hâdisede büyüklüğünü gösteren, azamet ve yüceliğini izhâr eden. اَلْخَالِقُ el-Hâlık Her şeyin varlığını ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hâdiseleri tayin ve tesbit eden ve ona göre yaratan, yoktan vâr eden. اَلْبَارِئُ el-Bâri’ Eşyâyı ve her şeyin âzâ ve cihazlarını birbirine uygun bir hâlde yaratan, bir örneği olmaksızın canlıları yaratan. اَلْمُصَوِّرُ el-Musavvir Tasvîr eden, her şeye bir şekil ve hususiyet veren. اَلْغَفَّارُ el-Ğaffâr Mağfireti pek bol olan. Dilediği kullarını da günahlardan koruyan. اَلْقَهَّارُ el-Kahhâr Her şeye, her istediğini yapacak surette gâlib ve hâkim. اَلْوَهَّابُ el-Vehhâb Çeşit çeşit nimetleri devamlı bağışlayıp duran. Her zaman, her yerde ve her şeyi karşılık beklemeden çok çok ve bol bol veren. اَلرَّزَّاقُ er-Rezzâk Yaratılmışlara, faydalanacakları şeyleri ihsân eden, bedenlerin ve ruhların gıdasını yaratıp veren. اَلْفَتَّاحُ el-Fettâh Her türlü müşkülleri açan ve kolaylaştıran, iyilik kapılarını açan, hakemlik yapan. اَلْعَل۪يمُ el-Alîm Her şeyi hakkıyla ve çok iyi bilen. اَلْقَابِضُ el-Kâbıd Sıkan, daraltan, rızkı daraltan, canlıların rûhunu alan. اَلْبَاسِطُ el-Bâsıt Açan, genişleten, rızkı bollaştıran, ruhları bedenlerine yayan. اَلْخَافِضُ el-Hâfıd Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan, zillete düşüren. اَلرَّافِعُ er-Râfi’ Yukarı kaldıran, yükselten, yücelten. اَلْمُعِزُّ el-Mu’izz İzzet ve şeref veren, ağırlayan. اَلْمُذِلُّ el-Müzill Zillete düşüren, hor ve hakîr eden. اَلسَّم۪يعُ es-Semi’ Hakkıyla işiten. اَلْبَص۪يرُ el-Basîr Hakkıyla gören. اَلْحَكَمُ el-Hakem Hükmeden, hakkı yerine getiren, hükmünü eksiksiz icrâ eden. اَلْعَدْلُ el-Adl Mutlak adâlet sahibi, aşırılığa meyletmeyen. اَللَّط۪يفُ el-Latîf En ince işlerin bütün inceliklerini bilen, nasıl yapıldığına nüfuz edilemeyen en ince şeyleri yapan, yaratılmışların ihtiyacını en ince noktasına kadar bilip, sezilmez yollarla karşılayan. اَلْخَب۪يرُ el-Habîr Her şeyin iç yüzünden, gizli taraflarından haberdar olan. اَلْحَل۪يمُ el-Halîm Suçluların cezâsını vermeye gücü yettiği hâlde onlara yumuşak davranan ve cezâlarını geriye bırakan. Allah, gazabda acele etmez, mühlet verir, yaptıklarına pişman olup tevbe edenleri affeder, ısrar edenler hakkında ise artık hüküm kendisine kalmıştır. اَلْعَظ۪يمُ el-Azîm Bütün büyüklüklerin sâhibi. Zâtının ve sıfatlarının mâhiyeti anlaşılamayacak kadar ulvî. اَلْغَفُورُ el-Ğafûr Mağfireti çok olan, bütün günahları bağışlayan. Allah, istediği kusurları insanların gözünden gizlediği gibi, melekût âlemi sâkinlerinin gözünden de gizler. اَلشَّكُورُ eş-Şekûr Kendi rızâsı için yapılan sâlih amelleri, daha ziyâdesiyle karşılayan, az tâat karşılığında çok büyük dereceler veren, sayılı günlerde yapılan amel karşılığında âhiret âleminde sonsuz nimetler lûtfeden. اَلْعَلِيُّ el-Aliyy Her hususta, her şeyden yüce olan. Her şey kendisinin dûnunda, emrinde ve hükmü altında olan. اَلْكَب۪يرُ el-Kebîr Büyüklükte kendisinden daha büyüğü düşünülemeyen, bütün büyüklükler kendisine mahsus olan. اَلْحَف۪يظُ el-Hafîz Yapılan işleri bütün tafsilâtıyla tutan, her şeyi belli vaktine kadar âfât ve belâlardan saklayan, koruyup gözeten. اَلْمُق۪يتُ el-Mukît Her yaratılmışın azığını ve gıdasını tayin eden, azıkları beden ve kalblere gönderen. اَلْحَس۪يبُ el-Hasîb Herkesin hayatı boyunca yapıp ettiklerinin, bütün tafsilât ve teferruatıyla hesabını iyi bilen, her şeye ve herkese her ihtiyacı için kâfi gelen, onları hesaba çeken. اَلْجَل۪يلُ el-Celîl Celâdet, azamet ve heybet sâhibi, celâl sıfatları ile muttasıf. اَلْكَر۪يمُ el-Kerîm Keremi, lütuf ve ihsânı bol, her türlü fazilete sahip olan. اَلرَّق۪يبُ er-Rakîb Bütün varlıklar üzerinde gözcü, bütün işler murakabesi altında bulunan. اَلْمُج۪يبُ el-Mücîb Kendine duâ edip yalvaranların isteklerini işitip cevab veren, onları cevapsız bırakmayan. اَلْوَاسِعُ el-Vâsi’ Geniş ve müsaadekâr. Allah’ın ilmi, ihsânı, rahmeti, kudreti, af ve mağfireti geniştir ve her şeyi kaplamıştır. اَلْحَك۪يمُ el-Hakîm Bütün emirleri ve işleri hikmetli, yerli yerinde ve sağlam olan. اَلْوَدُودُ el-Vedûd İyi kullarını seven, onları rahmet ve rızâsına erdiren. Sevilmeye ve dostluğa lâyık yegâne varlık. اَلْمَج۪يدُ el-Mecîd Zâtı şerefli, efâli güzel olan, her türlü övgüye lâyık bulunan. اَلْبَاعِثُ el-Bâis Ölüleri diriltip kabirlerinden kaldıran; gönüllerde saklı olanları meydana çıkaran. اَلشَّه۪يدُ eş-Şehîd Her zaman ve her şeyi gözlemiş olarak bilen, her yerde hâzır ve nâzır olan. اَلْحَقُّ el-Hakk Fiilen var olan, mevcûdiyeti ve uluhiyeti gerçek olan, varlığı hiç değişmeden duran. Hakikaten vâr olan yalnız O’dur. اَلْوَك۪يلُ el-Vekîl Usûlüne uygun şekilde, kendisine tevdi edilen işleri en güzel şekilde neticelendiren, güvenilip dayanılan, tevekkül edilen. اَلْقَوِيُّ el-Kaviyy Çok kuvvetli, her şeye gücü yeten, kudretli. اَلْمَت۪ينُ el-Metîn Çok sağlam, kuvveti çok ve şiddetli olan. اَلْوَلِيُّ el-Veliyy İyi kullarına dost olan, yardım eden. اَلْحَم۪يدُ el-Hamîd Ancak kendisine hamd ü senâ olunan, bütün varlığın diliyle biricik övülen, medhedilen. اَلْمُحْص۪ي el-Muhsî Her şeyin sayısını ve miktarını tek tek ve bütün ayrıntılarıyla bilen. اَلْمُبْدِئُ el-Mübdi’ Mahlûkatı maddesiz ve örneksiz olarak ilk baştan yaratan. اَلْمُع۪يدُ el-Mu’îd Yaratılmışları yok ettikten sonra tekrar yaratan. اَلْمُحْي۪ el-Muhyî Hayat veren, can bağışlayan, sağlık veren. اَلْمُم۪يتُ el-Mümît Canlı bir mahlûkun ölümünü yaratan, öldüren. اَلْحَيُّ el-Hayy Dâimâ diri; her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten. اَلْقَيُّومُ el-Kayyûm Gökleri, yeri, her şeyi ayakta tutan. Bir şeyin kıyâmı, yani, bir varlık sâhibi olarak durabilmesi neye bağlı ise, onu veren. Her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinatı idare eden. Her şey Hak ile kâimdir. اَلْوَاجِدُ el-Vâcid Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, müstağnî; istediğini, istediği vakit bulan. Kendisi için lüzumlu olan şeylerin hiç birinden mahrum olmayan. اَلْمَاجِدُ el-Mâcid Kadr ü şânı büyük, kerem ve semâhati bol. اَلْوَاحِدُ el-Vâhid Tek. Zâtında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde asla şerîki/ortağı, nazîri/benzeri ve dengi bulunmayan. اَلصَّمَدُ es-Samed Hâcetlerin bitirilmesi, ızdırapların giderilmesi için tek merci’, ihtiyaç ve dileklerde kendisine müracaat edilen, arzu ve bütün istekler kendisine sunulan, kimseye ve hiçbir şeye muhtaç olmayan. اَلْقَادِرُ el-Kâdir İstediğini, istediği gibi yapmaya gücü yeten. اَلْمُقْتَدِرُ el-Muktedir Kuvvet ve kudret sâhipleri üzerinde istediği gibi tasarruf eden. اَلْمُقَدِّمُ el-Mukaddim İstediğini ileri geçiren, öne alan. اَلْمُؤَخِّرُ el-Muahhir İstediğini geri koyan, arkaya bırakan. اَلْاَوَّلُ el-Evvel Her varlıktan mukaddem olan, başlangıcı olmayan. اَلْاٰخِرُ el-Âhir Varlığının sonu olmayan. اَلظَّاهِرُ ez-Zâhir Âşikâr olan, kat’î delillerle bilinen. اَلْبَاطِنُ el-Bâtın Gizli olan; duyu organları ile idrâk edilemeyen, mâhiyeti bilinemeyen. اَلْوٰالى el-Vâlî Mahlûkatın işlerini yoluna koyan, bu muazzam kâinatı ve her an meydana gelen hâdisatı tek başına tedbîr ve idare eden, kâinâtın hâkimi. اَلْمُتَعَال۪ى el-Müteâlî Yaratılmışlar hakkında aklın mümkün gördüğü her şeyden, her hal ve tavırdan pek yüce ve pek münezzeh. İzzet, şeref ve hükümranlık bakımından en yüce, aşkın. اَلْبَرُّ el-Berr Kulları hakkında kolaylık isteyen; iyilik ve bahşişi çok olan, vaadini yerine getiren. اَلتَّوَّابُ et-Tevvâb Kullarını tevbeye sevkeden, tevbeleri çokça kabûl edip, günahları bağışlayan. اَلْمُنْتَقِمُ el-Müntekım Suçluları, adâleti ile müstehak oldukları cezaya çarptıran. اَلْعَفُوُّ el-Afüvv Affı çok. Hiçbir sorumluluk kalmayacak şekilde günahları affeden, kökünden kazıyan. اَلرَّؤُۧفُ er-Raûf Çok re’fet ve şefkat sâhibi. مَالِكُ الْمُلْكِ Mâlikü’l-Mülk Bütün mülkün mâliki ve hâkimi. Allah Teâlâ mülkün hem sâhibi, hem hükümdârıdır, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ Zü’l-Celâli ve’l-İkrâm Hem büyüklük ve azamet, hem de fazl u kerem sâhibi. اَلْمُقْسِطُ el-Muksit Bütün işlerini denk, birbirine uygun ve yerli yerinde yapan. Adâlet sâhibi. Mazlûma acıyıp zâlimin elinden kurtaran. اَلْجَامِعُ el-Câmi’ İstediğini, istediği zaman, istediği yerde toplayan. Birbirine benzeyen, benzemeyen ve zıd olan şeyleri bir araya getirip tutan. Kıyâmet günü hesâba çekmek için mahlukatı toplayan. اَلْغَنِيُّ el-Ğaniyy Çok zengin ve her şeyden müstağnî. اَلْمُغْن۪ي el-Muğnî İstediğini zengin eden, tatmin eden. اَلْمَانِعُ el-Mâni’ Dilemediği şeyin gerçekleşmesine müsaade etmeyen, kötü şeylere mâni olan. اَلضَّآرُّ ed-Dârr Elem ve zarar verici şeyleri yaratan. اَلنَّافِعُ en-Nâfi’ Hayır ve menfaat verici şeyleri yaratan, fayda veren. اَلنُّورُ en-Nûr Âlemleri nurlandıran; istediği sîmalara, zihinlere ve gönüllere nûr bahşeden, nûr kaynağı. اَلْهَاد۪ى el-Hâdî Hidâyeti yaratan, yol gösteren, murada erdiren. اَلْبَد۪يعُ el-Bedî Örneksiz, misalsiz, acîb ve hayret verici âlemler îcad eden. Zâtında, sıfatında, fiillerinde, emsâli görülmemiş olan. اَلْبَاق۪ي el-Bâkî Varlığı devamlı olan, sonu olmayan. اَلْوَارِثُ el-Vâris Servetlerin geçici sâhipleri elleri boş olarak yokluğa döndükleri zaman servetlerin hakikî sâhibi olan. اَلرَّش۪يدُ er-Reşîd Bütün işleri ezelî takdîrine göre yürütüp, bir nizam ve hikmet üzere âkıbetine ulaştıran; her şeyi yerli yerine koyan, en doğru şekilde nizâm veren. اَلصَّبُورُ es-Sabûr Çok sabırlı. Buhârî, Deavât, 68; Tirmizî, Deavât, 83; Hâkim, I, 62 “Allah bana yeter. O ne güzel vekildir.” Zikri bütün korkan kimselerin emniyetli sığınağıdır. Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 3715 Kuvvet-i îmân ve îkan ile bu zikr-i şerîfin tekrarına ve tilâvetine devam olunsa, mal ve can üzerine gelmesi melhuz olan musibet ve tehlikelerden insanı mahfuz kılar. Bu zikr-i şerîfe devam edilirse biiznillahi teâlâ şiddet ve musibetler ferahlık ve sürûra tebdil olunur. Mânâsı; “Başka bir ilâh yok; ancak el-Hakîm, el-Kerîm Allah var. Başka bir ilâh yok; ancak el-Aliyyü’l-Azîm Allah var. Başka bir ilâh yok, ancak yedi semânın ve çok şerefli Arş’ın sahibi Allah var.” “Günahlardan korunmaya güç yetirmek ve taatle kuvvet bulmak ancak Allah’ın tevfik ve yardımıyladır” kelime-i tayyibesi doksan dokuz illete devâ olur. Bu illetlerin en hafifi hüzün ve kederdir. Hâkim, I, 727 “Cennet bahçelerine uğradığınız zaman meyvelerinden istifade ediniz” buyurmakla, “Cennet bahçelerinin nereler olduğu” sual olundu. Nebiyy-i Ekrem –sallallahu aleyhi ve sellem– de “– Allah’ı zikretmek için teşekkül eden halkalardır” buyurdu. Tirmizî, Deavât, 82/3510 “Kelime-i Tevhîd, yani لَااِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ kelime-i azîmesi asl-ı îmânı tevlîd etdiği için zikirlerin efdali اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ diyerek Cenâb-ı Hakk’a hamdetmek de, O’nun sonsuz ni’metlerini artırmaya medar olduğu için duâların efdalidir.” Tirmizî, Duâ, 9/3383 “Kıyamette Allah yanında en faziletli olan kullar, Cenâb-ı Hakk’ı çok zikredenlerdir.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no 1279 “Cenâb-ı Hakk’ı zikre o kadar ihtimam ediniz ki, münafıklar sizi gördükleri zaman İşte mecnûnun biri» desinler.” İbn Hanbel, III, 68 “Muhakkak her şeye cilâ verecek bir âlet vardır. Kalbin cilâsı ise Allah’ı zikretmektir. Azâbdan necat için zikrullah gibi bir şey olamaz. Velev ki kılıncın kırılıncaya kadar Allah yolunda muharebe edesin.” Ali el-Müttâkî, no 1848 “Benim gözlerim uyur, lâkin kalbim uyumaz.” Buhârî, Menâkıb, 24 Yani “zikrullahtan bir lahza gâfil olmaz.” “Zikrin hayırlısı hafî olanı, rızkın hayırlısı da kâfi mikdarda olanıdır.” İbn Hanbel, I, 172 “İki dudaktan dışarı çıkan bir söz yayılır” ifadesine göre, dil ile yapılan cehrî zikir, insanın sağ ve solunda bulunan meleklerle, ondan hiç ayrılmayan şeytan tarafından işitileceğinden dolayı, hafî zikir kadar efdal olamaz. “Allah’ı zikretmek kalblerin şifasıdır. Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4330 Cenâb-ı Hakk’ı kalb ile zikretmek, hased, riya, kibir gibi emrâz-ı kalbiyyeyi izâle edip kalbi Allah’ın sevdiği vasıflarla ihya etmesi cihetiyle bizzat şifâdır. “Zikir sadakadan hayırlıdır.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4350 “Şeytan Âdemoğlunun kalbine nüfuz için istilâ eder. Fakat kul kalbiyle Cenâb-ı Hakk’ı zikredince ümidsiz olarak geri çekilir. Kul Allah’ı unutur unutmaz hemen kalbini istilâ ederek vesvese vermeğe başlar.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 4972 “Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki Ey Âdemoğlu! Sen beni zikrettiğin müddetçe bana şükretmiş olursun. Beni unuttuğun müddetçe hakkımı unutmuş, nankörlük etmiş olursun.” Heysemî, X, 82 “Hiç bir cemâat zikrullah için cem’ olup dağılmadı ki, zikirleri sebebiyle Cenâb-ı Hakk tarafından af ve mağfiret ile tebşîr olunmasınlar, kendilerine “Zikrinizden dolayı mağfiret olunmuş olarak kalkınız” denilmesin. Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 7777 “Allah’ı çok zikreden kimse nifaktan beri olur.” Beyhakî, Şuab, I, 414 Yâni kesret-i muhabbetinden dolayı Allah’ı çok zikreden ve kalbi zikrullah’tan hiç gafil olmayan kimse münâfıklıkdan uzak olur. “Allah’ı çok zikreden kimseyi Allah Teâlâ sever.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr, no 8510 “Zikir, farz olmayan oruçtan efdaldir.” Ali el-Müttâkî, no 1859 “Cenâb-ı Allah buyurmuştur ki “Bir kul, beni zikredeceğinden dolayı kendi ihtiyacını istemeye fırsat bulamazsa ben ona ihtiyâcını istemeden evvel in’âm ve ihsan ederim.” Ali el-Müttâkî, no 1873 “Cenâb-ı Hakk’ın âyet-i celîlesini, sonsuz ni’metlerini ve ahvâl-i âhireti tefekkür gibi ibâdet olamaz. Kalblerinizi de murakabeye alıştırınız.” Ali el-Müttâkî, no 5709, 44135 “Cenâb-ı Hakk’ın velîleri o kimselerdir ki görüldükte Allah hatıra gelir.” Heysemî, X, 78 “Cenâb-ı Allah’ı sevmenin alâmeti Allah’ı zikretmeyi sevmektir. Allah’ı sevmemenin alâmeti Allah -azze ve celle- Hazretleri’nin zikrini sevmemektir.” Beyhakî, Şuab, I, 367 “Cenâb-ı Allah’ı kullarına sevdiriniz ki, Allah da sizi sevsin.” Taberânî, VIII, 90 Yani, Cenâb-ı Hakk’ın dünyâda ihsan etdiği sıhhat, a’zâ ve cevârıh, rızık ve maîşet gibi sayılıp bitirilmesi mümkün olmayan sonsuz ni’metleri ile, mevt, kabir, haşr, hisâb, sırat hengâmelerinde mü’minler için va’d eylediği rahmetlerini, bunlardan gafil bulunan kullarına hatırlatarak ve öğüd vererek muhabbetlerini uyandırmaya sa’y ve gayret ediniz. “Cenâb-ı Allah’ın senin vesilenle bir kimseyi hidâyete ulaştırması, senin için üzerine güneş doğan her şeyden daha hayırlıdır.” Hâkim, III, 690 Yani ondan hâsıl olacak ecir o kadar büyüktür. “Tezkiye-i nüfûs ve tasfiye-i kulûb için insanlara, ümmetime tebliğ için sünnetimi beyân eden kırk hadîs-i şerif hıfz edip mahallinde sarfeden kimseyi kıyamet gününde şefaatime dâhil ederim.” Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağir, no 8637 “Beyt-i Mükerremi elli defa tavaf eden kimse günahlarından çıkar, temizlenir, anasından doğduğu gün gibi olur.” Tirmizî, Hac, 41/866 “Bir kimse Cenâb-ı Hakk’ı zikreder de, haşyetullah’tan dolayı göz yaşları yere dökülünceye kadar ağlarsa Allah Teâlâ ona kıyamet gününde azâb etmez.” Hâkim, IV, 289 “Bir kimse kesret-i muhabbetinden dolayı Cenâb-ı Hakk’a kavuşmayı isterse Cenâb-ı Allah da ona kavuşmayı sever.” Buhârî, Rikâk, 41 Bu muhabbet ekseri mü’minlerde mevte yakın bir zamanda zuhur eder. “Kul, ubûdivyet vazifelerini ifâda ihmalkâr davranırsa; yani her ibâdetini kâfi miktar yapmayıp azaltırsa ve kusur ederse Cenâb-ı Allah onu gam ve kedere mübtelâ eder.” Ali el-Müttâkî, no 6788 “Bir kimse bütün arzusu dünyâ olarak sabahlar ve bu arzu üzere uyanırsa Cenâb-ı Allah onun işini perişan edip rahatını selb eder.” “Dünyâ sevdâsıyle kalblerinizi meşgul etmeyiniz. Böylece kalblerinizi Cenâb-ı Hakk’ın zikrinden ve muhabbetinden muattal hâle getirmeyiniz.” Beyhakî, Şuab, VII, 361 “Tahkikan sabah namazıyla güneş doğma vakti arasındaki rızıkların taksim zamanını uykuda geçirmek rızkın bir kısmına manî’ olur.” Ahmed, I, 73 “Cum’a günü ibâdet ve ezkâr ile mü’minlerin kalbi mesrur olacak bir bayram günüdür.” Beyhakî, Şuab, III, 394 “Ölüm alâmetleri zuhur eden hastalarınız üzerine Yâsin-i Şerîfi kıraat ediniz.” Ebû Dâvûd, Cenâiz, 19-20 “Üzerinde ölüm alâmetleri zahir olan hastalarınızın yanlarında kelime-i tevhidi tekrar ile kendilerine telkîn ediniz.” Müslim, Cenâiz, 1 Yalnızca telkîn edilir, söylemeleri için zorlanmaz. “Son sözü لَا اِلٰهَ اِلَّا اللّٰهُ kelime-i tayyibesi olan bir mü’min cennete gider.” Ebû Dâvûd, Cenâiz, 15-16 “Lisânıyle Allah Teâlâ’yı zikrederken kalbiyle Allah’a isyan eden kimseye yazıklar olsun.” “Lisâniyle Cenâb-ı Allah’ı çok zikredip de ameliyle Allah’a âsî olan kimseye yazıklar olsun.” Ali el-Müttakî, no 43738 “Kim bir şeyi severse onu çok zikreder.” Beyhakî, Şuab, I, 388 Yani, Cenâb-ı Hakk’ı çok zikir etmeyen kimse onu sevdiği iddiasında kâzibdir;
DUA İLE İBADET ALLAH İLE OLMAKTIR ALLAH’u Teâlâ’yı Zikretmenin Yüksek Faziletleri, Zikredenlerin ve Zikretmeyenlerin durumları ! Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın Adıyla … » -“ALLAH’I ANMAK ELBETTE EN BÜYÜK İBADET TİR.” Ankebut/45-“Her kim zikrimden yüzçevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz” Taha/124 -“Siz Beni zikredin ki BEN’de sizi zikredeyim” Bakara/152 -MEVLA münafıkları zemmetmek üzere “Onlar pek az zikrederler” buyurdu. Nisa/142 O halde Mü’min’in dili ve kalbi devamlı zikirle meşgul olmalı -“Zikrimle meşgul olup BEN’den istemeye vakit bulamayanlara isteyenlerden daha çok veririm.” Hadis’i Kûdsi Buhari -“O size nasıl hidayet etti ise sizde O’nu öylece zikredin” Bakara/198 “Sabah akşam ALLAH’ın adını dilinden düşürmemek, ALLAH düşman ile vuruşurken kılıç kırmak ve malı cömertçe dağıtmaktan daha faziletlidir” Hadis’i Şerif -Zikretmeyenle zikredenin hali ölü ile dirinin hali gibidir. Rivayete göre ALLAH’ın adını ananlardan başka herkes susuzluk içinde dünyadan ayrılır. -“Günahlarından rücû edip ALLAH’ı zikirle yarışanlar yarışı kazanmışlardır, zikir onların günah yüklerini sırtlarından attı ve hafif olarakmahşer yerine geldiler.” Hadis’i Şerif Tirmizi, Ebû Hureyre’den -Yüce ALLAH şöyle buyurur”Beni andığı sürece,dudakları benim Adıma kıpırdadıkça, BEN’ kulum ile birlikteyim.” -Peygamberimiz’e SAV “En faziletli amel nedir?” diye sordular. “ALLAH’ı anan dilin kurumadan can vermendir” buyurdular. -“Gafiller arasında ALLAH’ı anan kimse, kuru otlar arasında yeşil otlar gibidir” Hadis’i Şerif -“Gafiller arasında ALLAH’ı anan kimse, cephe kaçakları arasındaki savaşçı gibidir” Hadis’i Şerif -“Zikrin Efdali “LÂ İLAHE İLLALLAH” 1 kere söylediğinde 4000 derece yükselirsin ve defterinden 4000 büyük günah silinir,”LA İLAHE İLLALLAH” bütün günahları mahveder, mizana konulmaz çünkü onun karşısında bir şey durmaz. Duanın makbulü ELHAMDÜLİLLAH’dır” Hadis’i Şerif Tirmizi – Her zikri ALLAH’ın huzuruna Melekler yükseltir “LÂ İLAHE İLLALLAH” ise aracısız, engelsiz ve direk olarak ALLAH’ın huzuruna çıkar, ALLAH’ın huzurunda söyleyen kişinin mağfiret olunması için inler durur. “LÂ İLAHE İLLALLAH” ile ALLAH arasında perde yoktur. Cennet’in 8 kapısı üzerinde yazar. Yedi kat gökleri ve yerleri ve içindeki her şeyi ve yaratılmış her şeyi, terazinin bir kefesine koysanız bir kefesine “LÂ İLAHE İLLALLAH” Kelime-i Tevhid’ini koysanız, “LÂ İLAHE İLLALLAH” ağır gelir. Seksen senelik kafir’i bile bir kere kalp ve dille söylemesiyle tertemiz eder BİİZNİLLAH. -“ELHAMDÜLİLLAH demenin katlı mükafatı gibi hiçbir zikrin mükafatı olamaz” Hadis’i Şerif. Yer ile gök arasını doldurur. Bu hamd’de mizan’ı doldurur. -Günde 100 kere İhlâs Sûresi okuyana kâmil bir iman nasib olunur,1000 kere okuyanın öldüğünde cesedi çürümez. -Bir kere “SÜBHANALLAHİ VEL HAMDÜLİLLAHİ VELA İLAHE İLLALLAHU VALLAHU EKBER” diyen kimse için cennette bir ağaç dikilir ki, bir atlı 500 sene gitse gölgesini Namazından hemen sonra dünya kelâmı konuşmadan 100 kere “SÜBHANALLAHİL AZİYM VE Bİ HAMDİHİ” diyen kimsenin 100 bin , anne ve babasının 24 bin günahı mağfiret olunur. -Neye sıkılırsanız sıkılın en sıkıntılı anınızda , ne kadar günahkâr olursanız olun Yunus balığın karnında iken ettiği ve affedildiği şu duaya aynı zamanda Ayet’i Kerime’dir devam edin. “Lâ İlahe illa ente Sübhâneke inni küntü minezzalimin” Her sıkıntının def’i için -Yatmadan Kâfirun Sûresini okuyan imanını şeytandan korumuş olur. ALLAH’ın izniyle -Kabir azabından korunmak için her gece yatsıdan sonra MülkTebâreke Sûresini okuyunuz. -Sabah ve akşam namazlarından sonra Haşr Sûresinin son üç ayetini okuyan, imanla göçer, o gün ölürse şehit gider, sabah okuyana akşama kadar,akşam okuyana sabaha kadar melek istiğfar ederler. Sabah namazına kalkabilmek için yatmadan evvel “Kevser” Sûresini okuyup dua ediniz. -Farz namazın hemen arkasından Ayet’el Kûrsi okuyanın cennetle arasındaki tek engel ölümdür.Hadisle bildirilmiştir. -Yatsıdan sonra Tekâsür Sûresini okuyan kimse nimetlerden sorguya çekilmez. BİİZNİLLAH -Yatarken 3 kere “Estağfirullah el Aziym Ellezi La İlahe İllahü El Hayyul Kayyumu ve Etübü İleyk” diyenin deniz köpüğü kadar günahı olsa afvedilir. -Hergün 100 kere “Lâ İlahe İllallahü Vahdehu Lâ Şerikeleh Lehül Mülkü ve Lehül Hamdü ve Hüve Âlâ Külli Şey-ün Kadir” diyen kimse, 10 köle azad etmiş gibi olur, kendisine 100 sevap yazılır, yüz günahı silinir, o gün akşama kadar şeytanın şerrinden emin olur. Hiçbir kimse hiçbir ibadetle bu seviyeye ulaşamaz, ancak ondan daha fazla yapan müstesna. Hadis’i Şerif Buhari, Müslim Gezdiği sokakta bir kere söyleyenin bir milyon günahı bağışlanır, defterine bir milyon sevap yazılır ve kendisi için cennette bir köşk inşa edilir. Hadis’i Şerif Ahmed İbn’i Hanbel -100 kere “ESTAĞFİRULLAH” diyenin 1000 günahı mahvolur. 2 şey helâk edicidir Sonra ederim diye tevbeyi geciktirmek ve tevbe ederim diye günah işlemek. Doğru olan günah işlediğinde kalpte siyah leke oluşmadan tevbe etmektir. Tevbe çok önemlidir, Ulema buyurur ki tevbeyi tehir edene tevbe nasib olmaz günah unutkanlık yapar, kişi günah işlediğinde aklının bir parçası, geri dönmemek üzere gider. -Günde 100 kere “SÜBHANALLAHİ VE BİHAMDİHİ” diyenin deniz köpüğü kadar günahı olsa bağışlanır. sevap yazılır. Bu kelime ALLAH’ın en sevdiği hamdlerden biridir. Dilde hafif mizanda ağırdır. “ALLAH’u EKBER” ve “SÜBHANALLAH” yer ile gök arasını doldurur -Günde 100 kere “Lâ Hâvle ve Lâ Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Aziym” diyen kimsenin en hafifi fakirlik olmak üzere 70 çeşit bela ve musibet üzerindenkaldırılır. Efendimiz SAV bu kelime için cennet hazinelerinden bir definedir buyurmuştur. -Şaban ayında bu duayı okuyana bin sene ibadet etmiş sevabı yazılır. Bin senelik günahı da olsa silinir. Kabrinden yüzü ayın ondördü gibi çıkar ve ALLAH indinde sıddık olarak yazılır. “Lailaheillalahu velâ ne’büdü illa iyyehü muhlisine lehüddine velev kerihel kâfirune” -Bu duayı sabah namazından sonra 3 kere okuyan akşama kadar ve akşam namazından sonra 3 kere okuyan sabaha kadar korunur. Bu duayı bu vakitlerde okuyan, Başta zalim devlet başkanı , şeytan, cin ve insanların şerrinden, büyü ve efsunlardan hiçbirinden ALLAH’ın izniyle korkmasın. Zehir verilse tesir etmez ALLAH’ın izniyle; “Bismillahillezi lâ yedurrü meâs mihi şey-ün fil-erdi ve lâ fissemai ve hüves- semiül âliym” -Rivayete göre cennetin çorak olduğu insanların yaptığı amellerle ve zikirlerle cennetlerini imar ettikleri zikir kalp huzuruyla kendini ve bütün fikriyatını ALLAH’a yani kalbinde ALLAH’tan başkasıdünyalık, çoluk çocuk, eş kalmadan yapılan zikirdir . -“Teheccüd” nafile namazlar içinde en kıymetli namazdır. Riya’dan uzaktır. Yüzü Nurlandırır, güzelleştirir ve günahların mağfiret olunmasına sebep olur. Kıyamet kopmadan önce Güneşin batıdan doğmadan önce 3 gün doğmayacağını ancak Teheccüd namazı kılanlar fark edecekler BİİZNİLLAH. -“Askerde ve cihâd’da kılınan namaz”, sivildeki namazdan 2 milyon derece daha faziletlidir -Akşamla Yatsı arası 6 rekat Evvabin namazı kılana 12 sene ibadet sevabı verilir. -Sarıkla kılınan namaz, sarıksız kılınan namazdan 72 derece faziletlidir. Cuma günü sarık sarana ALLAH ve Melekleri Sâlât ederler -Evlinin namazı bekârın namazından 70 derece’den daha faziletlidir. Cemaatle kılınan namaz tek başına kılınan namazdan 27 derece faziletlidir -Pazar günü öğle ile ikindi arası 4 rekat nafile namaz kılıp her rekatında AmerenerRasulü okunursa, kılana yeryüzündeki hristiyanlar adedince sevap verilir. -İki rekât “İşrâk” namazı kılana bir Hac ve bir Umre sevabı vardır. sabah kerâhât vakti geçtikten sonra 1-2 saat civarında kılınmalı -Vücutta 300 yada daha fazla mafsal için her gün sadaka verilmelidir. Bu sadakayı veremeyen sabah kerâhât vakti geçtikten sonra ile öğlen kerâhat vakti girmeden arası iki rekat “Kuşluk namazı” kıldı mı bu sadakaları vermiş olur. İbadetin efdali az da olsa devamlı olanıdır -Son nefeste imanı kurtarma duası “Ya Hayyu Ya Kayyumu, Ya Zel Celâli Ve’l İkrâm, ELLAHÜMME inni es’elüke en tühyiye kalbi bi Nûri ma’rifetike ebeden, Ya ALLAH, Ya ALLAH, Ya ALLAH Celle Celâlüh” Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında okunacak. Çok önemli bir duadır… -Sabah ve akşam namazının farzında selâm’dan hemen sonra 10 kere “LA İLAHE İLLALLAHU VAHDEHU LA ŞERİKELEH LEHÜL MÜLKÜ VE LEHÜLHAMDÜ YUHYİ VE YUMİT VE HÜVE HAYYUL LA YEMÜT BİYEDİHİL HAYR VE HÜVE ÂLA KÜLLİ ŞEY-İN KADİR” günahları tertemiz eder, akşam okuyana sabaha kadar, sabah okuyana akşama kadar günah yazılmaz. PEYGAMBER EFENDİMİZESAV SALAT’Ü SELAM VE FAZİLETLERİ -Muhakkak ALLAH ve Melekleri, Peygamber üzerine salat iman edenler,sizde ona salavat getirin ve tam bir teslimiyetle selam -Bir kere salavat getirene ALLAH 10 kere salât eder. Cebrail 10 salavat getirir -“İnsanların bana en yakını bana en çok salavat getirenidir.” Hadis’i ŞerifTirmizi “Bana getirilen Salavat sırat köprüsü üzerinde ışıktır.” Hadis’i Şerif -“Kişinin cimriliği için yanında anıldığım halde benim üzerime salavat getirmemesi kâfidir.” Hadis’i ŞerifNesei -“Cuma günü üzerime 100 kere salat’ü selâm getirenin 80 senelik günahı afvedilir.” Hadis’i Şerif -“Adımın geçtiği yerde salavat getirmeyenin burnu sürtülsün.” Hadis’i Şerif Cebrail duaya amin dedi -En EFDAL SalâvatELLAHÜMME sâlli âla seyyidina Muhammedin ve âla âlihi ve sahbihi efdâle salevatike ve adade me’lumatike ve bârik ve sellim” -“Üzerime 100 defa salavat getirene ALLAH 1000 defa Rahmet nazarıyla bakar” Hadis-i Şerif -“Cuma günü üzerime 100 defa salavat getiren kimse kıyamette öyle bir nur ile gelecek ki, eğer o nur bütün mahşer halkına taksim edilse hepsine yeterdi” Hadis-i Şerif – “Üzerime bir günde 1000 defa salavat getiren kimseye Cennetteki makamı gösterilmedikçe ölmez” Hadis-i Şerif -Bir toplulukta oturupta bir kere bir salavat getirmeden kalkanlar leş sofrasından kalkmış gibi olur. -Peygamber Efendimiz’e Salât’u Selâm ALLAH’u Teala’yı Razı ve Hoşnud eder, şeytanı uzaklaştırır, belaları çevirir, sadakadır, Ahiret ve dünya kurtuluşuna vesiledir, Efendimiz’in Sallallahüaleyhivesellem Şefaatine vesiledir. Bu dökümanı ailenize okutun , okuttuğunuz kişi burada yazılı zikirlerden birini tekrar etse ona yazılan sevap kadar size de yazılır İNŞAALLAH. Siz ölseniz dahi o kişizikretmeye devam ettiği sürece amel defteriniz açık kalarak sevap yazılmaya devam edilir. Çok Faziletli Dualar Çok Faziletli Zikirler Dua Nasıl Yapılır Faziletli Dualar Faziletli zikirler
İslâm’da Cehrî/Sesli Zikrin Hükmü Nedir? Sözlükte “bir şeyi anmak, hatırlamak” anlamındaki zikir zikr kelimesi çoğulu zükûr, ezkâr dinî literatürde “Allah’ı anmak ve unutmamak suretiyle gafletten ve nisyandan kurtuluş” anlamında kullanılır. Zikir dil veya kalp ya da her ikisiyle beraber yapılır; bu ise ya unutulan bir şeyi hatırlama ya da hatırda olanı muhafaza etme şeklinde olur. [1]Yine dinî literatürde zikir, huzur, kurtuluş yahut bağışlanma amacıyla Allah’ı anmak mânâsına da gelmektedir. Buna göre zikir önemli ibâdetlerden biridir. Kur’ân-ı Kerîm’in pek çok yerinde zikre işaret eden âyetler vardır. Bunlardan bazıları “Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim” el-Bakara, 2/152 ve “Rabbini gönülden ve korkarak içinden bir sesle sabah/akşam an, gâfillerden olma” el-A’râf, 7/205 âyetleridir. Bazı hadislerde zikir, en hayırlı amel olarak karşımıza çıkmaktadır. [2]Günümüzde zikir ve zikretmek olgusu daha çok ehl-i tasavvufa has bir durum olarak anlaşılmaktadır. Ancak zikir her Müslümanın başlıca görevlerinden üzere tasavvuf ehli daha çok zikirle özdeşleşmiş kişilerdir. Tasavvuf ekollerinin oluşması ile bazı ekoller Hz. Ebûbekir uygulamasını esas alarak gizli hafî zikri esas almış, bazıları ise Hz. Ali uygulamasını esas alarak açıktan cehrî zikri esas almıştır. Bununla alakalı birkaç delille örnek verelim Şâfiî fakihi, muhaddis ve edip, Şeyhü’l-İslâm» İbn Hacer el-Heytemî el-Fetâvâ-yi Hadisiyye»de şöyle demiştir“Ebûbekir gizli, Ömer de açık zikrederdi. Nebî onlara öyle yapmayın buyurmadı. Aksine onları ikrar etti. Bu işlerinde takrir buyurdu.” [3] Mâlikî ulemâsından, müfessir İbn Acîbe cehrî zikir hakkında şöyle bir delil naklediyorHz. Ali bir gün Rasûlullah gelerek buyurdu ki “Ya Rasûlullah! Yolların en kolayi, Allah en yakın olanı, Allah en faziletlisi hangisidir?” diye sorunca, Rasûlullah şöyle buyurdular“Ya Ali! Devamlı zikre yapış!” dedi. Hz. Ali tekrardan“Ya Rasûlullah! Allah’ı nasıl zikredeyim?” diye sorunca, bunun üzerine Rasûlullah buyurdular ki“Gözlerini kapat, üç 3 sefer benden dinle. Sonra aynısını tekrar et, dinleyeyim.” sonra gözlerini kapatarak üç 3 defa “Lâ İlâhe İllallâh” dedi. Sonra Hz. Ali de tekrar zikri, Hz. Ali öğrencisi Hasan-ı Basrîye, O Habib-i Acemîye, O Dâvûd-i Tâîye, O Ma’ruf-i Kerhîye, O Seri-i Sakatîye, O Cüneyd-i Bağdâdîye Kaddesallâhu Esrârahum telkin etti. Böylece silsile yoluyla tarîkat meşâyihine ulaştı.” [4] Bu ekoller arasında ve hadis-fıkıh âlimleri arasında hangisinin doğru ya da daha faziletli olduğu hususunda ne yazık ki pek çok boş tartışmalar yaşanmıştır. Burada cehrî zikir hakkında bilgilendirme ile birlikte fazileti hakkında deliller vereceğizCehrî zikir yüksek sesle ve dille yapılır. Sesli zikirde hedef, sesi Allah değil, derin gaflet uykusuna dalmış olan nefse işittirmektir. Bunun için önce nefis hedefe alınır. Terbiyeye nefisten sonra kalbe sıra gelir. Zikir için “Lâ ilâhe illallah” kelime-i tevhidi tercih edilir. Çünkü kelime-i tevhid zikirlerin en faziletlisidir. Bundan başka zikir kelimeleri ile de sesli zikir yapılabilir. Bu zikirler tek başına yapıldığı gibi, toplu hâlde de yapılabilir. Cemaat hâlinde yapılan zikir, cemaatle kılınan namaz gibi daha faziletli ve Ârifler Kaddesallâhu Esrârahum zikrin kâmil bir mürşidin gözetiminde, onun nezareti altında yapılmasını faydalı görmüşlerdir. Bunun ilk faydası mürşidin dua ve feyiz desteğidir. Mürşidden alınan ders bütün silsiledeki velîlerin emaneti olduğundan ayrı bir feyzi ve tadı mevcuttur. İkinci faydası kalbin ve çekilen zikrin kontrol altında olmasıdır. Mürşid, kalbin tedavisi için tercih ettiği zikrin artırma veya değişme zamanını takip eder. Bu arada zikir esnasında karşılaşılan hâlleri ve vücuttaki değişmeleri kontrol eder, gerekli müdahaleyi başına zikir yapmanın elbette sevabı vardır, fakat ileri safhada şeytanın hileleri de vardır. Kişi yaptığı zikirle nefsini beğenmek, zikirden zevk alıp onu asıl hedef gibi görmek, zikir anında oluşan şeytânî hâlleri melekten veya Allah’tan zannetmek ve nihayet, zikirle yetinip farz ibâdetleri terk etmek gibi tehlikelere düşenler çok olmuştur. Bir mürşide talebe olanlar mânevî terbiye ve tedavide onun talimatlarına uymalıdır. Bu kimselerin kendi başına farklı zikir seçmeleri, verilen zikri değiştirmeleri, başka zikirlere heves etmeleri şeytandandır. Çünkü bu davranış kalbi dağıtmakta ve önündeki zikirden kişiyi mürşid nezaretinde terbiye görmeyen kimseler, hadislerde tercih ve tavsiye ettiği zikirleri çekerlerse güzel olur. Zikir için mürşidin faydası çoktur ama yine de mürşidi olmayan kimseler zikirden uzak kalması doğru değildir. CEHRÎ SESLİ ZİKRİN MEŞRÛİYETİ İLE İLGİLİ DELİLLER 1- Allah-û Teâlâ Kur’ân-ı Kerîmde buyuruyor kiاَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَاماً وَقُعُوداً وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلاًۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ“Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. Ve derler ki “Rabbimiz, sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.”Âl-i İmrân, 191Bu âyeti, Hanefî fakihi Hâtimetü’l-Müfessirîn» lakaplı İmâm Âlûsî Rûhu’l-Meânî» adlı tefsirinde, ayakta hareketli zikrin câiz olduğuna dair uzunca konuşmasından sonra şöyle dediİbn Ömer Urvet İbn Zübeyr ve bazı sahâbeler, bir gün bayram namazı için mescitte oturarak Allah’ı zikretmeye başladılar, bazı sahâbeler şöyle dediler─Allah böyle demedi mi; “Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler”Sonra hepsi kalktılar ayakta zikretmeye başladılar. Amaçları bu âyette vasfedilen çeşitleri uygulayarak teberrük niyetiyle zikir yapmaktı. [5]Bu rivâyet, Şeyhü’l-İslâm Ebü’s-Suûd Efendi İrşâdü’l-ʿAḳli’s-Selîm ilâ Mezâya’l-Kitâbi’l-Kerîm 2/221» adlı tefsirinde, aynı âyetin izâhında geçmektedir. 2- Allah-û Teâlâ Kur’ân-ı Kerîmde buyuruyor kiفَاِذَا قَضَيْتُمْ مَنَاسِكَكُمْ فَاذْكُرُوا اللّٰهَ كَذِكْرِكُمْ اٰبَٓاءَكُمْ اَوْ اَشَدَّ ذِكْرًا“Nihâyet hac ibâdetlerinizi bitirdiğinizde, babalarınızı andığınız gibi, hattâ daha kuvvetli bir anma ile artık Allah’ı zikredin!“Bakara, 200Bu âyet-i celîlenin tefsirinde Şâfiî usûlcüsü, Eş’arî kelâmcısı, İmâm-ı Müfessirîn» lakabıyla meşhûr İmâm Fahreddîn er-Râzî şöyle buyurdu”Âlimler bunun, çocuğun ilk konuşmaya başladığı zaman “Baba, baba” ve “Anne, anne” demesi olduğunu, buna göre âyetin mânâsının, Nasıl bebek, küçüklüğünde devamlı anne ve babasını zikrediyorsa; siz de aynı şekilde devamlı Allah’ı zikredin’ şeklinde takdir edileceğini söylemişlerdir.” [6]Buna benzer açıklama, büyük sûfî müfessir Şeyh İsmâil Hakkı Bursevî aynı âyetin tefsirinde şöyle buyurmaktadır“Hasan-ı Basrî der ki Kul, Allah’ı çocuğun ana-babasını andığı gibi anmalıdır. Çünkü çocuk, konuşmayı öğrenir öğrenmez Anne, baba» demeye başlar. Her Müslümanın da “Yâ Rabbi, Yâ Rabbi” demesi gerekir.” [7] Yine bu âyet-i kerîme hakkında İstanbul’un mânevî fâtihi, Akşemseddîn» adıyla meşhûr, allâme Muhammed b. Hamza buyurdu ki“Cehrî zikri inkâr eden bazı insanlar vardır. Halbuki cehrî zikrin caiz olduğuna âyetler, hadisler ve şeyhlerin sözleri delâlet etmektedir. Allah bu hususta şöyle buyurmaktadır Hac ibâdetinizi bitirdiğinizde, câhiliye döneminde atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan da kuvvetli bir şekilde, Allah’ı anın.’ Bakara, 2/200Kâdî Beyzâvî tefsirinde Keşşâfla örtüşür şekilde şöyle demiştirHac vazifenizi ifa ettikten sonra Allah’ı çokça zikredin ve hatta abartın. Allah’ı birbirinize karşı övünürken atalarınızı nasıl abartarak anlatıyorsanız öyle zikredin. Nitekim Araplar hac ibâdetini yaparken Mina’daki Mescid ile dağ arasında dururlar ve babalarının iyi özelliklerini zikrederlerdi.’ [8]İşte bu, zikrin cehrî olarak yapılmasının caiz olduğuna kesin ve açık bir delildir. Çünkü insanların babalarıyla övünmelerini ve onların iyiliklerini zikretmeleri ancak başkalarına bunu duyurarak olur. Duyurma eylemi de ancak sesli yapılabilir. Usûl kitaplarında şu şekilde belirtilmiştir Genel bir anlam ifâde eden bir hüküm, kendisine özel bir istisna getirilmediği sürece, kesindir. Bu istisna ise gizli olmaz, mutlaka açık olması gerekir. Âyetteki benzetme de cehrî zikrin caiz olduğuna yorumlanmıştır. Bir istisna getirilmemiş genel hükümlerin tamamında bu kuralın geçerli olduğunu unutma!” [9] 3- Allah-û Teâlâ Kur’ân-ı Kerîmde buyuruyor kiوَاصْبِرْ نَفْسَكَ مَعَ الَّذِينَ يَدْعُونَ رَبَّهُم بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ يُرِيدُونَ وَجْهَهُ وَلَا تَعْدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا“Rasûlüm! Sabah akşam Rab’lerine, O’nun rızasını isteyerek dua ibâdet ve zikir edenlerle birlikte bulunmaya candan sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan çevirme.”Kehf, 18/28Şâfiî fakihi, muhaddis, tarihçi ve müfessir İbn Kesîr Tefsîrû’l-Kur’âni’l-Azîm» adlı tefsir kitabında şöyle buyuruyorBu âyet-i celile indiği zaman Rasûl-i Ekrem bu kimseleri araştırmak için mescide çıktı ve mescidde zikreden bir topluluk buldu. Bunlar elbiseleri eski fakir ve garip Müslümanlardı. Onları görünce hemen yanlarına oturdu ve,اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذِى جَعَلَ فِى اَمَّتِى مَنْ اَمَرَنِى اَنْ اَصْبِرَ نَفْسِى مَعَهُمْ“Ümmetim içinde benim kendileriyle birlikte olmamı emrettiği kimseleri yaratan Allah’a hamdolsun” buyurdu. [10]İmâm Süyûtî tefsirinde geçen bir diğer rivâyette, Allah Rasûlü mescidde zikredenlerin yanına çıktı ve,اِنِّى رَاَيْتُ الرَّحْمَةَ تَنْزِلُ عَلَيَكُمْ فَاَحْبَبْتُ اَنْ اُشَارِ كَكُمْ فِيهَا“Sizin üzerinize Allah’ın rahmetinin indiğini gördüm; ona sizinle ben de ortak olmak istiyorum.” buyurdu. [11] 4- Büyük müctehid ve muhaddis İmâm Ahmed b. Hanbel Hasen» bir senetle naklediyorعن شداد بن أوس] كنَّا عند النبيِّ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ، فقال هلْ فِيكُم غَرِيبٌ؟ يعنى أهلَ الكتابِ، فقلنا لا يا رسولَ اللهِ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ، فأمر بغلقِ البابِ، وقال ارفعوا أيدِيَكم وقولَا لَا إلهَ إلا اللهُ، فرفعنا أيديَنا ساعةً، ثم وضع رسولُ اللهِ صلَّى اللهُ عليهِ وسلَّمَ يدَه، ثم قال الحمدُ للهِ، اللَّهم بعثتني بهذه الكلمةِ، وأمرتَني بها، ووعدتني عليها الجنَّةَ، وإنَّك لا تخلفُ الميعادَ، ثم قال أبشروا فإنَّ الله قد غفر كثير ٧٧٤ هـ، جامع المسانيد والسنن ٥١٢١ • لا بأس بإسنادهالمنذري ٦٥٦ هـ، الترغيب والترهيب ٢/٣٤١ • إسناده حسنالدمياطي ٧٠٥ هـ، المتجر الرابح ٢٠٩ • إسناده حسنAshabtan Şeddad b. Evs ile Ubâde b. Sâmit der ki“Hz. Peygamber yanında bulunuyorduk. Peygamberimiz İçinizde garîb Ehl-i Kitab var mı?’ diye sordu. Hayır, Yâ Rasûlallah’ dedik. Bunun üzerine kapıların kapatılmasını emretti. Ellerinizi kaldırınız ve Lâ ilâhe illallâh» deyiniz’ kaldırdık ve bir saat boyunca birlikte Lâ ilâhe illallâh» dedik. Rasûlullâh elini indirdi. Sonra daAllah’a hamdolsun. Allah’ım! Sen, beni bu kelime ile gönderdin ve beni bununla memur kıldın. Cenneti de, bana bu söz üzerine vaat ettin. Şüphe yok ki sen, asla vaadinden dönmezsin’ diyerek dua etti. Sonra da Sevininiz! Hiç şüphesiz Aziz ve Celil olan Allah, sizi bağışladı.’ buyurdu. [12]HADÎS-İ ŞERÎF’İN SIHHATİ HAKKINDA ÂLİMLERİN GÖRÜŞLERİİbn Kesîr, Câmiû el-Mesânîd ve’l-Sünen» 5121 de “İsnâdında bir beis yoktur” Münzirî, et-Tergib»te 2/341 “Hasen” el-Metcerü’r-Rabih» de, 209 “Hasen” el-Müstedrek» I, 501 “Sahih” Süyûtî el-Hâvî» isimli eserinde, Muhaddis Abdülhay el-Leknevî Sibâhatü’l-Fikr» isimli eserinde bu hadisi cehrî zikir hakkında delil olarak Mucemû’u’l-Kebîr», No 7163, Raşid Bin Şeddad» itibâriyle farkı bir tarikle Heysemî de, bu hadis rivâyetinin Ahmed b. Hanbel, Taberani ve Bezzar tarafından nakledildiğini ve rivâyetin senedinde bulunan râvilerin sika olduğunu bildirerek hadisin sahih olduğuna hükmetmiştir. [13] 5- Ubeyy b. Kâ’b rivâyet edildi kiعن أبيِّ بن كعبٍ قال كانَ رسولُ اللهِ صلَّى اللهُ عليه وسلَّم إذا سلَّمَ منَ الوترِ قال سبحانَ الملِكِ القدُّوس. ثلاثَ، ورفع بها صوتَهرواه أحمد بإسناد صحيحالنووي ٦٧٦ هـ، الأذكار ١٢٠ • إسناده صحيح“Rasûlullah vitir namazını bitirip selâm verdiğinde, 3 defa sesini yükselterek şöyle derdi “Sübhâne’l-Melîki’l-Kuddüs” [14]Hanefî fakihi, muhaddis, müfessir ve kıraat âlimi Molla Aliyyü’l-Kârî Mazhar naklen şöyle der“Bu hadis cehren zikrin câiz oluşuna hatta müstehâb oluşuna delâlet eder. Riyâdan sakınılması şartıyla dînin izhârı olduğu işitenlere tâlim olduğu, gaflette olanları gafletten uyandırdığı, sesin ulaştığı yere kadar zikrin bereketinin hayvanlara, ağaçlara, taşlara keseklere ulaşması, zikretmeyenlerin zikredenlere uymaları sebebiyle cehrî zikir cehrî zikrin sesini işiten yaş ve kuru ne varsa hepsi şâhid olurlar.” [15] 6- Rasûlullah şöyIe buyurmuştur“Bir topluluk, Allah’ı zikretmek için oturduklarında, mutlaka melekler onları sarar ve her taraflarını rahmet bürür, üzerlerine sekînet iner. Allah onlarla katındakiler ile övünür.” [16]Hanefî ulemâsından Hindistanlı âlim, ıslahatçı ve muhaddîs Şâh Veliyyullâh ed-Dihlevî bu hadisi zikrettikten sonra şöyle buyurmuştur“Hiç şüphe yoktur ki Müslümanların, şevkle Allah’ı zikir ederek toplanmış olmaları, ilahi rahmeti harekete geçirir ve üzerlerine sekînet iner, melekleri onlara yakın kılar.” [17] 7- Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur“Cennet bahçelerine uğradığınız zaman, onlardan istifâde ediniz nasibinizi alınız.” Ashâb sordu “Yâ Rasûlallâh! Cennet bahçeleri nerelerdir?” Hz. Peygamber buyurdu “Onlar zikir halkalarıdır; çünkü Allah’ın gezip dolaşan melekleri vardır, onlar zikir halkalarını ararlar. Bu zikir halkalarına geldikleri zaman, onları kuşatırlar.’’ [18]Ezkâr» şârihi, tarihçi, muhaddîs ve müfessîr İbn Allân bu hadisin şerhinde şöyle buyurmuştur“Ne zaman ki Allah’ı zikir eden bir cemaate uğrarsanız, onlara muvâfakaten siz de zikir edin,veya onların zikirlerini dinleyin. Onlar hâlen ve meâlen cennet bahçelerindedirler. Allah-û Teâlâ Rahmân» Sûresi 46. âyetinde Rabb’inin huzurunda durmaktan korkan kimselere iki cennet vardır’ buyurdu.” [19] 8- Hz. Sâbit rivâyetine göre, Selmân-ı Fârisî ve bazı sahâbeler bir yere oturmuşlar Allah’ı zikrediyorlardı. Uzaktan Rasûlullâh yanlarına gelirken sustular. Rasûlullâh şöyle buyurdu “Az önce ne söylüyordunuz?” Biz de Allah’ı zikrettiğimizi söyledik. Buyurdu ki “Ben üzerinize rahmet indiğini gördüm, ben de bu rahmete sizinle iştirak etmek istedim” Sonra şöyle buyurdu“Allah’a hamdolsun ümmetimden öyle bir kavim vardır ki, yanlarında oturmaya ve nefsimi sabırlı tutmaya emredildim. Bu konuda Allah buyurdu ki Sabah akşam Rablerinin rızâsını dileyerek O’na yalvaranlarla beraber, sen de sabret.’ Kehf, 28“ [20]Muhterem okuyucu yukarıda gördüğünüz gibi, Hazret-i Selmân ve yanındaki sahâbeler Rasulullah yanlarına geldiklerinde zikri kesip sustular. Ve bu da Rasûlullah Efendimiz yanlarına gelmeden önce sesli olarak zikir yaptıklarına dair büyük bir delildir. 9- Ebû Erâke anlatıyor Hz. Ali sabah namazını kıldı ve güneş bir mızrak boyu yükselinceye kadar oturduğu yerde kaldı. Sanki bir sıkıntısı vardı. Sonra şöyle dedi“Rasûlullah ashâbında öyle bir davranışlar gördüm ki, onlara benzeyen başka kimseyi görmedim. Onlar, toz-toprak içinde sararmış solmuş bir şekilde sabahı ederlerdi. Gözleri keçilerin dizi gibi şişmiş olurdu. Geceyi Allah’ın Kitab’ını okuyarak, ayakları ile alınları arasında gidip gelerek geceyi geçirmiş olurlardı. Allah’ın adı anıldığında, ağacın rüzgârlı bir günde sallandığı gibi sallanırlardı. Vallahi elbiseleri ıslanıncaya kadar gözlerinden yaş sel olurdu. Vallahi insanlar sanki bundan gâfil kaldılar.”[21] 10- Bir hadis-i şerifte Rasûlullah Ebûbekir Ömer ve Osman ile beraber Uhud dağına çıkar ve Uhud dağı sallanmaya ayağıyla vurur ve şöyle buyurur “Dur Yâ Uhud! Senin üzerinde bir Nebî, bir Sıddîk ve iki şehîd var.” Ve Rasûlullah şöyle buyurdu “Uhud bir dağdır. Bizi seviyor biz de onu seviyoruz.” [22]Eğer bir dağ bile Rasûlullah sevgisinden sallanıyorsa, müminlerin zikirde Allah aşkıyla kendilerinden geçerek sallanmaları gayet normaldir. 11- Ebû Hüreyre rivâyet edildiğine göre, Rasûlullah buyurdular“Allah-û Teâlâ diyor ki Kulum beni zikrettiğinde, ben onunla beraberim. Kulum beni gizlice içinden zikrederse, ben de onu özel olarak zâtımla zikrederim. O beni bir topluluk içinde zikrederse, ben de onu daha hayırlı bir topluluk içinde zikrederim.” [23]Hadis hâfızı, kelâm ve kıraat âlimi İmâm Kastallânî hadiste geçen “O beni bir topluluk içinde zikrederse” kısmını şerhederken “Yani kulum beni bir toplulukta cehrî sesli zikrederse” olarak şerh etmiştir. [24] 12- Câbir b. Abdullah el-Ensari anlatıyorRasûlullah mescitte yüksek sesle zikreden bir adama uğradı. Sahâbeden biri; “Yâ Rasûlullah! Bu adamın riyâkar olmasından korkulur” deyince, Rasûlullah “Hayır! O evvâhtır, yani Allah’ın aşkının şiddetinden inleyen kimsedir” buyurmuştur. [25]Bu hadis hakkında Hanefî fakihi ve muhaddis İmâm Leknevî şöyle buyurmaktadır“İmâm Beyhakîden rivâyet edilen bu hadis, zikirde sesi yükseltmeyi teşvik etmektedir. Eğer düşünürsen bu husus zikirde cehren yapılmasının câiz olduğunu ortaya koymaktadır.”[26] 13- Şâfiî ulemâsından tefsir, hadis, fıkıh, Arap dili ve edebiyatı âlimi Hâfız İmâm Süyûtî ayakta yapılan Cehrî zikir» ve Semâ» hakkında sorulan suale şöyle cevap veriyorSORUZikir meclisinde toplanan sûfîler cemaatinden bir şahsın ayağa kalkarak zikretmeye başlaması halinde kendi ihtiyarı ile bunu yapması çirkin midir? Ve birisinin onu bu işten nehyedip mânî olması gerekir mi?el-CEVAB Bunda inkâr edilecek bir şey yoktur. Bunun aynısı Şeyhü’l-İslâm Siracüddin el-Bulkîni’ye sorulmuştu. O’da şöyle cevapladı “Şüphesiz bu inkâr edilemez ve kimsenin ona mânî olmaya hakkı olmadığı gibi mânî olmak isteyene de ta’zir cezası uygulamak gerekir.” Yine aynı soruya allâme Burhaneddîn el-Ebnasî aynı şekilde cevap vermiştir. O’nun cevabında şu ifadeler de vardır “Hal sahibi kimse bu hal’in te’siri altında mağlubdur. Bu durumu inkâr eden ise öylesi vecd lezzetini tatmaktan, o safâ hâlini yudumlamaktan mahrumdur. Bunların cümlesinde selâmet en doğru tutum; o zatların hâllerini anlayıp, teslim olmaktır.” Bazı Hanefî ve Mâlikî ulemâsı da aynı şekilde cevab vermişler, ve hepsi de bu suale birbirine muvâfık cevaplar yazmışlar, muhalefet derim ki; Allah’ı ayakta zikretmek nasıl inkâr edilebilir? Allah-û Teâlâ buyurur ki “Onlar ayakta, oturarak ve yanları üzere yatarken Allah’ı zikrederler”Al-i İmran 191. Âişe der ki “Peygamber Allah’ı zikretmediği bir an yoktu.” [27] 14- Meşhûr Osmanlı şeyhü’l-İslâmı, hukukçu ve müfessir Ebü’s-Suûd Efendi soruldu ki“Bir adam yüksek sesle, oturarak yahut ayakta zikrullah yapsa câiz olur mu?”el-Cevap “Edep ve zikre hürmet ederek olursa câizdir.”Yine soruldu ki “Halka olup, bel ve başlarını sağa-sola hareket ettirerek cehrî yüksek sesle zikrullah eden kimselere şer’an ne lâzım gelir?”el-Cevap “Bellerini değil de sadece başlarını hareket ettirmekte yetinselerdi daha hoş idi. Zikr-i şerîfin edebine daha uygun idi. Amma beli hareket ettirmekte dahî hiçbir zarar yoktur. Ayaklar yerden kalkmadıkça.” [28] 15- Şâfiî fakihlerinden, sûfî İmâm Şa’rânî Cehrî Zikir» hakkında şöyle dediقَالَ الإمامُ الشَيخُ عَبدُالوَهابِ الشعَرانيِّ رَضِيَ اللَّه عَنْهُ وأجَمعُوا عَلى أنهُ يَجِبُ عَلى المُريدِ الجَهرُ بِالذكرِ بِقوةٍ تَامةٍ بِحيثُ لا يَبقَى مِنهُ مُتَسعٌ إلا ويَهتزُ مِن فَوقِ رَأسِهِ إلى إصبَعِ قَدَميهِ “Yine tasavvuf ehli icmâ etmişlerdir ki mürid, zikrini tam bir kuvvetle yapmalıdır. Şöyle ki; tâ başından ayağına kadar titremeyen bir nokta kalmamalıdır.” [29] 16- Meşhûr Hanefî fıkıh kitabı Fetâva’l-Hindiyye»de şöyle deniliyor“Büyük bir cemâat yapıp, sesleri yükselterek, hep birlikte tesbih Sübhânallâh Tehlîl Lâ ilâhe illallâh, salâvat ve sâir zikirleri söylemekte bir beis zarar yoktur. Ancak mahzurlu bir durum varsa sessiz söylemek daha iyidir.” [30] 17- Rivâyete göre Ya’kûb bir gün “Yûsuf, Yûsuf, Yûsuf!” diye feryad etti. Hemen Cebrâîl geldi ve “Allah’ın sana selâmı var. Buyuruyor ki, seni kör yapan Yûsuf’u zikrediyorsun da sana gözlerini veren beni zikretmiyorsun. Üç defa Yûsuf diyeceğine bir defa Allah deseydin, ölmüş olsa bile Yûsuf’u sana gönderirdim” dediHz. Pîr Azîz Mahmûd Hüdâyî kitabın devamında şöyle buyuruyor“Zikirde cehr sesli zikir mübtedi için tavsiye edilir. Çünkü sesli zikrin tesiri daha büyüktür. Havatırı kalpten çıkarışı daha çabuktur. Çünkü şiddetli zikir katı kalbe ulaştığında ondan ateş çıkar ve gözdeki perdeyi yakar. Gözün perdesini kaldırır. Ardından da ins-u cin’in ameline denk olacak Rabbânî cezbeler zâhir olur. Kalp kurb fezâsına yükseldiğinde kuvvet bulur. Ve hiçbir gözün görmediği hiçbir kulağın duymadığı harikulade şeyler görür ve duyar. Şunu da bil ki dil ile yapılan zikirde hedeflenen Mevlâ katında sâdık ve makbul bir kul olmak için kalbin heva ve mâsivadan sıyrılmasıdır.”[31] 18- Gavs-ı Azâm Seyyid Abdülkâdir-i Geylânî buyurdu kiوهو أن يكون الذاكر على وضوء تام، وأن يذكر بضرب شديد وصوت قويحتى يحصل أنوار الذكر في بواطن الذاكرين، وتصير قلوبهم أحياء بهذه الأنوار، حياة أبدية أخروية“Zâkir zikredecek kişi, güzel bir abdest alarak, şiddetli bir vurma ve yüksek bir sesle zikretmelidir. Böylece, zâkirlerin bâtınlarında, zikrin nurları hâsıl olur ve onların kalpleri bu nurlar sebebiyle ebedî-uhrevî bir hayatla hayat bulur.” [32] 19- Nakşî Şeyhlerinden Hâce Azîzân» lakabıyla meşhûr Ali Râmîtenî hazretlerinin cehrî zikir yaptığını duyanlar sormuşlar “Niçin cehrî zikir yapıyorsunuz?” Bu soruya şu cevabı vermiş“Âlimlerin görüşleri şudur ki son nefeste açıktan zikir yapılabilmeli. Bunun delili ise Efendimiz şu sözüdür Ölülerinize kelime-i şehadet telkin ediniz’ Tasavvuf ehline göre ise dünyada alınıp verilen her nefes, son nefes sayılır” [33] 20- İstanbul’un mânevî fâtihi, Akşemseddîn» adıyla meşhûr, allâme Muhammed b. Hamza buyurdu ki“Zikreden kimse zikir esnâsında yaptığı bir şeyden sorumlu tutulmaz. Ashâb-ı kiram zikrederken ağaçların rüzgârda sallandığı gibi sallanırlardı. Şeyh Ebû’l-Hasan el-Harakânî şudur ki; Allah» dediği zaman baştan ayağı sarsılır. Eğer böyle değilse Adam» değildir’ buyurmuştur. “ [34] 21- Allâme fakih İbn Âbidîn Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr» adlı fıkıh kitabında Yüce Allah’ın cemaatle zikrinden bahsederken konu ile alakalı İmâm Gazâlî şöyle bir nakil aktarmaktadırالإمام الغزالي ذكر الإنسان وحده وذكر الجماعة بأذان المنفرد ، وأذان الجماعة قال فكما أن أصوات المؤذنين جماعة تقطع جرم الهواء أكثر من صوت المؤذن الواحد كذلك ذكر الجماعة على قلب واحد أكثر تأثيرا في رفع الحجب الكثيفة من ذكر شخص واحد“İmâm Gazâlî insanın yalnız başına zikrinin cemaatle zikre, tek kişinin ezânıyla cemaatin ezânına teşbih etti veNasıl ki havanın hacmini kesmede müezzinlerin cemaat olarak ezân sesleri bir müezzinin ezân sesinden daha çok etkiliyse; bir kalp üzerinde perdelerin kalkmasında ve tesir bakımından cemaatle zikir bir kişinin zikir etmesinden daha etkilidir dedi.” [35] 22- Dâvûd münâcatında şöyle buyurdu“İlâhî! Beni zikredenlerin meclislerinden geçerek gaflete dalanların meclislerine vardığımı gördüğün zaman, daha o gâfillerin meclisine varmazdan evvel ayağımı kır. Zirâ bu şekilde ayağımın kırılması senden bana gelen bir lütuf olur.” [36] 23- Selefî/Vehhâbîlerin Şeyhü’l-İslâm» dedikleri İbn Teymiyye, “Cemâat hâlinde yapılan cehrî zikir bid’attır!” deyip, zikir ehlini inkâr eden bir adamın durumu soruldu. Cevâben dedi kiالِاجْتِمَاعُ لِذِكْرِ اللَّهِ وَاسْتِمْتَاعِ كِتَابِهِ وَالدُّعَاءُ عَمَلٌ صَالِحٌ، وَهُوَ مِنْ أَفْضَلِ الْقُرُبَاتِ وَالْعِبَادَاتِ فِي الْأَوْقَاتِ، فَفِي الصَّحِيحِ، عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ أَنَّهُ قَالَ {إنَّ لِلَّهِ مَلَائِكَةً سَيَّاحِينَ فِي الْأَرْضِ، فَإِذَا مَرُّوا بِقَوْمٍ يَذْكُرُونَ اللَّهَ تَنَادَوْا هَلُمُّوا إلَى حَاجَتِكُمْ} وَذَكَرَ الْحَدِيثَ، وَفِيهِ {وَجَدْنَاهُمْ يُسَبِّحُونَك وَيَحْمَدُونَك}.“Zikir için toplanmak ve Kur’ân ile menfaatlenip duâ etmek sâlih ameldir ve en efdâl Allah’a yakınlaşma vesîlesi ve muvakkat ibâdettir. Sahîh hadiste şöyle geçer Allah’ın yeryüzünde birtakım gezici melekleri vardır. Ne zaman Allah’ı zikreden bir kavme uğrasalar şöyle nidâ ederler; Gelin hâcetinize koşun!’ Başka bir rivâyette ise Biz onları sana hamdeder ve seni tesbih ederlerken bulduk ibâresi gereken şudur ki bu cemâat hâlinde zikir her zaman olmamalı, bazı vakitlere ve mekânlara tahsis edilmelidir. Sünnet-i revâtibten telakki edilmemelidir.” [37] 24- Yine Selefî/Vehhâbîlerin Şeyhü’l-İslâm» ünvanı verdikleri ve aynı zamanda İbn Teymiyye’nin de talebesi olan İbn Kayyim el-Cevziyye, Zâdü’l-Meâd» adlı eserinin “Rasûlullah’ın Zikir Konusundaki Metodu” bölümünde şunları söylemiştir“Hz. Peygamber Allah’ı zikir hususunda yaratılanların en kâmil olanıdır. Onun bütün sözleri Allah’ı zikir ile ilintilidir. Onun emirleri, yasakları, dinde koyduğu kurallar; Allah’ın sıfatlarını, hükümlerini, fiillerini, kullarının fiillerine karşılık verdiği ödül ve cezaları haber vermesi; Allah’tan isteyip O’na dua etmesi, yönelmesi ve itaat etmesi Hz. Peygamber’den sâdır olan zikir çeşitleridir. Hz. Peygamber’in susması ise kalp ile Allah’ı zikretmesidir. O her zaman ve her durumda Allah’ı zikrederdi. O ayaktayken, otururken, uzanırken, yürürken, binek üzerindeyken, gezinirken, konaklarken, bir yerden başka bir yerde giderken ve bir yerde ikamet ederken kısacası her nefesinde Allah’ı zikrederdi.” [38] KAYNAKÇA/DİPNOTLAR[1] Reşat Öngören, İslâm Ansiklopedisi, 44/412.[2] Tirmizî, Deavât, 6, Hadis No 3377.[3] Kevserî, İrgâmu’l-Merîd fî Şerhi’n-Nazmi’l-Atîd li-Tevessüli’l-Mürîd, Sf 28-29.[4] İbn Acîbe, Îkâzü’l-Himem fî Şerhi’l-Hikem, Sf 119-120.[5] Âlûsî, Rûhu’l-Meânî fî Tefsîri’l-Kur’âni’l-Azîm ve’s-Seb’i’l-Mesânî, Cilt 4, Sf 140.[6] er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, 4/533.[7] Bursevî, Rûhu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân, Cilt 1, Sf 265.[8] Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl ve Esrârü’t-Te’vîl, 1/132.[9] Akşemseddîn, Risâle fî’z-Zikr ve’l-Âdâbihâ ve’l-Efdâlihâ, 35-36.[10] İbn Kesîr, Tefsîru Kur’âni’l-Azîm, 9/153; Ebû Nuaym, Ma’rifetü’s-Sahâbe, Nr 4634.[11] Süyûtî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsîr bi’l-Me’sûr, 5/382.[12] Hanbel, el-Müsned, 4/124; Heysemî, Mecmâu’z-Zevâid, 1/19; Hâkim, el-Müstedrek, 1/501.[13] Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, Cilt 1, Sf 19, Hadis No 23.[14] Hanbel, Teheccüd, No 6411 Sahih bir İsnâdla rivâyet etti.; Nesâî,1285. Nevevî, el-Ezkâr 120’de “İsnadı sahihtir” dedi.[15] Aliyyü’l-Kârî, Mirkâtü’l-Mefâtih, Cilt 3, Sf 247.[16] Müslim, Zikr, 40.[17] Dihlevi, Hüccetullâhi’l-Bâliga, Clit 2, Sf 219.[18] Tirmizî, Daavât, 82; Hanbel, el-Müsned, 3/150.[19] İbn Allân, el-Fütûhâtü’r-Rabbâniyye Ale’l-Ezkâri’n-Neveviyye, Cilt1 Sf 94.[20] Hakim, el-Müstedrek, Cilt 1, Sf 210, Hadîs No 419.[21] İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye, Cilt 8, Sf 6; Ebû Nuâym, Hilyetü’l-Evliyâ ve’t-Tabakâtü’l-Asfiyâ, Cilt 1, Sf 76; Kettânî, et-Terâtibü’l-İdâriyye, Cilt2, Sf 143.[22] Tirmizî, Menâkıb, 18.[23] Buhârî, Tevhîd, 15; Müslim, Zikir, 21; Tirmizî, Deavât, 131; İbn Mâce, Edeb, 58.[24] Kastallânî, İrşâdü’s-Sârî fî Şerh-i Sahîhi’l-Buhârî, Cilt 10, Sf 310.[25] Beyhakî, Şuâbu’l-Îmân, 1/418, No 585; Hâkim, el-Müstedrek, No 1361; Leknevî, Sibâhatü’l-Fikr, Sf 44; Îzâhu’l-Meknûn, 1/294.[26] Leknevî, Sibâhatü’l-Fikr fi’l-Cehr bi’z-Zikr, Sf 44-45.[27] Süyûtî, el-Hâvî li’l-Fetâvâ, Sf 640.[28] Ebü’s-Suûd Efendi̇, Fetâvâ-yı Ebü’s-Suûd, Sf 83.[29] Şa’rânî, el-Envâru’l-Kudsiyye fî Ma’rifeti Kavâidi’s-Sûfiyye, Sf 44.[30] Şeyh Nizam ve Cemeat-u min Ulemâ-i Hindi’l-Â’lem, el-Fetâva el-Hindiyye fi Mezhebi’l-İmâmi’l-A’zâm Ebî Hanîfe, Cilt 5, Sf 315.[31] Hüdâyi, Hülâsatü’l-Ahbâr, Sf 163.[32] Geylânî, Sırrü’l-Esrâr, Sf 119.[33] el-Hânî, Hadâiku’l-Verdiyye, Sf 474.[34] Akşemseddîn, Risâle fi’z-Zikr ve’l-Âdâbihâ ve’l-Efdâlihâ, Sf 45.[35] İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-Muhtâr, 5/263.[36] Gazâlî, İhyâ-u Ulûmi’d-Dîn, 2/511.[37] İbn Teymiyye, Mecmû’u’l-Fetâvâ, Cilt 22, Sf 520.[37] İbn Kayyim, Zâdü’l-Meâd fî Hedyi Hayri’l-İbâd, 2/37.
İçerisinde Allah esmaları bulunan kelimeleri yahut Allah için söylenmiş onu yücelten kelimeleri söylemek dilde sürekli tekrar etmek Allah’ın en sevdiği ibadetlerdendir. Nafile ibadet olarak da bilinen belirli dua veya esmaları dilde tekrar etmek birçok tasavvufi yol için başlangıç kabul Nedir? Allahın isimlerini, sıfatlarını onu öven kelimeleri Kuranda geçen ve zikredilmesini istediği kelime veya duaları dilde tekrar ederek söylemeye zikir denmektedir. Zikir dilde başlayıp belli tekrarlardan sonra kalpte devam edebilen bir keşif halidir. Tasavvuf için zikir en önemli dilin ve kalbin teslimiyetinin başlangıcı kabul edilen bir Nasıl Yapılır? Zikir Allaha duyulan sevgi ve muhabbetin göstergesi olması için Allah için yapılır. Gizli olarak insanlara gösterişsiz şekilde yapılması Allah için en kıymetli olanı olduğunu hadislerden öğrenmek mümkündür. Zikir çekmek için önce tövbe etmek manasında estağfurullah zikri çekmek daha sonra çekilmek istenen zikre devam etmek alimlerce uygulanan bir yöntemdir. Zikir çekilirken sadece Allahu Tealanın isimleri değil peygamberleri özellikle Muhammed sallallahu aleyhi vesselleme de salavat çekmek oldukça kıymetli ve bağışlanma nedeni Faydaları Ve Faziletleri Nelerdir? Zikir çekmek Allah ile kul arasında bir ibadet olduğu için oldukça samimi bir ibadet şeklidir. Kalben niyet etmek zikri kalbi bir çerçevede kıymetli kılmaktadır. Zikir çekmenin maddi ve manevi birçok faydaları bulunmaktadır. Örneğin Allahu Tealanın en çok sevdiği zikirlerden olan Subhanallahi ve bihamdihi zikri kişinin maddi manevi genişlemesine vesile olan günahlardan alıkoyan bir zikir olmaktadır. Hadisi şeriflerde sevabının çok olacağı da zikir belirli bir enerjiyi açığa çıkarabildiği için insanda yeni keşifler ortaya çıkarmaya yardımcı olmaktadır. Zikreden kişinin kalbi de aynı şekilde belli bir zamandan sonra zikre devam ettiği için zikreden kişilerde kalp rahatsızlıklarının görülmediği ve alzahimer gibi rahatsızlıklara yakalanmadıkları ortaya Manevi Faydaları Nelerdir? Zikrin manevi faydaları zikir çeken kişi kendini daha güvende daha huzurlu hissetmeye başlamaktadır. Güven ve Allah tarafından görülme ve duyulma düşüncesi zikreden kişide sürekli olduğu için zikir çeken kişilerin kötü kelimeler söyleyemediği gözlenmektedir. Allah zikir sayesinde kişinin dilindeki kötü cümleleri temizlediği gibi zikre devam eden kişinin kalbindeki kötülükleri de temizlemektedir.
allah ın en çok sevdiği zikir