♣️ 16 Yüzyılda Tiyatro Alanında Eser Veren Yazarlar

Dumas’ın Üç Silâhşörler, Yirmi Yıl Sonra ve Bragelonne Vikontu gibi300 kadar romana ve tiyatro eseri vardır. Bazı Eserleri: Siyah Lale, Beyaz Lale, Üç Silâhşörler, Monte Kristo Kontu, Kamelyalı Kadın. * Naturalizm akımının temsilcisidir. * Sapho, Değirmenimden Mektuplar eserleriyle ünlüdür. A I B) II C) III D) IV E) V. 9. "Tanzimat Edebiyatı I. Dönem hikâye ve romanı" ile ilgili verilen aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır? A) Kişiler çoğunlukla tek boyutludur. B) Yazarlar, eserlerinin sonunda ibretlik dersler vermekten çekinmişlerdir. C) Tasvirler, çoğunlukla süs için yapılmıştır. D) İyiler daima iyi CumhuriyetDönemi Türk Edebiyatının özellikleri. 1. Cumhuriyet Döneminde memleket edebiyatı zevkiyle Batı'dan gelen anlatım biçimleri Türk edebiyatında başarılı bir şekilde kullanılmıştır. 2. Cumhuriyet döneminde Anadolu coğrafyası, Anadolu insanının hayatı, zevkleri edebi eserlerde çok fazla işlenmiştir. 3. GozziKardeşler’in ayrı bir yeri vardır: Gasparo, yeni Avrupa edebiyatla-nyla eski yazarları bağdaştırmaya çalışırken Aydınlanma düşüncesine sert bir biçimde karşı çıkan Carlo, aralarında «Geyik olan kral» (İl Re Cervo, 1762) «Turandot» (1762) ve «Anılar»ının da (Memorie, 1797-1798) yer aldığı, tiyatro için Katılımcılar 16’ncı yüzyılda Fransızca yazılmış Theope isminde bir oyun olup olmadığını araştırmadan, Özdemir Nutku’nun söylediğine itibâr etmişler ve bu yüzden de Coşkun Büktel’in 1990 yılında repertuara alınmış olan oyununun Devlet Tiyatroları’nda sahnelenmesi önerisi reddedilmişti. Budönemde, Türk tiyatrosu, oyuncusunu, yazarını yetiştirir. Ankara‘da da Devlet Konservatuvarının kurulmasıyla tiyatro, Anadolu’ya da açılır. Ancak günümüzde de bu açılımın yeterli olduğu söylenemez. Muhsin Ertuğrul, Cumhuriyet döneminde de olumlu çabalarıyla tiyatronun her aşamasının öncüsü olmuştur. Batıuygarlığındaki Türk Edebiyatı'nın kurucusudur. Tanzimat Edebiyatı'nı başlatan, Batı Edebiyatı yolunda nazım ve nesir türünde ilk olarak eser veren Şinasi'dir. İlk çeviri şiirleri, ilk noktalama işaretleri, ilk özel Türk gazeteciliği ve ilk yerli Hıristiyanlığınilk dönemlerinde kadının konumu feministleri gülümsetecek mahiyettedir. Ortaçağın başlangıcından yaklaşık 7. yy.’a dek Hristiyan olan topluluklarda toplumsal düzen yerleşmediği için kadınlar yasalarla sınırlanmamıştı. Başka bir değişle feodal dönem kadınlar için oldukça iyi bir zaman dilimiydi. 13. yy.’a kadar kadınlar hem dini kuruluşlar TanzimatDönemi tiyatro yazarlarından Abdülhak Hamit Tarhan bu dönemde en çok tiyatro eseri veren sanatçımızdır. Çok farklı bir milli tiyatro anlayışına sahip olan yazara göre "Asıl milli tiyatro seyircilere herkesten iyi bildikleri kendi hayatlarını değil, Bugünküromanı hatırlatan ilk eser 16. yüzyılda Rönesans’tan sonra Givoanni Boccacio tarafından yazılmış olan “Dekameron’dur. Miguel de Cervantes’in Don Kişot’u 16. yüzyılın sonlarına doğru yazılmıştır ve eser. Bu üç türde de tiyatro yazarları eserler vermişlerdir.Türk Edebiyatında ortaoyunu, gölge 19 yüzyılda Fransız edebiyatında Victor Hugo’nun”Gördüklerim”, Stendhal’ın “Bencillik Anılar, Verlaine’nin ” İtiraflar adlı eserler önemlidir. Rus yazar Tolstoy’un İtidafım” 20. yüzylda dünyanın her ülkesinde çok sayıda edebiyatçı bu türde eserler vermeye devam etmektedir. OsmanlıDönemi Divan Edebiyatı. XIII. eser veren sanatçıların türkçe bazı eserler de yazdıkları görüldü. Meselâ farsça divanı ve üç mesnevîsi olan Sultan Veled’in (1226-1312) eserleri arasında toplam tutarı 367 beyit olan türkçe parçalara rastlanır. Aynı şekilde selçuklu Şehname’ sini Farsça b5bb8J9. Cevap Hangisi 16. yüzyılda tiyatro alanında eser veren sanatçılardan değildir sorusunun cevabıAShakespeareBCorneilleCMoliereDThespis​Thespis, MÖ 6. yüzyılda yaşamış şairdir. Dionysos şenliklerinde tören kutsamak için yapılırken tiyatro oyunları da kutsal amaçlar kisvesi altında oynanırdı. Antik Yunan tragedyalarında, tanrıların, kralların ve soylu kişilerin yaşadığı çok acıklı hikâyeler konu edilirdi. Amacı ise, sıradan inanların, mevzubahis kişilerle özdeşleşerek, ruhsal arınmaya uğraması katarsis ve soylulara, krallara, tanrılara bağlılıklarını sürdürmesiydi. Çünkü bu sayede sıradan insanlar, soylular vb. yi de kendileri gibi görecek, tanrılara koşulsuz itaate devam edecek, dolayısıyla süregelen iktidar ilişkilerini sorgulamayacaktı. Tarihte korobaşıyla konuşmaya giren ilk kişi olarak Thespis ilk oyuncu olmuştur. Thespis 16. yüzyılda tiyatro alanında eser veren sanatçılardan değildir. Cevap d şıkkı Edebi Akımlar Bildiğimiz üzere edebiyatımız tarihsel süreçte hepsi birbirinden farklı birçok alt gruba ayrılmıştır . Peki neden bu kadar farklı grup oluştu ? Çünkü sanat anlayışları farklıydı , hayat görüşleri farklıydı bu sebebten dolayı sanatçılarımız farklı sanat akımları oluşturmuşlardır. Sanat akımını kısaca şöyle açıklayabiliriz ;Sanatta görüş, duyuş, anlayış bakımından yenilikler ortaya koyan, farklılık gösteren harekete “sanat akımı” denir. Peki bu akımlar nelerdir? Bu yazımızda akımların özelliklerini ortaya çıkışını ve temsilcilerini inceleyeceğiz. Yazımızdaki akımlar şunlardır; Hümanizm İnsancılıkKlasisizm KuralcılıkRomantizm CoşumculukRealizm GerçekçilikNatüralizm DoğalcılıkParnasizm Şiirde GerçekçilikSembolizm SimgecilikEmpresyonizm İzlenimcilikFütürizm GelecekçilikDadaizm KurasızlıkSürrealizm GerçeküstücülükEkspresyonizm DışavurumculukEgzistansiyalizm VaroluşçulukModernizmPostmodernizm Hümanizm İnsancılık Hümanizm’in genel anlamı; “insanlık aşkı, insaniyete muhabbet, insancıllık/insancılık; insanı, renk, ırk, din ve mevkiini dikkate almadan sevmek, onun hayrını düşünmek özel anlamı; “Rönesans çağında Eski Yunayı ve Lâtin edebiyatına dönüp ona değer veren, tanıtan, araştıran öğreti”; felsefî anlamı ise; “insanî değerlerin savunulmasını esas alayı dünya görüşü”; “Genel olarak, akıllı insan varlığını tek ve en yüksek değer kaynağı olarak gören, bireyin yaratıcı ve ahlâkî gelişiminin, rasyonel ve anlamlı bir biçimde, doğaüstü alana hiç başvurmadan, doğal yoldan gerçekleştirebileceğini belirten ve bu çerçeve içinde insanın doğallığını, özgürlüğünü ve etkinliğini ön plâna çıkartan felsefî belirtileri XIV. yüzyılın başlarında İtalya’da görülmeye başlayan hümanizm ve Rönesans, asıl gücüne XV. yüzyılda ulaştı ve XVI. yüzyılın sonuna kadar da varlığını asıllı Dante 1265-1321, Petrarca 1304-1374 ve Boccacio 1313-1375, hümanizm ve Rönesans’ın ilk müjdecileridir. Söz konusu üç şahsiyet, kendilerini Antik Çağ’a bağlayan, ama yüzyıllar önce kopmuş bulunan kültür ve sanat köprüsünü yeniden kurmaya ve böylece hümanist düşünce ve Rönesans hareketini başlatmaya muvaffak sonra XV. yüzyılda İspanya, Portekiz, Fransa, İngiltere ve Almanya’ya sıçrayan hümanizm ve Rönesans, bu ülkelerde de birbirine çok yakın anlayış içinde hayat bulmuştur. Hümanizmin Özellikleri Hümanist sanatkâr, Antik Yunan ve Lâtin kültür ve sanatına dönerek onu kendine örnek sanat/edebiyatın asıl konusu insandır. Elbette bu insan, evrensel insandır. Hümanistlere göre, doğuştan birtakım zaaflara sahip olan insan, eğitimle belli bir ruh-beden dengesine ulaşabilecek potansiyele sahiptir. Zira insan, bir Tanrı melekesi olan akla sahip ve bu aklı sayesinde Tanrı’ya en yakın varlıktır. Bu sebeple o sorumluluk sahibidir, iyi insan, inançları ile aklı arasında bir denge kurabilmiş; iradesini Tanrı iradesinin emrine verebilmiş amacı, insanı cennetteki kusursuzluğuna doğru millî değil evrensel konuları esas sanat/edebiyat, büyük ölçüde aristokrattır. Sanatkârların büyük bir kısmı asilzade ve için sanat anlayışı ile eserlerini çok biçime önem verirler. Temsilcileri Hümanizm akımının dünya çapındaki temsilcilerinin başında Dante, Montaigne, Boccacio, Rabelais, Petrarca, Cervantes ve W. Shakespeare gelmektedir. Ülkemizde ise hümanizm akımının temsilcileri; Sabahattin Eyüpoğlu, Nurullah Ataç ve Vedat Günyol’dur. Ayrıca ülkemizde bilinen en büyük hümanist ise Yunus Emre’dir. Lakin Yunus Emre, hümanizm akımı ile ilgilenmemiştir. Onun insanlığa olan sevgisinin kaynağı tasavvuf edebiyatından kaynaklanmaktadır. Klasisizm Kuralcılık Fransa’da ortaya çıkan bir edebiyat akımı olan klasisizm, daha çok şiir ve tiyatroda etkisini göstermiş bir ilanıyla birlikte Avrupa’da günlük yaşamda ve sanatla kültür alanında önemli gelişmeler yaşanmış, kilisenin dinî baskısı, sanatın ve sanatçıların üzerinden kalkmaya iç kargaşalar, 17. yüzyıl Fransa’sında yerini dinginliğe bırakır. Kilise ve derebeyliklerin direnişi iyiden iyiye tabaka da saraya bağlanmayı kabul eder. Böylece siyasi alanda bir düzen, kurallara bağlılık oluşur. Bu düzen, edebiyat alanında da kendini ve dilin kurallarını belirlemek üzere Fransız Akademisi felsefesi de sanatçıların üzerinde olumlu bir etki meydana ve Latin geleneğine bağlı bir edebiyat akımı olan klasisizmin estetiği, eski Yunan ve Latin edebiyatı dönemine ait başyapıtlarla oluşturmuş, yeniden doğuş diye adlandırılan Rönesans döneminde gelişmiştir. Bu akımın kurucusu olarak kabul edilen Boileau “Aklı seviniz, yapıtlarınız değerini akıldan alsın.” sözüyle klasisizmin felsefesini ortaya koymuştur. Klasisizmin Akımının Özellikleri Duygusallığı ikinci plana atıp akıl ve sağduyuya önem insan tabiatını esas alırken olayların ve konunun gerçeğe benzer olmasına dikkat etmek konu ve olaylar herkesin kabul edeceği şekilde akımının en önemli özelliklerinden biri de sanatçının kesinlikle kendi hayatından, duygularından, düşüncelerinden, acılarından Yunan ve Latin edebiyatını örnek sanatçılar, kurallara sıkı sıkıya bağlı türün kendine özgü kuralları türün özelliği diğer türde kullanılamaz ya da farklı türler aynı eser içerisinde akımı sonucu Trajedi ve Komedi türleri ortaya önemli değildir; önemli olan, konunun işleniş sokak dili değil, seçkin çevrelerin dili yalın bir biçimde hep soylu tabakadan seçen klasikler, eserlerinde kaba ve çirkin sözlere yer vermemişlerdir. Klasisizmin Temsilcileri Boileau şiirLa Fontaine fablRacine, Corneille trajediMoliere komediMadame de La Fayette romanLa Bruyere karakterleriyleBossuet hitabetMalherbeşiir Türk edebiyatında klasisizmin temsilcileri Şinasi, Ahmet Vefik Paşa ve Direktör Ali Bey klasisizmin edebiyatımızdaki temsilcileridir. Romantizm Coşumculuk Klasisizme tepki olarak doğan sonlarında ortaya çıkan 19. yüzyılda etkisini gösteren bir edebiyat DönemiKlasisizm akımının ortaya koyduğu sağduyu ve akıl ilkesi bilimsel ve sanatsal gelişmeyi hızlandırmıştır. J. J. Rousseau, Montesquieu gibi felsefeciler, katı kurallara bağlı sistemle düşünce yönünden çatışma içine felsefeciler, insan hakları, özgürlük, adalet gibi konuları halkın gündemine sokmayı başarmıştır. Sonunda bu düşünceler meyvesini vermiş ve 1789’da Fransız İhtilali sonra derebeylik ve aristokrasi çökmüş; soylulara karşı yeni bir yapılanma burjuva oluşmuştur. Bu gelişmelerden sonra da yeni duygu, düşünce ve idealleri anlatmayı amaçlayan, sanatın ve sanatçının kurallardan kurtulup özgürleşmesini savunan romantizm akımı en önemli özelliği klasisizme tepki olarak doğuşudur. Klasik öğretinin bütün kuralları romantizmle birlikte yıkılmış, Latin ve Yunan edebiyatlarının etkisi iyice zayıflamıştır. Bu akım, Victor Hugo’nun “Hernani’ adlı oyunuyla bir edebiyat akımı olarak başarıya ulaşmıştır. Romantizmin Akımının Özellikleri Akıl ve sağduyu yerine duygulara yer temalı eserler çok insanı merkeze almışlardır. İnsanı sadece aklıyla değil hayal gücüyle, sezgisiyle, duygularıyla yani bütün benliğiyle ele duygusallığı hüzünlü ve hayata karşı ve kendi iç dünyasına kötümser bir ruh haliyle baharın yeşilliğinden çok sonbaharın sararmış yapraklarını; yaşama sevinci veren türkülerden çok akşamın hüzünlü ezgilerini sanatçılar, eserlerinde kişiliklerini gizlemezler, olaylarla ilgili görüşlerini açıkça ortaya kahramanlar ya çok iyi ya da çok kötüdür ve romanlarda iyi-kötü çatışması vardır. Ayrıca romantizmde her sınıftan insan eserlerde kendine yer ölüm, tabiat, belli başlı konular olarak dikkat edebiyat dilindeki kalıplaşmış kelimeler yerine, günlük konuşma dilini kullanmayı her sınıftan insanı da eserlerine konu olarak ilk eserler tiyatro alanında verilir, ancak daha sonra roman ön plana tiyatroda, klasik tiyatroda bulunan üç birlik kuralı milli bir akımdır. Eserlerinde kültürel değerlerine, halk edebiyatına, folklora, mahalli ve milli renklere yer gerek manzum gerek mensur eserlerde tasvire geniş yer vermişlerdir. Romantizmin Temsilcileri Vıctor RousseauGoetheSchillerLamartineAleksandre DumasVoltairePuşkin Türk edebiyatında romantizmin temsilcileri Tanzimat edebiyatı dönemindeki ürünlerin çoğunluğu Romantizmin etkisiyle kaleme Kemal Roman ve tiyatrolarıylaAhmet Mithat İlk romanlarıylaRecaizade Mahmut Ekrem ŞiirleriyleAbdülhak Hamit TiyatrolarıylaZiya Paşa Şiirleriyle Realizm Gerçekçilik ikinci yarısında romantizme tepki olarak ortaya çıkmış bir sanat yüzyılda bilim alanında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bilim adamlarının yaptıkları gözlemler ve deneyler, bilimin gelişmesine büyük katkılarda alanda yalnızca gözlenenlere, yani gerçeğe önem verilmesi, Auguste Comte’un Pozitivizm felsefesinin, insanın sadece gördüğüne inanması gerektiğini savunmasının edebiyata da yansıması olmuştur. Böylece Pozitivizmin de etkisiyle realizm akımı doğmuştur. PozitivizmModern bilimi temel alan; batıl inançları, metafizik ve dini, insanlığın ilerlemesini engelleyen bilim öncesi düşünce tarzlarını reddeden dünya görüşüdür. Realizmde, duygu ve hayaller yerini, toplum ve insan gerçeklerine bırakır. Konular gerçekten alınır. Yaşanan ve gözlenen gerçek bütün çıplaklığıyla anlatılır. 1857’de Gustave Flaubert’in kaleme aldığı “Madame Bovary” adlı romanla, realizmin, romantizm karşısında üstünlük sağladığı kabul edilmektedir. Bu roman ilk büyük realist roman sayılır. Realizmin Akımının Özellikleri Gerçekler ön plandadır. Realist sanatçılar, eserlerinde yaşamın gerçeklerini dile eserlerinde romantikler gibi tesadüflere, olağanüstülüklere, mucizelere, hayali olanlara,soyut düşüncelere yer inandıkları gerçek anlayışına uygun bir biçimde kaleme alabilmek için malzeme, bilgi, belge toplayabilmek düşüncesiyle gözleme sanatın konusu ve amacı, çağdaş sosyal insan ve toplum hayatının objektif bir biçimde sanat eserine toplumun her katmanında ve her ortamında yaşanan hayatı, bu hayatın her türlü insanını ön yargısız eserlerinde mekan ve çevre tasvirine oldukça fazla yer vermişlerdir. Çünkü mekan ve çevrenin insan ruhu üzerinde etkili olduğunu düşünmüşlerdir. Realistlerin yaptıkları tasvirler romantikler gibi tasvir için tasvir değildir. Tasvirler, o mekanda yaşayan insanların karakterini , kültürünü, ekonomik durumunu, iç dünyasını yansıtmakta ciddi bir işleve sanatçılar eserlerinde kişiliğini gizlemiş objektif sanatçılar hiçbir şekilde eserlerinde olayın akışını konusu günlük hayatta her zaman rastlanabilecek veya yaşanabilecek olaylardan romanda olaylar çok sağlam sebep-sonuç ilkesi dahilinde gelişmiştir. Yani determinizm ilkesine yazarların okuyucuyu eğitme gibi bir amaçları yoktur; onlar gözlem, araştırma ve belgelere dayanarak, yaşananı nesnel bir şekilde aktarmayı biçim, dil ve üsluba büyük önem roman ve hikâye ön plana çıkmıştır. Realizmin Temsilcileri StendhalHonore de BalzacG. FlaubertE. HemingwayLev TolstoyDostoyevskiA. ÇehovGogolM. Gorki Türk edebiyatında realizmin temsilcileri Recaizade Mahmut Ekrem Araba SevdasıSami paşazade Sezai SergüzeştNabizade Nazım KarabibikHalit Ziya Uşaklıgil Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık HayatlarYakup Kadri Karaosmanoğlu Kiralık Konak, Yaban…Memduh Şevket Esendal Ayaşlı ve KiracılarıReşat Nuri Güntekin RomanlarıylaRefik Halit Karay Romanları ve hikâyeleriyleSait Faik Abasıyanık Roman ve hikâyeleriyle Natüralizm Doğalcılık sonlarında Fransa’da ortaya çıkmış bir sanat kurucusu olarak Emile Zola kabul realizmin daha ileri düzeye ulaşmış biçimi de doğayı anlatırken deney yöntemine başvurması nedeniyle realizmden ayrılır. Natüralistler kişi ve olaylara, bir bilim adamı gözüyle yaklaşırlar. Natüralizmin Akımının Özellikleri Eserlerinde deneysel gerçekliğe bağlı kalarak eserlerini göre sadece gözlem yetersiz kalmaktadır. Gözlemde olaylara dışarıdan müdahale söz konusu değildir. Bu sebeple gözlemci pasiftir. Halbuki deneyci aktiftir. O, gözlemci gibi olayları sadece dışarıdan seyretmez;olayların oluşumuna bizzat müdahele eserlere kişiliğini dahil etmemişler; objektif sanatçıların temel konusu insan ve insanı ele almada onun fizyolojik yapısı, irsiyeti, yaşadığı çevre ve aldığı eğitimi öne çıkartırlar ve bu çerçevede insan gerçeğine ulaşmaya çalışırlar. Mekan tasvirlerine eserlerinde çok yer verirler. Realizm akımından da ileri giderek sayfalarca mekan tasviri ki bu tasvirler boş tasvir değil roman kahramanlarının maddi ve manevi durumunu öğrenmek için yapılan edebiyatta genel ve koyu bir kötümserlik söz konusudur. Her türlü manevi, ruhi, ahlaki değerlerin reddi;toplumun kurumlarına olan inançsızlık; insanın irade hürriyetini inkar gibi hususlar natüralistleri kötümser toplum içindir anlayışıyla eserler kaleme konusunda realistler kadar titiz değildirler. Roman ya da hikaye kahramanlarını kendi ağız özellikleriyle ve sade bir dil çok büyük açıda roman türüyle sınırlı kalmış bir sanatçılar, insanın fizyolojik özellikleri üzerinde durur; insanı soyaçekim ve genetik özellikleriyle ele alırlar. Çünkü kişinin sahip olduğu erdemlerin soylarından geldiğine inanırlar. Natüralizmin Temsilcileri Emile ZolaAlphonse DaudetGuy de MaupassantGoncourt Kardeşler Türk edebiyatında natüralizmin temsilcileri Türk edebiyatında bu akımın ilk izleri Tanzimat dönemi sanatçısı Nabizade Nazım’da görülür. Edebiyatımızda natüralizm akımına en yakın eserleri veren sanatçı Hüseyin Rahmi Gürpınar’dır. Ancak Gürpınar, eserlerinde sosyal eleştiriye yer vermesi yönünden natüralistlerden ayrılır. Parnasizm Şiirde Gerçekçilik ikinci yarısında Fransa’da romantizme tepki olarak doğan bir şiir akımıdır. 1886 da “Parnas” adlı derginin yayınlanmasıyla ortaya çıkmıştır. Parnasizm, bir anlamda realizmle natüralizmin şiire yansımış parnasizmin kurucusudur. Parnasizmin Akımının Özellikleri Şiirlerde objektiflik hakimdir. Sanatçılar kendi duygu ve düşüncelerini esere başka ifadeyle şiir öznel değil nesnel ifadeleri aşk konusunu hiç işlememişlerdir. Eserlerinde dış dünyanın, tabiatın ve varlıkların sahip oldukları güzellikleri nesnel bir biçimde ifade bir başka konusu ise herkese ait olan evrensel biçim mükemmelliğinenazım şekli,nazım birimi,mısra,kafiye, ölçü önem vermişlerdirSanat sanat içindir anlayışı ve realizmde olduğu gibi parnasizmde de kötümserlik dış yapısı, sözcüklerin sıralanışı, seslerin uyumu, ritim ön plandadır. Bu yüzden parnas sanatçılar, ölçü ve uyağa çok önem Eski Yunan mitolojisine büyük hayranlık duyarlar. Dolayısıyla ele alınan bazı konular klasisizmle benzerlikler şiirlerini daha çok “sone” tarzında yazmışlardır. Parnasizmin Temsilcileri GautierLisePrudhommeJ. Maria de HerediaBanvilleCoppee Türk edebiyatında parnasizmin temsilcileri Parnasizm Türk edebiyatına Servet-i Fünun döneminde izleri Cenap Şahabettin’de olsa da bu akımın en belirgin etkileri Tevfik Fikret’te görülür. Kimi yönleriyle Yahya Kemal de bu akımdan izler taşır. SembolizmSimgecilik sonlarında Fransa’da parnasizme tepki olarak ortaya akım, 20. yüzyıl edebiyatını önemli ölçüde 19. yüzyılın son çeyreğinde Batı şiirinde hakim olan bir sanat Mallarme ve Varleine sembolist şiirin ilk örneklerini kaleme almışlardır. Hazırlık Dönemi Realizm ve natüralizmin etkisiyle Fransız edebiyatında aşırı gerçekçi bir ortam ilerlemeler, makineler, yeni buluşlar insanoğlunu mutlu kılma şöyle dursun, bir bunalımın eşiğine 1870 bozgunu Fransa’daki bu karamsarlığı büsbütün kuşak da bu bunaltıcı ortamı değiştirmek için bazı siyasal ve toplumsal girişimlerin gerekliliğini öne sürmeye başlar. Bu gereksinim sanat içinde ortaya atılmaya, tartışılmaya başlar. İşte bu tartışmaların sonunda sembolizm olarak da adlandırılan sembolizm, hem gerçeği gösteren hem de onun sınırlarını aşma isteğine cevap veren bir sanat akımıdır. Sembolizmin Akımının Özellikleri Sanat sanat içindir anlayışıyla eserle kaleme anlayışına farklı bir bakış açısı dünyada gerçekliğin kişiden kişiye değiştiğini öne sürerler. Gerçekliğin sanatçıda bıraktığı değeri eserlerinde düşüncelere değil, duygulara seslenmelidir çünkü şiir bir şey anlatmak için kelimelere semboller yüklemişler, böylelikle şiirin daha işlevsel olduğunu anlam kapalılığını esas almışlardır. Şiirden herkes kendine göre bir yorum çıkarması gerektiği düşündükleri için anlam kapalılığına yer musikiye yakın bir tür olduğunu düşünmüşlerdir. Birbiriyle uyumlu kelimelere yer vererek şiirde musikiyi yakalamaya konuları melankoli, hüzün ve karamsarlık en fazla işledikleri daha çok serbest nazım türleriyle şiir yazmışlardır. Sembolizmin Temsilcileri BaudelaireRimbaudMallarmePaul ValéryVarleineEdgar Allen Poe Türk edebiyatında sembolizmin temsilcileri Bu akımın ilk uygulayıcısı Cenap Şahabettin’dir. Ancak bu akımın en başarılı örneklerini Ahmet Haşim vermiştir. Empresyonizm İzlenimcilik Edebi Akımlar Kapsamlı Konu Anlatımı yazımıza Empresyonizm ile devam edelim. sonlarında Fransa’da resim alanında görülmüş, daha sonra edebiyat ve müzikte de etkili olmuş bir olarak da adlandırılan bu akımda sanatçılar, çevresindeki varlıkları değil, bunların kendilerinde bıraktığı izlenimleri aktarır. Empresyonizmin Akımının Özellikleri Dış dünyanın sanatçıda bıraktığı izlenimleri şekle ve kafiyeye önem sanat içindir anlayışıyla eserler her şeyden önce özgürlüğün sembolüdür. Özellikle empresyonist ressamlar, alışılmış hiçbir kurala bağlı kalmamışlardır. Böylece empresyonist resimde renklerin özgürlüğü sağlandığından sistemsiz bir coşkunluk vardır. Empresyonizmin Temsilcileri MonetSisleyCezanne Türk edebiyatında empresyonizmin temsilcileri Türk edebiyatında Ahmet Haşim empresyonizmden etkilenmiştir. Fütürizm Gelecekçilik başlarında İtalya’da ortaya çıkmış bir sanat akımıdır. İtalya’da ortaya çıkan bu akım, daha sonra tüm Avrupa’ya modern yaşantının verdiği heyecanlardan doğan bir edebiyat akımıdır, yenileşmenin tüm olanaklarına açılan bir yönelmedirBu akımın öncüsü İtalyan şair, romancı, oyun yazarı ve yayın yönetmeni Filippo Tommaso Marinetti’ 1909 da Paris’te “Le Figaro” gazetesinde yayımladığı “manifesto futurisita” Fütürizm Bildirisi, fütürizmin bildirişidir. Bildiride, “Bizler müzeleri, kütüphaneleri yerle bir edip ahlakçılık gibi bütün yararcı korkaklıklarla savaşacağız.’ ifadeleri yer almaktadır. Bu, geçmişin bütünüyle reddi anlamına gelmektedir. Aynı bildiride. “Biz dünyadaki gerçekten sağlıklı tek şeyi, yani savaşa ve ölüme götüren güzel düşünceleri yüceltiyoruz.” sözleri, siyasal alanda o dönemde gelişen faşizmden yana bir tavrın da açık göstergesi olmuştur. Süratin hızın üstünlüğünü iddia ve ilan eden Marinetti, bir yarış arabasının, Yunan heykelinden daha güzel olduğunu belirtmiştir. Fütürizmin Akımının Özellikleri Fütüristler, geleneksel tema ve şekilleri bir yana bırakarak, modern çağın, tekniğin, makine gücünün şimdide sağladığı ve gelecekte sağlayacağı bolluğu, refahı, huzuru geçmiş-şimdi-gelecek ve bunlara ait duygular aynı anda verilmeye ve kafiyeyi şiirden yüzden fütürizmde serbest tarzda yazılan şiirler ön plana şiirde duyguların yerini makine ve fabrika gürültüleri ayrıca savaş, kavga gibi saldırgan hareketleri içeren konuları ele mantıklı cümleler kurmayı reddeden fütüristlerin parolası, “sözcüklere özgürlük”tür. Fütürizmin Temsilcileri MarinettiMayakovski Türk edebiyatında fütürizmin temsilcisi Nazım Hikmet Ran Dadaizm Kuralsızlık Edebi Akımlar Kapsamlı Konu Anlatımı yazısı Dadaizm ile devam ediyor. Dadaizm, 1916’da İsviçre, Fransa ve Amerika’da hemen hemen aynı zamanda Larousse sözlüğünü rastgele açmış bulduğu “dada” kelimesini akımın ismi yapmıştır. Dada, Fransızca’da “oyuncak tahta at” anlamına Dünya Savaşının ardından kurulan bir akım olduğundan dönemin karamsarlığı dadaistlere de yansımıştır. Dayandığı temel görüşler dayanaksız olduğu için çok kısa bir süre 1916-1922 varlığını sürdürebilmiştir. Dadaizm Akımının Özellikleri Şiiri, tamamıyla serbest çağrışımlara çok büyük ölçüde yeni ve şaşırtıcı imajlar şekle hiç önem bilinen manaları dışında ve redife bir şiir dili oluşturmak istemişlerdir Dadaizmin Temsilcileri Tristan TzaraJean ArpRichard HülsenbeckMarcel JancoEmmy Hennings Dadaizm, edebiyatımızda rağbet görmemiş, sadece Mümtaz Zeki Taşkın’ın ve Ercüment Behzat Lav’ın birkaç şiirinde etkisi olmuştur. Sürrealizm Gerçeküstücülük başlarında André Breton tarafından Freud’un görüşlerine psikanaliz yöntemi dayanılarak açılan bir sanat bilgi ve esin kaynağı olan Freud’a göre, insanoğlunun dış dünyasından edindiği alışkanlıklar, istekler bilinçaltında toplanır. Bu istekler düş rüya, yarı rüya durumunda çözülerek ortaya çıkar. Sürrealistler. Freud’un bu görüşünü edebiyata uygulamışlar ve bir anlamda bilinçaltının, bilinç alanına olan egemenliğini Breton, sürrealizmle ilgili düşüncelerini şu sözlerle açıklar “Sürrealizm, bugüne kadar ihmal edilmiş olan bazı çağrışım biçimlerinin yüksek gerçekliği, rüyanın büyük kudreti, düşüncenin karşılıksız oyunu hakkındaki inanışa dayanıyor. Sürrealizm, diğer bütün ruhsal mekanizmaları tamamen ortadan kaldırmayı ve hayatın başlıca sorunlarının çözümünde onların yerini almayı amaç edinir.” Sürrealizm, 20. yüzyılın en önemli düşünce hareketlerinden biri sayılır. Günümüzün hemen bütün sanat kollarında bu akımın etkisi görülür. Sürrealizmin Akımının Özellikleri Şiirde aklı değil bilinç altını esas her türlü sanat kurallarına,ahlaki değer ve töreye hatta deneye karşı bunların hepsi aklın temel amacı, bilinçaltının gizli dünyasını serbest çağrışım yoluyla ifade sanatı aklın ürünü olmaktan çıkararak tesadüf ve otomatizmanın ürünü haline getirmiş otomatik yazıyı kullanmışlardır. Otomatik yazı zihninize gelen her kelimeyi mantık olsun ya da olmasın kağıda yazıda noktalama işaretlerine ve yazım kurallarına uyulma zorunluluğu şiirlerinde mizah ve alaya büyük önem hayat, toplum, insan ve olaylar karşısında alaycı bir tavır amaç çevremizi, hayatımızı, inançlarımızı oluşturan değer ve kurumların hakimiyetini;bunlardaki akıl mantık dokusunu komik, olağanüstü ve esrarlı şeyler bir aradadır. Amaç yine akıl-mantık dokusunu temel çağrışım tarzlarından biri de rüya insanın kendi iç dünyasına yönelme yani bilinçaltına yönelme ve bu dünyanın sırlarını yakalama imkanı bol imaj kullanmışlar, kapalı bir anlatıma yer vermişlerdir. Sürrealizmin Temsilcileri André BretonPaul EluardLouis AragonReverdyPerret Türk edebiyatında sürrealizmin temsilcileri Garip akımı şairleri Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat Horozcu bu akımdan etkilenmişlerdir Ekspresyonizm Dışavurumculuk Ekspresyonizm Dışavurumculuk, doğanın olduğu gibi temsili yerine, duyguların ve iç dünyanın ön plana çıkarıldığı 20. yüzyıl sanat akımı “insanların en gizli yönlerini açığa vuran bir anlatım” olarak açıklayabiliriz. Zaten “ekspresyon” Fransızcada “anlatım” anlamına göre şairin görevi dış dünyanın anlamsızlığına. ruhsuzluğuna bir anlam bir sanatçı, bir nesneyi bütün somut ilişkilerinden ayırmak, onu çıplak ve yalnız olarak, bireysel zihnin katışıksız bir ürünü olarak incelemek kendi öz sezişini anlatım olarak adlandırılan ekspresyonizmi ilk olarak Almanlar Dünya Savaşından sonra özellikle Alman resim ve sinemasında Van Gogh bu akımın öncüsü kabul edilir. Herwarth Waiden, Strindberg de bu akımın olarak da adlandırılan bu akım, empresyonizme olduğu gibi dış dünyadaki izlenimleri aktarmak değil, insanın iç dünyasında doğan duyguları anlatmayı amaçlamıştır. Ekspresyonizmin Akımının Özellikleri Ekspresyonizm, yeni bir gerçek anlayışı gündeme getirir. Bu gerçek ne realist ne natüralistlerin inandıkları maddenin ardındaki gerçek ne de sembolistlerin inandıkları maddenin ardındaki gizli göre gerçekçilik, sanatkarın ruhunda ve içinde nesnel değil nedenler ekspresyonizm dış dünyanın gerçekliğine değil, sanatkarın gerçekliğini esas amacı ve görevi, sanatkarın kendi iç dünyasını nedenler ekspresyonist dış dünyada bulamadığı mutluluğu kendi iç dünyasında iç dünyasında bulduklarıyla dış dünyayı gözleme önem veren bir sanatçı kendini dış dünyadan soyutlar. Dolayısıyla eserlerinde bireysel ve soyut konulara ve eğitici bir sanat anlayışına okuyucuyu eğlendirmek veya estetik vermek değil, onu sarsarak ve şaşırtarak içinde bulunduğu uyuşukluktan kurtarma ve ölçü ve uyağı bir şiir dili geliştirmişler, kullanılmayan kelimeleri kullanmaya ve tiyatro türlerinde etkisini toplumun gerçeklerine sırt çevirdiği için pek başarılı olamamışlardır. Ekspresyonizmin Temsilcileri O’NeilKafkaEliotJ. Joyce Egzistansiyalizm Varoluşçuluk Fransa’da ortaya çıkan bir felsefe olarak da bilinen bu akım, II. Dünya Savaşı’nın sonunda, Fransız yazarlarından J. Sartre tarafından özel bir edebiyat kolu olarak edebiyat kolu, insanın varlığı, hürlüğü, tek gerçek olduğu hâlde onu saran dünyayı bir türlü anlayamamaktan doğan umutsuzlukla bezginlik içinde hayatı tatsız, saçma bulması görüşüyle hareket başlatan sorulardan biri de şudur “Ben kimim? Bir birey olarak var olmamın bence anlamı nedir?” Bu soruya verilen cevap ise şöyledir “Bizi biz yapan, kararlarımızdır. Bizi biz yapan kendi benliğimizle aldığımız kararlarımızdır. Bu özel benlik, dünyaya bir defa gelir, başka kimsenin olamayacağı, yapamayacağı bir şeyi, olmak ve yapmak gücüdür. Egzistansiyalizm Akımının Özellikleri İnsanın hem kendine hem topluma karşı sorumluluk duygusu onun topluma katılması ve onu yönlendirmesi görevini kendini toplumdan toplumsal sorumlulukları insanın içinde bulunduğu bunalımlı, sıkıntılı, kararsız hali edebiyat karamsar ve bunalım dünya saçma ve iğrenç bir yerdir ve insanlar böyle saçma ve iğrenç yerde yaşadığından bunalım, sıkıntı, boşluk çok içeriğe önem sade ve anlaşılır bir dille insanın kendi varlığını sorgulamasını ister. Her insanın kendi iradesiyle biçimlendireceği bir geleceği akımda, insanı insan yapan, onun kendi kararlarıdır. Önemli olan gerçek, herkesin üzerinde birleştiği objektif gerçek değil, kişisel özgürlüğü son derece önemlidir. Zaten insan, özgür olmaya mahkumdur. Egzistansiyalizmin Temsilcileri Jean Paul SartreAlbert CamusAndre GideFranz Kafka Modernizm Modernizm; bilimsel, siyasal, kültürel gelişmelerle ve sanayi devrimiyle birlikte hareketlenen büyük toplumsal değişime eşlik eden zihniyetin tamamı için kullanılabilen bir terimdir. Sanat, mimari ve edebiyat alanında on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkmıştır. Yirminci yüzyılın ilk yarısında etkili olmuştur. Modernizm sözcüğü Latincede “şimdi” anlamına gelen modernus kelimesinden planda geçmişe karşı şimdiki zamanın yüceltilmesini ifade etmektedir. Temelde dayandığı fikir, geleneksel sanatlar, edebiyat, toplumsal kuruluşlar ve günlük yaşamın artık zamanını doldurduğu ve bu yüzden bunların bir kenara bırakılıp yeni bir kültür icat edilmesi gerektiğidir. Modernizmde geleneksel olanı şimdiye, güncele uydurma, geleneksel yapıyı ve anlatımı reddederek yeniyi ortaya çıkarma anlayışı vardır. Modernizmi Esas Alan Eserlerin Özellikleri Dil ve anlatımda geleneksel tekniklerin dışında arayışlara esas alan metinlerde alegorik anlatıma yer akışı tekniği geniş yer olanı yeniye uydurma çabası insanı çevreleyen toplumsal dünyayı yalın,saf bir biçimde anlatmaktan “şiirsel” ögeler ön çok boyutlu olduğu ve kavranması zor gerçeklerden oluştuğu eserlerde toplumdaki değer çatışmaları, bireyin bunalımları, karmaşık ruh hali, yerleşik değerlere isyan,yalnızlık, toplumdan kaçış, geleneksel değerlere başkaldırı, birey-toplum çatışması gibi temalar esas alan eserlerde olaydan çok, olayın birey üzerindeki etkisini esas alan eserlerle bireyin iç dünyasını esas alan eserler arasında insan psikolojisine yaklaşımı bakımından yakınlıklar bireyin iç dünyasında kronolojik bir zaman varken modernist eserlerde zamanda geriye gitmeler ileriye gitmeler esas alan eserler, varoluşçuluk akımından etkilenmiştir. Varoluşçuluğa göre, dünyadaki diğer varlıklardan farklı olarak önce var olan sonra ne olduğu belirlenen birey kendi özünü arar, kendisi olmaya çabalar, birey kendi özünü ararken kendisi olmaya çalışırken toplumla çatışır. Franz Kafka, Albert Sartre Türk edebiyatındaki modernizmin temsilcisi olan yazarlar Sait Faik Abasıyanık, Haldun Taner, Atilla İlhan, Yusuf Atılgan Bilge Karasu olmuştur. Orhan Pamuk, Adalet Ağaoğlu Oğuz Atay Postmodernizm Özellikleri Sorgulamak Hayata Bakış Bu akım, modenizmin getirdiği birçok yeniliği eleştirmişlerdir. Çünkü modernizm getirdiği ve savunduğu birçok şeyin savaşı yıllarında çürütüldüğü ve mantıklı yönlerinin kalmadığını savunmuşlardır. Ancak bu modernizmin getirdiği bu sorunlar sert bir şekilde eleştirilirken insanlara yeni çıkış yolları sunulur. Olmak Greenpeace hareketi bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bu hareket endüstriye karşı çıkacak kadar ileriye gitmiştir. 3. Küreselleşmeyi Savunmak Milli değerlere karşı olup küreselleşmeyi savunmak. 4. Gerçek Anlayışı “Gerçeklik” kavramına yeni bakış açısı getirmişlerdir. Onlara göre tartışılmaz ve evrensel bir gerçeğin olması mümkün değildir. Gerçek sandıklarımız gerçekliğin ancak bir parçasını oluşturur ve bu da yoruma her zaman açıktır. Çünkü gerçeklik kavramı beklentilere, önyargılara ve kültürlere göre değişkenlik gösterir. Bu bakımdan nesnel bir gerçeklik yoktur. 5. Geleneksel Sanata Sanat Anlayışlarına Karşı Olmak Savaşı sonrasında tüm dünyada geleneksel sanata/edebiyata karşı bir sert tavır başlamıştı. Postmodernistler bu durumu daha da ileriye taşıyıp alışılmış güzellik anlayışlarını yıkmıştır. 6. Tek Bir Dünya İçinde Çeşitliliği/Çoğulculuğu Savunmak Sanattaki tekliği, birliği eleştirmişler ve gerçekçi olanın çeşitlilik olduğunu savunmuşlardır. Örneğin geçmişte yer alan klasik sanatın izleri de günümüz popüler sanatın izleri de eserlerinde görülmektedir. Böylelikle sanat dünyasında alışılmış kalıpları yıkıp sanat içinde bir biçimsizliği savunmuş olurlar. 7. Dil ve Üslupta Alışılmışı Bozma Daha önceki özelliklere istinaden postmodernistlerin sanatta alışılmış kuralları yıktıklarını gördük. Dolayısıyla sanattaki bu kural tanımamazlık dil ve üslup özelliklerinde de kendini hissettirecektir. Dildeki alışılmış manalara karşı çıkıp sanat diliyle oynamışlardır. Onlara göre nasıl ki yaşamı anlamak ne kadar zor ve karmaşık ise bir eseri anlamak ve yorumlamak da o kadar uğraştırıcı olmalıdır. Bir eser okuyucuyu düşünmeye ve onun hakkında kendi yorumlarını yapmaya sevk etmelidir. Bizdeki temsilcileri Oğuz Atay, Orhan Pamuk, Pınar Kür, Yusuf Atılgan, Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin, Bilge Karasu, Nedim Gürsel 23 Mart 2022 Tiyatro da başka sanatlar gibi dinsel törenlerden doğmuş, sonra dinden bağımsızlaşarak sanatlaşmıştır. Kökeninde, ilkel insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme çabaları yatar. Avrupa’da Üst Paleolitik Çağdan 40-10 bin yıl önce kalma mağara resimlerinde, ellerine ve yüzlerine hayvan postları geçirmiş insanların ritmik hareketler yaptığı görülmektedir. Bunlar, maske ve köstüm kullanımının, dolayısıyla...Tiyatro da başka sanatlar gibi dinsel törenlerden doğmuş, sonra dinden bağımsızlaşarak sanatlaşmıştır. Kökeninde, ilkel insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme çabaları Üst Paleolitik Çağdan 40-10 bin yıl önce kalma mağara resimlerinde, ellerine ve yüzlerine hayvan postları geçirmiş insanların ritmik hareketler yaptığı görülmektedir. Bunlar, maske ve köstüm kullanımının, dolayısıyla tiyatronun ilk örneği sayılır. Maske, kişinin kendi kimliğinin aşarak başka kimlikleri ve daha genel varlık biçimlerini temsil etmesinin en etkin yollarından Yunan TiyatrosuTiyatro ilk kez 6. yüzyılda Yunan toplumunda dinsel törenden özerkleşerek bir sanat türü haline geldi; dinsel ya da pratik ölçütlerle değil, estetik ölçütlerle değerlendirilen bir “oyun” a dönüştü. Yunan toplumunda tiyatronun öncülü, şarap, bereket ve bitkiler tanrısı Dionysyos’u kutsamak için yapılan Bacchanolia şenliklerinde bir koronun söylediği dithyramboy şarkılarıydı. Koro, bu şarkılarda, farkı kişilerin konuşmasını canlandırmak için söz ve tavır değişikliğinden yararlanıyordu. Giderek belli biçim kalıplarına göre yazılmaya ve şiirsel bir nitelik kazanmaya başlayan bu koro şarkılarına bir de yanıt veren eklenince tiyatronun dialog çekirdeği oluşmuş teke anlamına gelen tragos sözcüğüyle şarkı anlamına gelen aoide sözcüğünün birleşmesiyle bu koral konuşmalı şarkılar tragedya adını aldı ve dinsel törenden bir sanat gösterisine dönüştü. Komedyanın ise Dyonysos için yapılan bağbozumu törenlerinden ortaya çıktığı Yunan Tiyatrosu hakkında daha geniş bilgi için tıklayınızRoma TiyatrosuRoma, tiyatroya özgü bir katkı yapmaktan çok Yunan tiyatrosuna öykünmekle yetinmiştir. Bununla birlikte, Roma toplumunun estetik bir eşiği aşamayan, ama belli bir canlılığı sürdüren yöresel bir oyun geleneği vardır. Bunlardan biri, yöresel hasat şenlikleri ve evlilik törenlerinde hokkabaz-oyuncu- şarkıcıların söylediği ve belli bir temsil öğesini de barındıran carmina Fescenninay’ tiyatrosunda sanat hakkındaki yazılarda daha çok sanatın topluma karşı görevi ve sanat teknikleri üzerinde durulmuştur. Bu dönemde tiyatro ile ilgili kuramsal yazı azdır. Roma döneminde tiyatro sanatı ile ilgili en önemli eser Horatius’un Ars Poetika’sıdır. Bu eserde tiyatronun eğitici işlevi ve biçimsel düzeni ile ilgili açıklamalar Tiyatrosu ve Horatius hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınızOrtaçağ TiyatrosuOrta Çağ Tiyatrosu, birçoğu için tiyatronun karanlık çağı olsa da aslında tiyatronun yığınlar halinde izlendiği bir çağdır. Ancak diğer tüm sanat dalları gibi tiyatronun da Orta Çağ’ın ilk dönemlerinde baskıya uğradığı tiyatro gösterileri yasaklanmış olduğundan, tiyatro ile ilgili düşünce de üretilememiştir. Daha çok tiyatro düşüncesi tiyatroyu suçlama biçiminde dönemde Platon gibi Saint Augistin’de trajik oyunların ayartıcı ve yoldan çıkarıcı olduğunu göre bir çok sebeple tiyatrodan uzak Tiyatrosu hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınızRönesans’ta TiyatroRönesans tiyatrosu İtalya’da başlamış, ama en önemli ürünlerini Rönesans’ı geç yaşayan İngiltere gibi ülkeler vermiştir. Rönesans’ta doğrudan doğruya tiyatroya ilişkin görüşleri belirten çok az yazı vardır. Rönesans döneminde Antik tiyatro kuralları yaşayan tiyatro oyunlarından bağımsız olarak benimsenmiştir. Ancak tiyatrosu çok gelişmiş ülkelerde yerli tiyatroyu da dikkate alma eğilimi mimarlık ve plastik sanatlarının gelişimi, yeni teknik bulgular tiyatro yapılarını ve sahne tekniklerini ve Avrupa’da Tiyatroda Eser Veren Sanatçılar15. ve 16. Yüzyıllarda İspanya’da Lope de Vega, İngiltere’de Christopher Marlowe, William Shakespeare gibi ustalar yetişti. Rönesans dönemi tiyatrosu ortaçağ tiyatrosundan sahne düzeni olarak ayrılır. Rönesans döneminde ilgiyi tek alana toplayan düzen hakimdir. Oyunculuk etkili ve gösterişlidir. Tiyatro yapısı, sahne düzenlemesi ve yazarlık her ülkede farklı gelişim göstermiştir. Bu direk olarak her ülkenin özel toplumsal koşullarına, yönetimine, kültür birikimine ve teknik olanaklarına göre farklı bir gelişme ve İspanya’da bu dönemde oyun yazarlığı şahlanır, bir çok oyun yazılır ve sahnelenir. İngiltere tiyatrosunun, en büyük yazarlarından Shakespeare bu dönemde ortaya çıkar. Shakespeare oyunlarında öğrenmek, güçlü olmak ve elde etmek isteyen orta sınıfın tutkuları ile, fedakarlık, sadakat gibi geleneksel erdem ölçüleri tiyatrosunun, en büyük yazarlarından Shakespeare bu dönemde ortaya Tiyatrosu hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınızKlasik AkımRönesans’ta İtalya’da başlamış ve XVII. yüzyılda Fransa’da Cornellie ve Racine’nin yapıtlarında doruğunu bulmuş olan tiyatro akımı. XVII. yüzyılda İtalya’da Alfieri’nin oyunlarına dek etkisini sürdürmüştür. Klasik tiyatronun temel temel nitelikleri düzenlilik, usçuluk, duruluk ve belirginlik, idealleştirme ve ağırbaşlılık olarak özetlenebilir. Klasik akım döneminde Fransa’da da İngiltere’de de krallık kültür ve sanat çalışmalarını desteklemiştir. Tiyatro sanatı, sarayın gözetimi ve denetimi altına girmiştir. Daha önce tutucu çevrelerin tiyatroya karşı çıktıklarını anımsıyoruz. Yalnız Katolikler değil protestanlar da bu sanatın halk üzerindeki etkisine kuşkuyla yaklaşmışlardır. Tutumlu ve tutucu orta sınıf eğlenceyi sevmediği, pahalı giyime, kadına ve kumara karşı olduğu gibi yararsız bir eğlence olarak görmektedir. Daha önceki yüzyıllarda tiyatroyu sevmiş açık hava tiyatrolarını doldurmuş olan halk,bu tutucu çevrelerin etkisi ile tiyatroya gidemez olmuştur. İngiltere’de on iki yıl süren yasaklama dönemi tiyatro coşkusunu tiyatronun yeniden canlanması sarayın desteği ile Akım Tiyatro hakkında daha detaylı bilgi için Tiyatrosunda Yeni YorumlarFransa’da Voltaire klasik tiyatro görüşünü pekiştirirken, İngiltere’de Samuel Johnson, klasik akımın güçlenmesine toplumda meydana gelen değişiklikler, seyircinin yeni beklentileri ve klasik akım oyunlarının bu beklentiyi karşılamakta yetersiz kalışı, tiyatroda yeni eğilimlerin ortaya çıkmasına neden olmuşturKlasik akılcılıktan ayrılmadan, duygulandırarak eğitme kuramı belirlenmiştir. Tiyatronun seyircinin duygularına yönelmesi, kötülükleri değil erdemli davranışları göstermesi, iyiliğe karşı tatlı duygular ve güçsüzlere, ezilmişlere ,yoksullara karşı sevgi ve acıma duyguları uyandırması gerekli görülmüş, bu işlevi ile tiyatronun insanın kişiliğini geliştireceği ileri beğenisinin kalıpları kırılmaya başlanmış, tiyatroda günlük olaylara, sıradan kişilere yer verilmesi hatta oyunların günlük konuşma diliyle yazılması tiyatronun bazı yönlerde aşılması tiyatro düşüncesinde önemli bir aynı zamanda ticaret gelişmekte, tarım ve endüstri alanında gelişmeler sağlanmakta ve ekonomi de iyiye gitmektedir. Tüm bu gelişmeler krallığa soylulara karşı varlıklı orta sınıfın güç kazanması yy’da insanların duyguları önemsenmeye başlanmıştır. Doğruların yalnızca akılla bulunamayacağı, gerçeği görmek için duyguların da gerekli olduğu görüşü soyluların kültürünü ve sanat anlayışını benimsemiş olan orta sınıf kendi değerlerini, beğenisini ortaya koymaya başlamıştır. Üz yazıyı desteklemiş ve bu tarz halk dilinde oyunlar yazılmasına yol açmışlardır. Duygusal tragedya, ’gözü yaşlı komedya’ ve en önemlisi de dram’ türü edebiyatında Sturm und Drang’ akımı Akıl ve Aydınlanma çağı sanat anlayışına özellikle de Fransız zevkine karşı bir tepkiyi dile getirmiştir. Kurallar yeniden gözden geçirilmiş ve Fransız klasikçiliğinden farklı bir klasikçilik anlayışı gelişen bu yeni tiyatro akımının başlıca öğeleri ise şunlardır; -Tiyatroda günlük ve olaylara ve sıradan kişilere yer verilmelidir -Tiyatro eseri düz yazı ile yazılmalıdır -Tiyatro seyircisini duygulandırmalıdır -Yeni türler denenmelidir -Tiyatro duygulandırarak eğitir.Diderot,tiyatronun eğitici işlevini duygulandırarak yerine getirdiğini belirmiştir. Duygu yolu ile insanları etkilemek daha erdemli kişiler bulundurulmalıdır. -Duygulanma, acı çekme seyirciye zevk verirÖzetleyecek olursak, tiyatro düşüncesi klasik tiyatro akımına yeni bir boyut getirmiş, duygulandırmanın önemini vurgulamıştır. Bu gelişim Romantik tepkinin bir ön hazırlığı AkımRomantik akım sonlarında ortaya çıkmış, en parlak dönemini yaşamış, fakat aynı yüzyılın ortalarında gücünü yitirmiştir. Fransız devrimini hazırlayan görüşlerde romantik düşüncenin tohumları Napolyon dönemi, klasikçiliğe dönüş dönemidir. Napolyon klasik ölçülere uymayan tiyatroya baskı yapmıştır. Ancak siyasal hayatta, toplum yaşamında ve düşüncede gerçekleşen gelişimin, sanatı etkilemesi engellenememiş, romantik akım önce Almanya’da sonra Fransa’da ve İngiltere’de daha sonra Doğu Avrupa ülkelerinde güç tiyatro düşüncesi, İnsan Hakları Bildirgesinde yer alan özgürlük, eşitlik, adalet gibi ilkelerle, yurt sevgisi, ulus sevgisi, dinsel inançlara bağlılık gibi değerlerle beslenmiştir. Romantik tiyatro düşüncesi umutlu ve ileriye Akım Tiyatro hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınızGerçekçi AkımTiyatroda gerçekçi akım, ikinci yarısında güç kazanmıştır. Oyun yazarlığında olduğu kadar sahneye koyuculukta ve oyunculukta da yeni bir sanat anlayışı getiren gerçekçi tiyatro düşüncesi ,öncelikle romantik tiyatro anlayışına ve popüler tiyatro uygulamasına karşı geçekçiliğin öncüleri olan düşünürler, bu yeni akımın ortaya çıkışını romantizme olan tepki olarak süreç romantik başkaldırıyla ve Rousseau’nun burjuva uygarlığına saldırmasıyla hastalıklı duygusallık ve yapaylıkla itham ederek tiyatro düşüncesinin ilkeleri saptanırken gerçeğin yanılsaması kavramına yeni bir yorum getirilmiş,tiyatronun topluma karşı sorumluluğunun altı çizilmiş,bilimsel yöntemin nasıl uygulanacağı açıklanmış,illüzyon yaratma teknikleri üzerinde yaşayan sorunlarına yönelerek çağdaş bir nitelik kazandırma tarihçisi John Gassner romantizmi, realizmin ilk aşaması kalıpları kırarak,sıradan insana ve sorunlara eğilerek realizmin yolunu bir şekilde kazanmış soylu sanat anlayışı romantizm ile kırılmış realizme elverişli ortam zamanda romantik tiyatro ,tarihi dekor ve kostümlerle gerçeğe benzerlik göstermesi ile de realizme öncülük etmiş,sahnede sel ,volkan,yangın gibi doğa olayları / Gerçekçi Akım Tiyatro hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınızKarşı Gerçekçi sonlarında gerçekçi doğalcı tiyatro düşüncesinin koymuş olduğu sınırları her yönde aşmaya çalışan, tiyatronun toplumsal bir görevle yükümlü tutulmasına karşı çıkan yeni eğilimler ülkede birbirine benzer doğrultuda gelişen karşı gerçekçi görüşler,Sembolizm,Yeni Romantizm,Estetizm akımlarını meydana sanatlarda,şiirde önemli yapıtlar üreten bu akımlar,tiyatroda ciddi bir atılım yapamamıştır. ikinci yarısında endüstrileşmenin gelişmesine ve orta sınıfın zenginleşmesine koşut olarak yeni sorunlar ortaya gerçeğin bilgisine önem veren,bu bilginin ancak deney yaparak elde edilebileceğini kabul eden pozitivizme karşı,sezginin ve düşlemenin önemi üzerinde ,mistik eğilim yazını etkisi altına alır,Simgecilik,Yeni Romantiklik bu etkinin Karşı gerçekçi eğilim,1850’lerde Baudelaire ve Edgar Allan Poe’nun etkisi ile başlatılmıştır. Bu eğilim Wagner’in ve Nietzsche’nin etkisi ile güçlenmiş ve gerçekçi tiyatro akımı hakkında detaylı bilgi için Yüzyılın Öncü Akımları20. yy tiyatrosu gerçekçi, doğalcı tiyatronun yansıtmacılığından, simgecilerin gizemli gerçeği sezdirme anlayışından daha farklıdır. Bu farklılık mistik bir eğilim değildir. Tiyatro sanatına artık ağırlıklı olarak görüntülü unsurlar da katılır. Ortaya sahne tasarımı denen yeni öncü akımlar ortaya çıkar bu deneysel tiyatronun da omurgasını ilişkisi bir kez daha ele alınır. Söz ikinci plana düşer, görsel iletişim ön plana çıkar, sahne mekanı ustalıkla kullanılır. I. Dünya Savaşı sonrasında oyun yapısı parçalanır. Görüntüde çarpıklık sağlanır. Bu da savaşın insanoğlu üzerindeki etkisinin bir göstergesidir. Genel olarak 20. yy tiyatrosuna bakarsak bu öncü tiyatroyu ateşleyen unsur savaşlar öncesi insanın ve toplumun durumundan savaş sonrası insanın ve toplumun durumuna uzanan öncü tiyatro akımları hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınız..Siyasal Amaçlı Tiyatro DüşüncesiPiscator ve Politik Tiyatro;-Piscator’un politik tiyatrosu konusunu güncel olaylardan seçerken, çağdaş yaşamın gerçeklerini sınıf çatışması açısından göstermeye çalışıyordu. -Seyircinin tanıdığı,zaman zaman yaşadığı olaylar ve güncel sorunlar sahneye getirildi. -Gerçeğin doğru bir görüntüsü yansıtıldı, böylece seyirci çevresini yeni bir gözle görüp değerlendirebildi. -Gerçeğe doğrudan bağlı kalındı buda yeni bir tiyatro anlayışı gerektirdi. -Böylece realizm akımından sonra bir kez daha çevre öğesi sahneye getirildi. Fakat bu sefer çevre arka plan değil işlevsel bir öğe olarak kullanıldı. Siyasal amaçlı tiyatro tanımında ve uygulama yönteminde değişim ve gelişim bu tiyatro kuramının amacını,sanat anlayışını belirleyen ilkler değişmemiştir. Bu ilkeler ise şunlardır; -Tiyatro bir araçtır -Tiyatronun konusu güncel olaylardır -Belgesel tiyatro kullanılmıştır.Piscator kullanmıştırSeyirciyi inandırmak için belge sunma yöntemi -Konu yalın olmalıdır -Sahne mekanizması önemlidirBertolt Brecht ve Epik Diyalektik TiyatroEpik tiyatro, siyasal amaçlı bir tiyatro düşüncesidir. Bertolt Brecht’in doğrudan Marksizm Leninizm etkilenimiyle oluşturduğu ve seslendiği seyirci kitlesini de emekçi sınıf olarak belirlemiş bir amacı tiyatroyu bir lüks olarak elit kesimlere göstermek değil de, tiyatronun sıradan halkın gündelik sorunlarına indirilebileceğini ve dahası gündelik insanın sorunları üzerine bir tiyatro anlayışı üzerine içerisinde bulunduğu dönemin sosyalizm akımına yakın bir tiyatro anlayışı ile döneminin kabul gören bir alımı olması anlayışıyla ortaya Tiyatro & Bertolt Brecht hakkında daha detaylı bilgi için yazımızı Tiyatroİkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan ve yaşamın akla aykırılığını ,bilinen tüm sanatsal uyumları bozarak sahneye getiren tiyatro akımına Absürd Tiyatro adı verilmiştir. Absürd oyunlarda rastlanan genel özellikleri maddeleştirecek olursak şu özellikleri sıralayabiliriz– İletişimsizlik – Yabancılaşma – İnsansızlaşma – Gerçeğin yerinden oynatılması – Gerçeği parçalamak, ona ayna değil de prizma tutmak. – Karşı-tiyatro, karşı-oyun, karşı-kahraman – Sahnenin somut görüntü dili – Grotesk ve kara güldürü – Sanatlı uyumsuzluk. – Absürd Tiyatro, bütün kalıplara karşı çıkar, alışılmış ve yaşanmakta olan düzeni yerer, mantık sınırlarını Tiyatro Nedir? detaylı bilgili yazımızdaÇağdaş Tiyatro DüşüncesiModern tiyatroda, klasik tiyatronun bütün kalıpları yıkılmıştır. Modern tiyatro, yaşamı klasik tiyatrodaki gibi anlatmakla kalmaz; görünmeyen iç yüzüyle de ortaya koyar. Modern tiyatro, doğayı, yaşamı olduğu gibi taklit etmez. İnsanın çok zengin bir iç dünyası vardır. Bu iç dünya, toplum ve doğa mantığına uymayabilir. Modern tiyatro da insanın bu karmaşık iç dünyasını keşfe çıkar. Bu nedenle, modern tiyatroda sahnede saçma gibi görünen sözler söylenebilir, dengesiz hareketler Tiyatro ve Peter Brook ile ilgili daha fazla bilgil almak için yazımızı TİYATROSUGELENEKSEL TÜRK TİYATROSUGeleneksel tiyatro başlığı altında genellikle kukla, meddah, Karagöz, orta oyunu ve köy seyirlik oyunu gibi gösteri türleri yer alır. Şarkı, dans ve söz oyunlarına dayanan geleneksel tiyatro yazılı bir metne dayanmaz. Geleneksel tiyatroda güldürü öğesi ön plandadır. Genellikle sahnesiz bir tiyatrodur. Bunlardan seyirlik köy oyunlarının kökeni tarih öncesi bolluk törenlerine ve ilkel inançlara uzanır. Bunlarda Türkler’in Orta Asya’dan getirdikleri inançların izleri olduğu gibi, Anadolu’da daha önce yaşamış olan toplulukların kültürlerinin de katkısı vardır. Bu oyunların başlangıçta amaçları zamanla değişmiş olsa bile, Türk köylüsünün bu geleneği sürdürdüğü ise Türkler’in Anadolu’ya geldiklerinde birlikte getirdikleri bir gösteri sanatıdır. İstanbul’da Osmanlı döneminde el kuklası, ipli kukla, sopalı kukla, araba kuklası, yer kuklası, ayak kuklası, iskemle kuklası gibi değişik türde kukla gösterileri 19. yüzyıla kadar geliştirilerek sürdürülmüştür. Ama kukla sanatı, ondan daha eski bir gösteri olan meddahlık ve İstanbul’a 16. yüzyılda geldiği sanılan Karagöz kadar yaygın bir konuyu oynayarak anlatma sanatıdır ve İslam ülkelerinde oldukça yaygın bir gelişme alanı bulmuştur. Öbür gösteri türlerinde güldürüye ağırlık verilmesine karşılık meddahlıkta acıklı, duygusal, dinsel ve kahramanlıkla ilgili konulara da rahatlıkla yer verilebiliyordu. Aynı zamanda kıssahan diye anılan meddahlar, sarayda olduğu gibi halk arasında da byük ilgi sanatı, İmitatör Rasih’le birlikte bir ölçüde zamana uymuş, 1940’larda ise ünlü sinema ve seslendirme sanatçısı Ferdi Tayfur meddahliğa tam anlamıyla çağdaş bir nitelik kazandırmıştır. Günümüzde Celal Şahin ve Orhan Boran gibi bazı sanatçıların bu geleneksel sanat türünü günün koşullarına uygun bir biçim ve içerikle sürdürdükleri, ünlü sinema ve tiyatro oyuncularından Erol Günaydın’ın ise meddahlığı geleneksel özellikleri içinde yaşatmaya çalışmış olması da VE HACİVATTürkler’in toplumsal yaşamında önemli bir yeri olan bir başka geleneksel gösteri türü de, bir çeşit gölge oyunu olan Karagöz’dür. Gölge oyununun kökeni konusunda değişik görüşler ileri sürülmektedir. Cava, Endonezya ya da Çin gibi Uzakdoğu ülkesinde ortaya çıkmış ve Hindistan üzerinden Ortadoğu’ya gelmiş olması akla yakındır. Bazı kaynaklar Karagöz’ün 14. yüzyılda Orhan Gazi zamanında Bursa’da ortaya çıktığını ileri sürüyorsa da, günümüzde daha yaygın bir görüşe göre Türkler gölge oyunu tekniğini 16. yüzyılda Mısır’dan almış ve bu oyun türüne Karagöz adı altında kesin biçimini 17. yüzyılda kazandırmışlardır. Karagöz de meddahlık gibi, bir kişinin yaratıcılığına dayanan bir gösteri türüdür. Hayali ya da hayalbaz denilen karagözcünün bir de yardak adı verilen yardımcısı vardır. Klasik birKaragöz oyunu genellikle dört bölümden oluşur 1Hacivat’ın semai söyleyerek perdeye geldiği ve perde gazelini okuduktan sonra dua edip Karagöz’ü perdeye çağırdı mukkadime giriş bölümü. 2Hacivat’la Karagöz arasında geçen ve doğrudan konuyla ilgisi olmayıp daha çok Karagöz’ün yanlış anlamalarından ortaya çıkan güldürücü muhavere karşılıklı konuşma bölümü. 3Başka kişilerin de katıldığı ve oyuna adını veren olayların yer aldığı fasıl. 4Karagöz ile Hacivat arasında geçen kısa bir uzlaşma konuşmasıyla noktalanan bitiş Türk tiyatrosunun birçok bakımlardan Karagöz’e benzeyen, ama canlı oyuncularla oynayan bir türü de ortaoyunudur. 16. ve 17. yüzyıllardaki kol oyunu, taklit oyunu, meydan oyunu ve zuhuri gibi oyuncu kollarının gösterilerinden kaynaklanan bu gösteri türü kesin biçimini ve ortaoyunu adını 19. yüzyılda almıştır. Karagöz’de ve İtalyanlar’ın commedia dell’arte’sinde olduğu gibi ortaoyununda da yazılı bir oyun metni çizgileri bilinen bir konu ele alınarak, oyuncuların doğaçlama, yani tuluat yoluyla geliştirdikleri olaylar dizisi, gene Karagöz’dekine benzer konular ve ondakine benzer oyun kişileriyle sahneye getirilir. Oyun yeri seyircilerin çevrelediği hemen hemen boş bir alandır. Erkek seyirciler ve kadın seyirciler ayrı ayrı yerlerde otururlar. Ortaoyununda Karagöz’ün karşılığı Kavuklu, Hacivat’ın karşılığı ise Pişekar’ da Karagöz gibi dört bölümden oluşur. Ama burada perde gazeli yerine Pişekâr’ın seyirciyi selamlaması ve zurnacıyla konuşarak oyunu açması, muhavere bölümünde ise Pişekâr ile Kavuklu’nun tanışma konuşmaları arzbâr ve Kavuklu’nun sonunda rüya olduğu anlaşılan bir olayı anlatması terkerleme gibi özellikler ortaoyununun Karagöz’den ayrildığı bazı günümüzdeki epik tiyatroyu andıran açık biçimiyle her türlü yeniliği özümleyebilecek bir yapıya sahip olmakla birlikte, en parlak örneklerini verdiği 19. yüzyılda bir yandan tuluat tiyatrosunun yozlaştırıcı etkisi, bir yandan da batı etkisinin İstanbul’da yaygınlık kazanması yüzünden daha fazla gelişemeden sınırlı bir ölcüyü aşamamış ve güdük kalmıştır. Günümüzde bu türden yararlanarak çağdaş ve yerli bir tiyatro yaratma çabaları da sürüp gitmektedir. Bu denemelerin başarılı örnekleri arasında İstanbul yaşayışını canlandıran Ahmet Kutsi Tecer’ın Köşebaşı 1948, Oktay Rifat’ın Oyun İçinde Oyun 1948, ve Haldun Taner’in Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım 1964 oyunlarını ETKİSİ ALTINDA GELİŞEN TİYATROTanzimat’la birlikte batılı bir tiyatro anlayışını benimseyen Türk tiyatrosu, Cumhuriyet döneminde yurdun her yanında açılan halkevlerinde amatör tiyatro çalışmaları başlayıncaya ve Ankara’da 1940’ların sonunda devlet eliyle bir konservatuvar ve Devlet Tiyatrosu kuruluncaya kadar geçen sürede hemen hemen yalnız İstanbul’da bir gelişme alanı bulabilmiştir. Bu dönemde atılan adımlar ulusal bir tiyatronun kurulması doğrultusunda özgün yapıtların yazılmasını ve yerli bir duyarlılığın oluşmasını sağlayacak çabalardan çok, kendi toplum yapısına uymayan bir dünyanın tiyatro örneklerine öykünme gibi çelişik bir eğilimi yansıtır. Siyasal ve ekonomik baskılar sonunda batıya açılmaya karar veren III. Selim, II. Mahmud, Abdülmecid gibi yenilikçi padişahların ve bu görüşü benimseyen okuryazar çevrenin Türkiye’ye batı tiyatrosunun girmesinde büyük payı vardır. İstanbul’daki yabancı elçiliklerin aracılığı ve batıya daha kolay yaklaşabilen azınlıkların da girişimiyle çeşitli sanat dallarında batılı biçimler denenmeye başlanmış, tiyatro da bir kurum olarak saray ve halk tarafından büyük ilgi görmeye başlamıştır. Sarayın desteği İstanbul’a gelen yabancı topluluklara gösterdiği ilgiyle kalmamış, Çırağan, Dolmabahçe ve Yıldız saraylarında tiyatro salonları anlamda ilk Türkçe oyun, Şinasi’nin Şair Evlenmesi’dir 1860. Bu oyun Dolmabahçe Saray Tiyatrosu’nda oynamak üzere ısmarlanmıştır. Bu arada İtalyan, Fransız, Alman, Avusturyalı tiyatro, opera ve bale toplulukları, Adelaide Ristori, Sarah Bernhardt gibi dünyaca ünlü sanatçılar İstanbul ve İzmir’de temsiller vererek bu kentleri önemli sanat merkezli haline getirdilerİstanbul’da ilk yerli tiyatro topluluğunu kuran Güllü Agop bu olumlu hava içinde yetişmiş ve ilk adı Asya Kumpanyası olan topluluğun adını Osmanlı Tiyatrosu koyarak, Müslüman nüfusun daha yoğun olduğu İstanbul yakasındaki Gedikpaşa Tiyatrosu’nda temsiller vermeye başlamıştır. Batı tiyatrosunun Türkiye’ye girişinde ilk oyunlar yabancı dillerde oynadığından bunları ancak o dilleri bilen az sayıda Türk izliyebiliyordu. Yabancı azınlıklar İstanbul’da tiyatro dernekleri ve tiyatro okulları kurmuşlardı. Ayrıca Ermenice ve Türkçe temsiller veren Ermeni Tiyatro grupları vardı. Güllü Agop’un bu girişimiyle önceleri Ermenice oyunlar oynayan topluluklar yerine, 1866’den başlayarak yalnız Türkçe oynayan ve Türk yazarların yetişmesine önayak olan bir tiyatro kurulmuş oluyordu. 1870’te Sadrazam Âli Paşa’nın desteğiyle 10 yıllık bir tekel ayrıcalığı elde eden Osmanlı Tiyatrosu Türkçe oyunlarda rakipsiz bir tiyatro niteliği kazandı. T ürk oyuncular ın sahneye çıkmalarında ve T ürk seyircilerin bat ılı bir tiyatro beğenisi edinmesinde G üllü Agop’un toplulu ğunun önemli rolü Meşrutiyet’in ilan edilmesiyle 1908 gelen özgürlük ortamı İstanbul’da tiyatro yaşamına da büyük bir canlılık kazandırdı. Anayasanın yurttaşlara tanıdığı yönetime katılma ve denetleme haklarını kullanmak isteyen birçok yazar ve sanatçı görüşlerini yansıtmak için tiyatroyu elverişli bir araç saydı. Oyunların konularını Osmanlı tarihindeki zaferler, kahramanlık destanları, çokevlilik, evlilik dışı ilişkiler, kadın hakları, köylerdeki sömürü ve bozuk düzen oluşturuyordu. Tanzimat d öneminde daha çok Ermeni oyuncuların ayakta tuttuğu tiyatro sanatı Meşrutiyet d öneminde Türk oyuncular ın da katılmasıyla g üçlendi ve yaygınlaştı. Böylece, yeni yazarlara ve tiyatroculara hazırladığı yetişme olanaklarıyla, 1923’ten sonraki cumhuriyet tiyatrosunun temelleri bu d önemde atılmış oldu. Halka tiyatronun ne olduğunu anlatmak ve iyi bir tiyatro izleyicisi yetiştirmek için de çaba VE TİYATROCumhuriyet döneminde İstanbul Türkiye’deki tiyatro etkinliklerinin merkezi oldu. Kurtuluş yıllarının coşkunluğu, çağdaşlaşma çabalarının üstyapı kurumlarında yoğunlaşan belirtileri tiyatroya da yansımaktaydı. Kadın ve erkeklerin tiyatroya birlikte gitmeleri de bu değişimin örneklerindendir. Ayrıca, daha cumhuriyetin ilk yıllarında kadın oyuncu sorunu çözümlenmiş, Dar ülbedayi’de oynanan Othello’da Desdemona rolünü Bedia Muvahhit, Emilia’yı ise Neyyire Neyir canlandırmıştır. Tiyatro ö ğrencileri arasında da artık kızlar görülmektedir. Türkiye’nin ilk ödenekli tiyatrosu Darülbedayi’nin bu dönemde adı İstanbul Şehir Tiyatrosu olarak değiştirilimiş 1927, görgü ve bilgisini yurtdışında geliştiren Muhsin Ertuğrul’un yönetimindeki bu tiyatro yeni oyun yazarlarının, oyuncularının, yönetmenlerin ve her kuşaktan binlerce tiyatro seyircisinin yetişmesinde bir okul görevi görmüştür. Önceleri Tepebaşı’nda Dram ve Komedi tiyatrolarında çalışmalarını sürdüren topluluk, yapıların yıkılması ve yanması nedeniyle Beyoğlu Yeni Komedi Tiyatrosu, Harbiye Şehir Tiyatrosu gibi salonların yanı sıra, 1960’tan sonra yapılan Üsküdar ve Fatih şehir tiyatrolarında ve Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nin salonunda her tiyatro mevsiminde oyunlar sunmuştur. Bu ödenekli tiyatronun dışında bazı özel tiyatrolar da Meşrutiyet döneminden beri süregelen dağınık bir düzen içinde, gerek Naşit 1886-1943 gibi büyük halk sanataçılarının gördüğü ilgiyle, gerek operet topluluklarının getirdiği canlılıkla İstanbul’un tiyatro yaşamını zenginleştirmişlerdir. 1936’da Milli Musiki ve Temsil Akademisi’nin bir bölümü olarak açılan Ankara Devlet Konservatuvarı, yetenekli Alman tiyatro adamı Carl Ebert’in çabasıyla değerli oyuncuların yetişmesine katkıda bulundu. İlk hazırlık döneminden sonra 1949’da Devlet Tiyatroları resmen kuruldu. Haberler > Dünya Tiyatrolar Günü Kutlu Olsun! İşte Tiyatro Edebiyatının Başyapıtı Olan 30 Oyun - 0238 - 1130 Tiyatro ayrı ve çok da önemli bir sanat dalı olmakla beraber, sahneye konmadan önce elde olan tek şey 'metin'dir ve bu bağlamda tiyatro aynı zamanda bir edebiyat türüdür. Başta William Shakespeare olmak üzere dünyanın en önemli yazarlarından bazıları başarılarını ve ünlerini de 'oyun yazarı' olarak elde etmişlerdir. Kimi büyük yazarlar da romancı ve şâir kimliklerinin yanına oyun yazarı kimliğini de ekleyerek bu türde de yapıtlar siz değerli Onedio okurları için tiyatro türünün başarılı eserlerini derledik. İyi okumalar diliyorum. Kitabınız bol, Dünya Tiyatrolar Günü'nüz de kutlu olsun! 1. "Hamlet", William Shakespeare. 'Olmak ya da olmamak...işte bütün mesele bu...' Belki de tüm tiyatro edebiyatının en meşhur monoloğu olan bu sözler, Hamlet'i sadece tiyatro edebiyatının değil, genel anlamda dünya edebiyatının en büyük yapıtlarından biri olarak ölümsüz kılmaya yetiyor. 2. "Kral Oidipus", Sophokles. Sophokles'in başyapıtı, dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olan 'Kral Oidipus', aynı zamanda Freud'un 'Oidipus Kompleksi' kavramını geliştirmesine de ilham veren yapıttır. Baba katilliğinin işlendiği oyunda, Kral Oidipus, Apollan tarafından lanetlenmiştir. Onun yazgısında babasını öldürüp annesiyle evlenmek vardır... 3. "Faust", Johann Wolfgang von Goethe. Alman edebiyatının klasikleşmiş ismi Goethe'nin ölümsüz eseri Faust, kaynağını halk hikâyeleri ve efsanelerden alır -ki Goethe'den öncede çeşitli şekillerde yorumlanmıştır-. Faust, Goethe'nin neredeyse tüm yaşamı boyunca yazarak tamamladığı bir yapıttır. Urfaust adıyla 18 yaşında başladığı oyunu, 1806'da Faust I ve 1832'de Faust II adıyla iki büyük bölüm halinde yazarak, 83 yaşında ölümünden kısa bir süre önce bitirebilmiştir. Faust, modernitenin trajedisini haber veren ilk büyük yapıt olarak kabul edilir. 4. "Üç Kuruşluk Opera", Bertolt Brecht. 'Üç Kuruşluk Opera' Batı tiyatro tarihini kökten değiştiren Alman tiyatro yazarı Bertolt Brecht'in yazdığı ve en başarılı eserlerinden biri kabul edilen müzikal tiyatro oyunudur. 18. yüzyıl İngiliz Balad operası Dilenciler Operası'nın bir uyarlamasıdır. Kapitalist bir dünyaya Marksist bir eleştiri getiren oyun ilk kez 1928 yılında Berlin'de sahnelendi. 5. "Macbeth", William Shakespeare. Macbeth, Shakespeare'in dört büyük tragedyasının sonuncusu ve kötülük üstüne yazdığı en derin ve en olgun yapıtıdır. Macbeth'teki kendine özgü kötülük, Ortaçağ'ın yarı karanlık, ilkel atmosferinde kanlı bir saltanatın şiirsel öyküsüne doğru gelişir. Bir isyanı bastırmış olan Macbeth, tahta en yakın kişidir. Kral olabilir, öyleyse olmalıdır. Önce kralı, sonra cinayetin tanıklarını öldürür; ardından ise kuşkulananları ortadan kaldırır... 6. "Godot'yu Beklerken", Samuel Beckett 'Godot'yu Beklerken' bir İngiliz olmasına karşın Fransa'da yaşayıp, Fransızca yazan Samuel Beckett tarafından, 1948 yılında yazıldı ve 1953'te Paris'de sahneye kondu. Zamanla ülke çapında bir ün kazandı. 1954 yılında Beckett tarafından bazı değişikliklerle İngilizceye çevrildi ve başka ülkelerde de sahnelenmeye başladı. Avangard olarak nitelenmesine karşın hızla klasikleşti. Yapıt modern edebiyatın en önemli metinlerinden biri olarak kabul edilmektedir. 7. "Othello", William Shakespeare. İtalyan yazar Cinthio'nun 'Berberî Kaptan' isimli eserinden esinlenilerek, 1600'lü yılların başında William Shakespeare tarafından yazılan bir tragedyadır. Eserin konusu dört önemli karakterin, yani Othello, Desdemona, Iago ve Cassio'nun etrafında dönmektedir. Eser, ırkçılık, aşk, kıskançlık, ihanet, ahlâk gibi temalar içermektedir. Oyunun baş kahramanı Othello'dan adını alan eserin birçok film, opera ve düzyazı uyarlaması da yapılmıştır. 8. "Antigone", Sophokles. Sophokles'in en büyük oyunlarından biri olan 'Antigone', haksızlıklara, adaletsizliklere isyan etmenin trajedisidir. Antigone, iki kardeşi de ölünce, kral olan dayıları Kreon'un kardeşinin cesedinin gömülmesine izin vermemesi üzerine, yasağı çiğneyerek, gizlice kardeşinin cesedini gömer. Bunun üzerine Kreon da Antigone'yi cezalandırır. Oyun yüzlerce yıl öncesinde yazılmış olmasına karşın, içerdiği görüş ve duygular bakımından güncelliğini korumakta günümüzde de sık sık sahnelenmeye devam etmektedir. 9. "Kral Lear", William Shakespeare. 'Kral Lear', Shakespeare'in ve dünya tiyatro tarihinin önemli oyunlarından biridir. Tarihsel bağlamıyla, trajik olaylarıyla birçok yapıta esin kaynağı olmuştur. 10. "Vanya Dayı", Anton Çehov. Rus edebiyatının başlıca yazarlarından olan ve öykü ve oyun alanında eser veren Anton Çehov'un 1889 yılında yazdığı 'Orman Cini' adlı oyunu daha sonra amaçtan yoksun hayatların işlendiği 'Vanya Dayı'ya dönüştü. Bir çiftlikte toplanmış ve her biri kendi mutsuzluğuna gömülmüştür. Karakterler, adalet içinde, can sıkıntısı ve pişmanlıkla boğuşmaktadır. Yapıtta belirgin bir kahraman olmadığı gibi, olaylar da bir neticeye varmamaktadır. 11. "Müfettiş", Nikolay Vasilyeviç Gogol. Rus edebiyatının dehalarından Gogol'un ilk defa 1836'da yayımlanıp sahnelenen oyunu, Çarlık Rusyası'ndaki yozlaşmış bürokrasiyi eleştiren bir komedidir. Oyunun konusunu Gogol'a büyük Rus şâir Alexander Puşkin önermiştir. 12. "Romeo ve Juliet" William Shakespeare. W. Shakespeare'in gençlik döneminde yazdığı oyunlardan biri olan 'Romeo ve Juliet', yazarın en başarılı eserleri arasında kabul edilir. 1591-1595 yılları arasında yazıldığı düşünülen oyun, kaynağını Arthur Brooke'un 1563 yılında kaleme aldığı 'The Trajical History of Romeus and Juliet' adlı İtalyan öyküden alır. Düşman iki ailenin çocukları birbirlerine âşık olur ve bu aşk beraberinde hazin bir son getirir. Aşıkların kullandıkları şiirsel dil, kaynağını mitolojiden alan benzetmeler, dilin olanaklarından ustaca yararlanılarak yapılan söz oyunları, yapıtı hem unutulmaz bir tiyatro oyunu hem de aşk öyküsü olarak hafızalara kazımıştır. 13. "Kibarlık Budalası", Moliére. Komedi türünün klasikleşmiş ustası Moliére 'Kibarlık Budalası' adlı yapıtında, kendini beğenmişlik, görgüsüzlük, sınıflar arası çatışmalar vs. gibi olgu ve duyguları yüzyılda geçen oyunda hem yükselen burjuvazi hem de aristokrasi hicvedilmektedir. Klasik hâle gelmiş, evrensel bir komedi... 14. "Cesaret Ana ve Çocukları", Bertolt Brecht. Bertolt Brecht tarafından 1939'da yazılmış bir oyun olan 'Cesaret Ana ve Çocukları', Brecht'in ölümünden sonra sinemaya da uyarlanmıştır.'Cesaret Ana ve Çocukları' hem Brecht'in hem de tiyatro tarihinin en iyi oyunlarından biri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca gelmiş geçmiş en iyi savaş karşıtı oyunlardan biri olarak da gösterilmektedir. 15. "Lysistrata", Aristophanes. Antik Yunan'dan günümüze, politik hicvin ustası Aristophanes'in binlerce yıl sonra bile yaşadığı toplumsal koşullar ve tarihi şartlar içinde kaleme aldığı taşlamalar, güncelliğini ve evrenselliğini korumayı başarmaktadır. 16. "Hayaletler", Henrik Ibsen. 'Hayaletler', Norveçli büyük yazar Ibsen'in, yaşadığı dönemde ülkesindeki yasak konuları cesaretle deşmesi yüzünden çok sert tepkilerle karşılaştığı ve eserinin sansüre uğradığı bir burjuva burjuva yaşamının dışarıdan görünüşünü ustalıkla kazıyarak, geçmişte yapılmış çirkinlikleri, ahlaksızlıkları ve söylenmiş yalanları ortaya çıkarır. İnsanların bir meta gibi alınıp satıldığı bu düzende sevgiye, hoşgörüye, özgürlüğe yer yoktur... 17. "Gergedanlar", Eugène Ionesco. 20. yüzyıl tiyatro edebiyatının önde gelen yazarlarından olan Ionesco, 'Gergedanlar' isimli yapıtında, bir kentte yaşayan insanların gergedanlaşmasını anlatır. Bu durumda olmayan oyunun kahramanı Berenger ve sevgilisidir. Ancak bir süre sonra kahramanın sevgilisi de gergedanlaşır...Oyunda gergedan metaforu üzerinden, insanların tek tipleşmesi ve insanî niteliklerini yitirmesi eleştirilmektedir. 18. "Vişne Bahçesi", Anton Çehov. Madam Ranevskaya, yurdundan ayrı geçirdiği beş senenin ardından kızıyla birlikte evine, ülkesine geri döner. Ama bu geri dönüş savurganlıklarıyla servetlerini son kuruşuna dek tüketen, borçlandıkça borçlanan ailenin sonunun başlangıcıdır. Çalışanlarının paralarını bile ödeyemezken sazlı sözlü eğlencelerden geri kalmazlar; borçlandıkça harcarlar, harcadıkça borçlanırlar. Bir tek vişne bahçesi kalır ellerinde ama onu bile koruyamazlar...'Vişne Bahçesi', büyük Rus yazarın en meşhur yapıtlarından biri. 19. "Sezuan'ın İyi İnsanı", Bertolt Brecht. 1939-1941 yılları arasında, ABD'de yaşarken yazmış ve 1943 yılında tamamlamıştır. Sezuan ilk olarak 1943'te sahnelenmiştir. Bu oyun da, yazarın diğer oyunları gibi, epik tiyatro tarzındadır. 20. "Bir Yaz Gecesi Rüyası", William Shakespeare. 'Bir Yaz Gecesi Rüyası', William Shakespeare'in 1600'lerin başında basıldığı kabul edilen romantik komedyasıdır. Oyun, evlilik ve aşk ilişkilerini konu almakla beraber bu kurumlara ironik bir biçimde yaklaşmaktadır. Konu, Atina'da bir düğün çevresinde geçmektedir. Oyun içerisinde farklı sınıflardan, farklı türlerden, hem aşklara hem de ilişkilere yer verilmektedir. 21. "Satıcının Ölümü", Arthur Miller. Miller'ın, Pulitzer Ödülü kazanmış, başyapıtı olarak kabul edilen 'Satıcının Ölümü' adlı oyunu, başarılı olmadan insana yaşama hakkı tanımayan Amerika Birleşik Devletleri'ndeki acımasız kapitalist düzenin güçlü bir ülkedeki bu yarışma düzeninde yarışmaya ayak uyduramayan, yanılsamalar içinde kendini aldatan yaşlı bir satıcının, düzenin insani olmayan, kaskatı sert koşulları ve toplumun sahte değerleri karşısında, ailesi için kendini kurban edişinin, trajik öyküsünü anlatır. 22. "Venedik Taciri", William Shakespeare. 'Venedik Taciri', William Shakespeare tarafından yazılan genel olarak komedi olarak değerlendirilmekle birlikte, eserdeki trajikomik öğelerden dolayı, trajikomik olarak da değerlendirilebilecek yapıtıdır. 23. "Dr. Faustus", Christopher Marlowe. 'Faust' hikâyesinin bir tiyatro yapıtı olarak en eski ve en başarılı uyarlamalarından biri Shakespeare'nin öncülü Christopher Marlowe tarafından 'Faust' yorumunda Dr. Faustus, şeytana yenilen bir karakter olarak ele alınmıştır. 24. "Tartuffe", Moliére. Yüksek burjuvaziye mensup Organ, kendini dinsel inancının kuvvetine hayran olduğu Tartuffe'ün boyunduruğu altına bırakır. Ancak, Tartuffe koruyucusunun servetine göz dikmiş bir ikiyüzlüden başka bir şey değildir...Moliére'den dini kullanan insanların iç yüzünü gösteren evrensel bir komedi daha... 25. "Caligula", Albert Camus. Nobel Edebiyat Ödülü sahibi felsefeci ve edebiyatçı Albert Camus'nün 1944 yılında son şeklini verdiği 'Caligula'da, sevdiği kadının ölümünün ardından mutluluğu, özgürlüğü, gücü ve ahlâki değerleri sorgulamaya başlayan genç yaştaki Roma İmparatoru Caligula'nın sınırsız güç uğruna hiçbir yasayı ve ahlâki değeri tanımayarak hem Roma halkını hem de kendini yıkıma götürmesi anlatılmaktadır. 26. "Cyrano de Bergerac", Edmond Rostand. 'Cyrano de Bergerac', 17. yy'da yaşamış Parisli şâir, oyun yazarı ve silahşör Savinien Cyrano de Bergerac'ın gerçek hayat öyküsünden esinlenilerek Fransız şair ve oyun yazarı Edmond Rostand tarafından yazılmış tiyatro edebiyatının ünlü eserlerindendir. 27. "Kuşlar", Aristophanes. Oyunun oynandığı dönemde Atina'da çokça para harcanarak yeni bir donanma inşa edilmiş ve Sicilya Seferi’ne çıkılmıştır. Ancak sefer öncesinde şehirdeki Tanrı heykellerinin tahrip edilmesi batıl inançları artırır ve uğursuzluk olarak anılan bu olaydan sonra Atina’da insan avı başlar. Birçok düşünür olaya karıştığı düşüncesiyle işkence görür ve öldürülür. Tüm bu gelişmelerden dolayı, Platon'un 'Devlet'i de olmak üzere ideal devlet ve toplumun nasıl olması gerektiğini araştıran eserler verilir. Aristophanes de komedya türünün çerçevesi içinde kalarak bir ütopya anlatmıştır 'Kuşlar' isimli oyununda. 28. "Kızgın Damdaki Kedi", Tennessee Williams. Thomas Lanier 'Tennessee' Williams'ın Pulitzer ile Tiyatro Eleştirmenleri Birliği Ödüllerini almış olan 'Kızgın Damdaki Kedi', büyük arazi sahibi, zengin bir Amerikan ailesi içindeki gizlenmiş, saklı kalmış birtakım gerçeklerin ortaya dökülmesiyle yaşanan çatışmaların anlatıldığı psikolojik-gerçekçi bir insanların gerçeklerden kaçarak, yalanlarla aldatmacalarla kurdukları bir dünyadan kurtulmaları için tek çıkar yolun, kararlılık ve sevgi ile gerçekleri olduğu gibi kabul etmeleri olduğunu vurgular. 29. "Andromaque", Jean Baptiste Racine. Fransız edebiyatının önde gelen şâirlerinden ve trajedi yazarlarından olan Racine'nin konusunu mitolojiden ve Truva Savaşı'ndan alan meşhur yapıtıdır. 30. "Kurbağalar", Aristophanes. Oyun Aristofanes’in gelenekçi bakış açısının bir örneği olarak görülür. Euripides’in ölümünden bir yıl sonra yazılmıştır ve ülkede tragedya şairi kalmayınca Dionysos’un Hades’e gidip Euripides’i geri getirmek istemesini konu alır. Not Tüm listeler gibi bu liste de maalesef öznel, kusurlu ve eksik. Ayrıca listeye yerli oyunları dâhil etmedim. Bu başka bir derlemenin konusu olacak. Sizin de yorum ve önerilerinizle listeyi güncelleyebiliriz ileride. Bu sebeple yorumlarınızı ihmal etmeyin lütfen! Türk Edebiyatında Batılı anlamda tiyatro Tanzimat dönemiyle birlikte başlar. 1859’da Şinasi tarafından yazılan ve ilk tiyatro eseri kabul edilen “Şair Evlenmesi”dir. Bu tiyatro bir perdelik komedidir. Tanzimat döneminde Teodor Kasap, Âli Bey, Ahmet Vefik Paşa gibi sanatçılar Moliereden çeviri ve uyarlamalar yapmışlardır. Yine bu donemde Abdülhak Hamit ve Namık Kemal gibi usta sanatçılar ise çok başarılı kabul edilmeyen dram türünde eserler vermişlerdir. Daha sonra Meşrutiyet döneminde de tiyatromuz Batı’nın taklidi olarak kalmış, asıl olarak kendini 1925’lerden sonra bulmuştur. Cumhuriyet’in ilk döneminde tiyatro alanında eser veren başlıca sanatçılar şunlardır Aka Gündüz, Faruk Nafiz, Musahipzâde Celal, Necip Fazıl Reşat Nuri, Yakup Kadri, Cumhuriyetin ikinci döneminde önemli eserler veren sanatçlar da şunlardır Cevat Fehmi Başkut. Haldun Taner, Necati Cumalı, Refik Erduran, Tarık Buğra, Turan Oflazoğlu, Tiyatro Ana Sayfasına Dönmek İçin TIKLAYIN Genel

16 yüzyılda tiyatro alanında eser veren yazarlar