🐯 Hucurat Suresi 13 Ayet Anlamı

Hucuratsuresi 13. ayet - Açık Kuran. Erhan Aktaş - Kerim Kur'an. Ey insanlar! Sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık. Birbirinizle tanışmanız için sizi kabilelere ve sülalelere ayırdık. Allah'ın yanında en kerim olanınız, en çok takva sahibi olanınızdır. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Bilen'dir, Her Şeyden Haberdar'dır. HucuratSuresi Okunuşu - Hucurat Suresi Türkçe Anlamı. Sure, ismini ilk ayetinde yer alan ve savaş ganimetleri anlamına. Enfal Suresi (Arapça: سورة الأنفال) Kur'an'ın sekizinci suresidir. Sure 75 ayetten oluşur. Hud suresi 114 Muz nerede meşhur Türkiye Muz Üretim Haritası: Muz Nerelerde Yetişir? Karşılaştır13: Ey insanlar! Biz sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Soyunuz sopunuzla birbirinize karşı övünesiniz diye değil, birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en şerefliniz, Allah’a karşı saygısı, korkusu ve O’nun yasaklarından kaçınıp emirlerine Hucurât Suresi 13. Ayet: Yâ eyyuhen nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârefû, inne ekremekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîr(habîrun). Anlamı: Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. hucurat suresi 13. ayet. iletişim in çok zor, mesafe lerin çok ama çok uzun, ulaşım ın neredeyse imkansız olduğu çağlarda dünyaya yayılmış olan insanların kavimlere ayrılması, ayrı diller ve kültürler geliştirmesi zaten olması gereken kaçınılmaz bir durum olduğu için, burada milliyetçiliği övecek bir şey HucurâtSuresi mp3: Hucurât Suresi yüksek kalitede dinlemek ve indirmek için okuyucuyu seçerek. Ahmed El Agamy. Bandar Balila. Khalid Al Jalil. Saad Al Ghamdi. Saud Al Shuraim. Salah Bukhatir. Abdul Basit. Abdul Rashid Sufi. Kıyamet Suresi Türkçe Anlamı. 13. ayet: İnsana o gün, önceden takdim ettikleri ve erteledikleri şeylerle haber verilir. 14. ayet: Hayır; insan, kendi nefsine karşı bir basirettir. vermekanlamı da vardır. Öte yandan insanın her türlü kötülüğe ve şeytana karşı verdiği mü- 74-76. ayetler; Tevbe suresi, 12-13. ayetler. 26 Hac HucuratSuresi 13. Ayet Tefsiri. Hucurat Suresi 14-18. Ayet Tefsiri. Yerleşim bölgeleri dışında göçebe olarak yaşayan Arap kabileleri Hz. Peygamber’e geliyor, sosyal yardımlardan pay almak için kendisine boyun eğiyor, teslim oluyorlardı. Hucurât suresi 13. ayetinin mealini bularak defterinize yazınız. “Ey insanlar! Sizleri bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerliniz en takvalı olanınızdır. Allah her şeyi bilmektedir ve her şeyden haberdardır.” (Hucurât suresi, 13. ayet.) 13Ey insanlar! phe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir di iden yaratt k ve birbirinizi tan man z i in sizi boylara ve kabilelere ay rd k. Allah kat nda en de erli olan n z, O na kar gelmekten en ok sak nan n zd r. phesiz Allah hakk yla bilendir, hakk yla haberdar oland r. Hucurat Suresi Medine döneminde inmiştir. 18 âyettir. Sûrede başlıca, mü’minlerin, gerek Hz. Peygambere karşı, gerek kendi aralarında uymaları gereken bazı EVnl4X. Bayraktar Bayraklı Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an MealiEy iman edenler! Allah'ın ve Peygamberinin önüne geçmeyiniz. Allah'a saygı duyunuz. Şüphesiz ki Allah, işitendir; Okuyan Kur’an Meal-TefsirEy iman edenler! Allah'ın ve Elçisinin önüne geçmeyin!* Allah'a karşı takvâlı duyarlı olun! Şüphesiz ki Allah duyandır, Yüksel Mesaj Kuran ÇevirisiEy iman edenler, ALLAH'ın ve elçisinin önüne geçmeyiniz. ALLAH'ı sayınız. ALLAH İşitir, iman edenler! Allah'ın ve Resul'ünün iki eli arasında öne geçmeyin*. Allah'a karşı takva sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen' Vakfı Süleymaniye Vakfı MealiEy inanıp güvenenler! Allah'ın ve Elçisinin önüne geçmeyin. Allah'tan çekinin; o dinler ve bilir. Ey inanıp güvenenler! Allah'ın yani size O'nun sözlerini taşıyan Kitabının* önüne geçmeyin* Allah'tan çekinin çünkü o dinler ve Rıza Safa Kur'an-ı Kerim GerçekEy inanca çağırılanlar! Allah'ın ve O'nun elçisinin önüne geçmeyin ve Allah'a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın. Kuşkusuz, Allah, Duyandır; İslamoğlu Hayat Kitabı Kur’anSiz ey iman edenler! Asla Allah'ın ve Elçisinin önüne geçmeyin ve sorumlu davranın çünkü Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir!Yaşar Nuri Öztürk Kur'an-ı Kerim MealiEy iman edenler! Allah'ın ve resulünün önüne geçmeyin! Allah'tan korkun! Allah gerçekten çok iyi duyan ve gereğince Bulaç Kur'an-ı Kerim ve Türkçe AnlamıEy iman edenler, Allah'ın Resulü'nün huzurunda öne geçmeyin ve Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, sadeleştirilmiş Ey iman edenler, Allah'ın ve peygamberinin önüne geçmeyin saygısızlık etmeyin ve Allah'tan korkun, çünkü Allah işitir, Esed Kur'an MesajıSiz ey imana ermiş olanlar! Allah'ın ve Elçisi'nin emrettiği şeyin önüne kendinizi koymayın, Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Çünkü Allah, kuşkusuz her şeyi işiten, her şeyi İşleri Kur'an-ı Kerim Türkçe MealiEy iman edenler! Allah'ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla Hamdi Yazır Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiEy o bütün iyman edenler! Allahın ve Resulünün önüne geçmeyin ve Allahdan korkun, çünkü Allah işitir bilirSüleyman Ateş Kur'an-ı Kerim ve Yüce MealiEy inananlar, Allah'ın ve Elçisinin önüne geçmeyin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, işitendir, inananlar, Tanrı'nın Resulünün huzurunda öne geçmeyin ve Tanrı'dan sakının. Şüphesiz Tanrı işitendir, Basri Çantay Kur'an-ı Hakim ve Meal-i KerimEy iman edenler, Allahın ve resulünün huzurunda sözde ve işde öne geçmeyin. Allahdan korkun. Çünkü Allah hakkıyle işiden, her şey'i iman edenler; Allah'ın ve Rasulünün huzurunda öne geçmeyin. Allah'tan korkun. Muhakkak ki Allah; Semi'dir, Alim' Piriş Kur'an-ı Kerim Türkçe Anlamı-Ey iman edenler! Allah'ın ve onun Resul'ünün önüne geçmeyin. Allah'tan sakının. Çünkü Allah, işitendir, Yıldırım Kuran-ı Kerim ve MealiEy iman edenler! Söz ve hareketlerinizde ileri gidip de Allah'ın ve Resulünün önüne geçmeyin. Allaha karşı gelmekten sakının. Allah her şeyi hakkıyla işitir ve Hulusi Türkçe Kur'an ÇözümüEy iman edenler... Allah'ın ve O'nun Rasulünün önüne beşeri düşünce ve yorumlarınızla, değerlendirmelerinizle geçmeyin; Allah'tan şartlanmaya dayalı değer yargılarınızın sonuçlarını kesinlikle yaşatacağı için korunun! Muhakkak ki Allah Semi'dir, Aliym' Yüksel Eski Baskı Mesaj Kuran ÇevirisiEy inananlar, ALLAH'ın ve elçisinin huzurunda öne geçmeyiniz. ALLAH'ı dinleyiniz. ALLAH İşitir, Aktaş Eski Baskı Kerim Kur'anEy iman edenler! Allah'ın ve Rasul'ünün iki eli arasında öne geçmeyin*. Allah'a karşı takva* sahibi olun. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen' Khalifa The Final TestamentO you who believe, do not place your opinion above that of GOD and His messenger. You shall reverence GOD. GOD is Hearer, Monotheist Group The Quran A Monotheist TranslationO you who believe, do not place your opinion above that of God and His messenger. And be aware of God. God is Hearer, Quran A Reformist TranslationO you who acknowledge, do not advance yourselves before God and His messenger. Be aware of God. God is Hearer, Knowledgeable. On sekiz ayetten oluşan bu sure Medine'de indirilmiştir ve ismini hanımlarının odalarından bahseden dördüncü ayetten alır, Allah onu... On sekiz ayetten oluşan bu sure Medine'de indirilmiştir ve ismini hanımlarının odalarından bahseden dördüncü ayetten alır, Allah onu korusun ve selamlasın. Medine'de indirilen sureler genellikle ilk Müslüman topluluğun yaratılmasına ve eğitimine odaklanmıştır ve bu sure bir istisna değildir. Bu surenin Medine'ye gelip eşlerinin odalarını terk etmeye zorlayan bir heyetin vesilesiyle ortaya çıktığı söylenir. Hucurat suresi Türkçe okunuşu ve anlamı nedir?Bu sure, genç topluma her müminin hem Allah'a ve Resulüne hem de cemaatin tüm üyelerine göre sahip olması gereken doğru tavır ve tavırları öğretmeyi amaçlamaktadır. İnananlar, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir toplumu yok edebilecek davranışlar konusunda uyarılır. Milliyetçiliğin ve kabile çekişmesinin tehlikeleri konusunda uyarılıyorlar. Son olarak, inananlara inancın kelimelerden daha fazlası olduğu Ayetlerİlk iki ayet doğrudan müminlere hitap etmektedir. Sure şununla başlar "Müminler, Allah'ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. saygı gösterin, sakince ona uyun. Allah'ın önünde dindar olun. Gerçekten Allah her şeyi duyar ve her şeyi bilir. İnananlar, Peygamberiniz Hz. Muhammed'den daha yüksek sesle konuşmayın. Hakkını göster, saygı duy ve onunla yüksek sesle konuşmayın. İşleriniz boşa yanında seslerini alçaltanlar, kalpleri Allah tarafından takva için imtihan edilen kimselerdir. Onlar için bağışlama ve büyük ilahi ödül vardır. odalarının duvarından kendisine yüksek sesle hitap edenlerin çoğunun mantıksız olduğu söylenir. Akıl yürütmezler, çünkü Peygamber onlara giderken acı çekmiş olsalardı, şüphesiz onlar için en iyisi olurdu. Doğrusu, Allah bağışlayandır ve AyetlerOrtaya çıkan farklılıkları çözmek için genellikle her toplulukta önlemler alınır. Hucurat suresi Türkçe okunuşu ve anlamı nedir? Bu anlaşmazlıklar gerektiği gibi çözülmezse, toplumun dokusunu baltalayabilir. Allah yine inananlarla konuşur, onlara mesajları ve mesajları nasıl alacaklarını açıklar ve bilginin doğruluğunu doğrulama ihtiyacını günahkar onlara önemli bir mesajla gelirse, kontrol edilmesi gerektiğini, çünkü aceleci sonuçlar çıkardıktan sonra, cahilce birine zarar verebileceğinizi ve sonra yapılana pişman olabileceğinizi büyük nimetleri hatırlatılır. Bunların arasında de vardır. Allah, bunu hatırlamanın ve bu gerçeğe gereken önemi vermenin gerekli olduğunu söylüyor.* onları pek çok şekilde dinlemeye başlasaydı, şüphesiz zarar verecekti. Allah, kendisine ve güvenmeye çağırır, çünkü iman güzeldir ve inançsızlık Teala, insanlarda ateizm ve ahlaksızlığa karşı bir tiksinti ve günaha karşı isteksizliği uyandırdı. Doğru yolu güvenle izleyen insanlar, Allah'ın lütfunu bir armağan olarak alırlar. Allah her şeyi bilir ve O sonsuz hikmet AyetlerEğer iki inanan grubu kendi aralarında askeri çatışmaya başlarsa, o zaman Müslüman cemaati kesinlikle onları uzlaştırmalıdır. Bir taraf diğerine göre tüm sınırları aştıysa, o zaman Allah'ın kanununa dönene kadar onlara zorla cevap vermek gerekir. Allah adil olanı sever. Bütün inananlar kardeştir. Tartışanlar uzlaştırılmalıdır. Allah'dan korkun ve affedilmeniz için ona AyetlerBir ulus diğerine alay etmemelidir. Siz inancınızda bir aileysiniz. Hepinizin özgürlük ve güvenlik hakkına sahipsiniz. Allah'nın gözünde güldükleriniz sizden daha iyi olabilir. Birbirinizdeki kusurları aramayın. Ve birbirinize saldırgan takma adlar koymayın. Ve tövbe etmeyenler, öncelikle kendileriyle ilgili olarak ilgili şüphelerden kaçının ve casusluk yapmayın. Onun yokluğunda orada olmasından hoşlanmayacağı başka bir kişi hakkında konuşmayın, çünkü bu, ölen kardeşinizin etini nasıl yediğinizle karşılaştırılabilir. Senin için iğrenç olacak, bu yüzden Allah'dan kork. Şüphesiz ki o, bağışlayandır, esirgeyendir. Allah, müminlere insanları kadın ve erkekten yarattığını ve birbirlerini tanımaları için onları milletler ile kabileler yaptığını hatırlatır. Doğrusu, insanlar arasında Allah'ın önünde en asil olan, en dindar AyetlerBedeviler inandıklarını söylüyorlar ama değiller. İnanmadılar, sadece itaatkar oldular, ancak inanç henüz kalplerine girmemişti. Ancak, tüm iyilikleri için mükafatlandırılacaklardır, çünkü Allah bağışlayandır ve esirgeyendir. Bunlar, Allah yolunda gayret gösteren, mallarını başkalarının yararına kullanan ve her durumda kendilerini feda dininizi öğretmeye çalışmayın, çünkü O ruhlarınızda olanı bilir. Cennetteki her şeyi ve yeryüzündeki her şeyi bilir. Bazı insanlar İslam'ı uygulayarak bir iyilik yaptıklarını düşündüler, ancak inanç yolunda kendilerine yol göstererek kendilerine iyilik yapanın Allah olduğunu bilmelilerdir. Allah, gökte ve yerde bilinmeyeni bilir. Yaptığınız her şeyi görüyor. Güncelleme 07/04/2021 1215 Hucurat suresinin Türkçe okunuşu ve anlamı konusuna geçmeden önce Hucurat suresi hakkında kısa bir bilgi verelim. Hucurat suresi;“Medine döneminde inmiştir. 18 âyettir. Sûre, adını dördüncü âyette geçen “Hucurât” kelimesinden odalar demektir. Burada aile efradıyla birlikte ikamet ettiği odalar kastedilmektedir. Sûrede başlıca, mü’minlerin, gerek Hz. Peygambere karşı, gerek kendi aralarında uymaları gereken bazı görgü ve ahlâk kuralları konu edilmektedir.” Bu bilgiler Diyanet İşleri Başkanlığının resmi web sayfasından alınmıştır.Hucurat Suresinin Türkçe Latince eyyuhâllezîne âmenû lâ tukaddimû beyne yedeyillâhi ve resûlihî vettekûllâhvettekûllâhe, innallâhe semîun alîmalîmun. Sponsorlu Bağlantılar eyyuhâllezîne âmenû lâ terfeû asvâtekum fevka savtin nebiyyi ve lâ techerû lehu bil kavli ke cehri ba’dıkum li ba’dın en tahbeta a’mâlukum ve entum lâ teş’urûnteş’urûne. yeguddûne asvâtehum inde resûlillâhi ulâikellezînemtehanallâhu kulûbehum lit takvâ lehum magfiratun ve ecrun azîmazîmun. yunâdûneke min verâil hucurâti ekseruhum lâ ya’kılûnya’kılûne. lev ennehum saberû hattâ tahruce ileyhim le kâne hayran lehum, vallâhu gafûrun rahîmrahîmun. eyyuhâllezîne âmenû in câekum fâsikun bi nebein fe tebeyyenû en tusîbû kavmen bi cehâletin fe tusbihû alâ mâ fealtum nâdimînnâdimîne. enne fîkum resûlallâhresûlallâhi, lev yutîukum fî kesîrin minel emri le anittum ve lâkinnallâhe habbebe ileykumul îmâne ve zeyyenehu fî kulûbikum, ve kerrahe ileykumul kufre vel fusûka vel isyânisyâne, ulâike humur râşidûnrâşidûne. Sponsorlu Bağlantılar minallâhi ve ni’meten, vallâhu alîmun hakîmhakîmun. in tâifetâni minel mu’minînektetelû fe aslihû beyne humâ, fe in begat ihdâhumâ alâl uhrâ fe kâtilûlletî tebgî hattâ tefîe ilâ emrillâhi, fe in fâet fe aslihû beynehumâ bil adli ve aksitû, innallâhe yuhıbbul muksitînmuksitîne. mu’minûne ihvetun fe aslihû beyne ehaveykum vettekûllâhe leallekum turhamûnturhamûne. eyyuhâllezîne âmenû lâ yeshar kavmun min kavmin asâ en yekûnû hayran minhum ve lâ nisâun min nisâin asâ en yekunne hayran minhunne, ve lâ telmizû enfusekum ve lâ tenâbezû bil elkâbelkâbi, bi’sel ismul fusûku ba’del îmânîmâni, ve men lem yetub, fe ulâike humuz zâlimûnzâlimûne. eyyyuhâllezîne âmenûctenibû kesîran minez zanni, inne ba’daz zanni ismun, ve lâ tecessesû ve lâ yagteb ba’dukum ba’dâba’dan, e yuhıbbu ehadukum en ye’kule lahme ahîhi meyten fe kerihtumûhu, vettekullâhe, innallâhe tevvâbun eyyuhân nâsu innâ halaknâkum min zekerin ve unsâ ve cealnâkum şuûben ve kabâile li teârafû, inne ekramekum indallâhi etkâkum, innallâhe alîmun habîrhabîrun. Sponsorlu Bağlantılar a’râbu âmennâ, kul lem tu’minû ve lâkin kûlû eslemnâ ve lemmâ yedhulil îmânu fî kulûbikum, ve in tutîullâhe ve resûlehu lâ yelitkum min a’mâlikum şey’âşey’en, innallâhe gafûrun rahîmrahîmun. mu’minûnellezîne âmenû billâhi ve resûlihî summe lem yertâbû ve câhedû bi emvâlihim ve enfusihim fî sebîlillâhsebîlillâhi, ulâike humus sâdikûnsâdikûne. Sponsorlu Bağlantılar e tuallimûnallâhe bi dînikum vallâhu ya’lemu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ardardı, vallâhu bi kulli şey’in alîmalîmun. aleyke en eslemû kul lâ temunnû aleyye islâmekum, belillâhu yemunnu aleykum en hedâkum lil îmâni in kuntum sâdikînsâdikîne. ya’lemu gaybes semâvâti vel ardardı, vallâhu basîrun bimâ ta’melûnta’melûne.Hucurat Suresinin Arapça OkunuşuHucurat Suresinin Arapça OkunuşuHucurat Suresinin Arapça OkunuşuHucurat Suresinin Arapça OkunuşuHucurat Suresinin AnlamıNOT AYETLERİN TÜRKÇE MEALLERİ, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ RESMİ İNTERNET SİTESİNDEN ve Rahîm olan Allah’ın adıylaEy iman edenler! Allah’ın ve Peygamberinin önüne geçmeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. ﴾1﴿ Sponsorlu Bağlantılar Ey iman edenler! Seslerinizi, Peygamber’in sesinin üstüne yükseltmeyin. Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygamber’e yüksek sesle bağırmayın, yoksa siz farkına varmadan işledikleriniz boşa gider. ﴾2﴿Allah’ın elçisinin huzurunda seslerini kısanlar, Allah’ın, gönüllerini takvâ Allah’a karşı gelmekten sakınma konusunda sınadığı kimselerdir. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. ﴾3﴿Ey Muhammed! Odaların arkasından sana bağıranların çoğu aklı ermeyen kimselerdir. ﴾4﴿Onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi, elbette kendileri için daha iyi olurdu. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. ﴾5﴿Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın. ﴾6﴿ Sponsorlu Bağlantılar Bilin ki, aranızda Allah’ın elçisi bulunmaktadır. Eğer o, birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size imanı sevdirmiş ve onu gönüllerinize güzel göstermiş; inkârı, fasıklığı ve İslam’ın emirlerine karşı çıkmayı da çirkin göstermiştir. İşte bunlar doğru yolda olanların ta kendileridir. ﴾7﴿Allah, kendi katından bir lütuf ve nimet olarak böyle yaptı. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir ﴾8﴿Eğer inananlardan iki grup birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltin. Eğer biri ötekine karşı haddi aşarsa, Allah’ın buyruğuna dönünceye kadar haddi aşan tarafa karşı savaşın. Eğer Allah’ın emrine dönerse, artık aralarını adaletle düzeltin ve onlara adaletli davranın. Çünkü Allah, âdaletli davrananları sever. ﴾9﴿Mü’minler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki size merhamet edilsin. ﴾10﴿ Sponsorlu Bağlantılar Ey iman edenler! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da diğer kadınları alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Birbirinizi karalamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir namdır! Kim de tövbe etmezse, işte onlar zâlimlerin ta kendileridir. ﴾11﴿Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir. ﴾12﴿Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır. ﴾13﴿Bedevîler “İman ettik” dediler. De ki “İman etmediniz. Öyle ise, “iman ettik” demeyin. “Fakat boyun eğdik” deyin. Henüz iman kalplerinize girmedi. Eğer Allah’a ve Peygamberine itaat ederseniz, yaptıklarınızdan hiçbir şeyi eksiltmez. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” ﴾14﴿ Sponsorlu Bağlantılar İman edenler ancak, Allah’a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir. ﴾15﴿Ey Muhammed! De ki “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi bilir. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.” ﴾16﴿Müslüman olmalarını bir lütufta bulunmuş gibi sana hatırlatıyorlar. De ki “Müslüman olmanızı bir lütuf gibi bana hatırlatıp durmayın. Tam tersine eğer doğru kimselerseniz sizi imana erdirmesinden dolayı Allah size lütufta bulunmuş oluyor.” ﴾17﴿Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir. ﴾18﴿ Hucurat suresi müslümanların sahip olması gerektiği güzel ahlakı anlattığı için en çok aranan sureler arasındadır. Vatandaşlar Hucurat suresinin Türkçe ve Arapça okunuşunu, Hucurat suresinin Türkçe mealini, faziletlerini ve tefsirini araştırmaktadır. Biz de sizler için- Hucurat suresi Türkçe ve Arapça okunuşu, Hucurat suresi Türkçe anlamı,Hucurat suresi faziletleri ve tefsiri nedir? - sorularınızı cevapladık. İşte SURESİNİN TÜRKÇE OKUNUŞUBismillahirrahmanirrahim1. Ya eyyühellezıne amenu la tükaddimu beyne yedeyillahi ve rasulihı vettekullah innellahe semıun alım2. Ya eyyühellezıne amenu la terfeu asvateküm fevka savtin nebiyyi ve la techeru lehu bil kavli ke cehri ba'dıküm li ba'dın en tahbeta a'malüküm ve entüm la teş'urun3. İnnellezıne yeğuddune asvatehüm ınde rasulillahi ülaikel lezınemtehanellahü kulubehüm lit takva lehüm mağfiratüv ve ecrun azıym4. İnnellezıne yünaduneke miv verail hucürati ekseruhüm la ya'kılun5. Ve lev ennehüm saberu hatta tahruce ileyhim le kane hayral lehüm vallahü ğafurur rahıym6. Ya eyyühellezine amenu in caeküm fazikum bi nebein fe tebeyyenu en tüsıybu kavmem bi cehaletin fe tusbihu ala ma fealtüm nadimın7. Va'lemu enne fıküm rasulellah lev yütıy'uküm fı kesırim minel emri le anittüm ve lakınnellahe habbebe ileykümül ımane ve zeyyenehu fı kulubiküm ve kerrahe ileykümül küfra vel füsuka vel ısyan ülaike hümür raşidun8. Fadlem minellahi ve nı'meh vallahü alımün hakım9. Ve in taifetani minel mü'minınaktetelu fe aslihu beynehüma fe im beğat ıhdalüma alel uhra fe katilületı tebğıy hatta tefıe ila emrillah fe in faet fe aslihu beynehüma bil adli ve aksitu innellahe yühıbbül müksitıyn10. İnnemel mü'minune ıhvetün fe aslihu beyne ehaveyküm vettekullahe lealleküm türhamun11. Ya eyyühellezıne amenu la yeshar kavmün min kavmin asa ey yekunu hayram minhüm ve la nisaüm min nisain asa ey yekünne hayram minhünn ve la telmizu enfüseküm ve la tenabezu bil elkab bi'sel ismül füsuku ba'del iman ve mel lem yetüb fe ülaike hümüz zalimun12. Ya eyyühellezıne amenütenibu kesıram minez zanni inne ba'daz zanni ismüv ve la tecessesu ve la yağteb ba'duküm ba'da e yühıbbü ehadüküm ey ye'küle lahme ehıyhi meyten fe kerihtümuh vettekullah innellahe tevvabür rahıym13. Ya eyyühen nasü inna halaknaküm min zekeriv ve ünsa ve cealnaküm şüubev ve kabaile li tearafu inne ekrameküm ındellahi etkaküm innellahe alımün habır14. Kaletil a'rabü amenna kul lem tü'minu ve lakin kulu eslemna ve lemma yedhulil imanü fi kulubiküm ve in tütıy'ulahe ve rasulehu la yelitküm min a'maliküm şey'a innellahe ğafurur rahıym15. İnnemel mü'minunellezıne amenu billahi ve rasulihı sümme lem yertabu ve cahedu bi emvalihim ve enfüsihim fı sebılillah ülaike hümüs sadikun16. Kul etüallimunellahe bi dıniküm vallahü ya'lemü ma fis semavati ve ma fil ard vallahü bi külli şey'in alım17. Yemünnune aleyke en eslemu kul la temünnu aleyye islameküm belillahü yemünnü aleyküm en hedaküm lil ımani in küntüm sadikıyn18. İnnellahe ya'lemü ğaybes semavati vel ard vallahü basıyrum bima ta'melunHUCURAT SURESİNİN ARAPÇA OKUNUŞUHUCURAT SURESİNİN TÜRKÇE MEALİEy iman edenler! Allah ve resulünün önüne geçmeyin, Allah'a itaatsizlikten sakının! Şüphesiz Allah her şeyi işitmekte ve iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinden daha fazla yükseltmeyin, birbirinize bağırdığınız gibi ona bağırmayın; sonra farkında olmadan amelleriniz boşa resulünün yanında seslerini alçaltanlar var ya, işte onlar, Allah'ın kalplerini takvâ hususunda sınadığı kimselerdir. Onlar için büyük bağışlanma ve büyük bir ödül dışından sana seslenenlerin çoğu kuşkusuz yanlarına çıkıncaya kadar sabredip bekleselerdi elbette kendileri için daha iyi olacaktı. Yine de Allah çok bağışlayıcı, çok iman edenler! Bilmeden birilerine zarar verip de sonra yaptığınıza pişman olmamanız için, yoldan çıkmışın biri size bir haber getirdiğinde doğruluğunu Bilin ki Allah'ın elçisi aranızdadır. Birçok durumda o sizin dediklerinizi yapsaydı işiniz kötüye giderdi, fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu gönlünüze sindirdi; inkârcılığı, yoldan çıkmayı ve emre aykırı davranmayı da size çirkin gösterdi. Allah tarafından bahşedilmiş bir lutuf, bir nimet olarak doğru yolu bulmuş olanlar işte onlardır bu vasıflara sahip olan sizlersiniz. Allah her şeyi bilmekte, yerli yerince müminlerden iki grup birbiriyle kavgaya tutuşursa hemen aralarını düzeltin; ikisinden biri diğerinin hakkına tecavüz etmiş olursa -Allah'ın emrine geri dönünceye kadar- haksızlığa sapanlara karşı savaşın; dönerlerse aralarındaki anlaşmazlığı adaletle çözüme bağlayın ve herkese hakkını verin. Allah hakkı yerine getirenleri ancak kardeştirler, öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin, Allah'a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar iman edenler! Bir topluluk diğer bir toplulukla alay etmesin; zira onlar kendilerinden daha iyi olabilirler. Kadınlar da başka kadınlarla alay etmesinler; çünkü alay edilenler edenlerden daha iyi olabilirler. Biriniz diğerinizi aşağılamayın, birbirinize kötü ad takmayın. İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür! Günahlarına tövbe etmeyenler yok mu, işte zalimler iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksinir! Allah'a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti insanlar! Şüphesiz sizi bir erkek ile bir dişiden yarattık, tanışasınız diye sizi kavim ve kabilelere ayırdık, Allah katında en değerli olanınız O'na itaatsizlikten en fazla sakınanınızdır. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir, her şeyden "İman ettik" dediler. Şunu söyle "Henüz iman gönüllerinize yerleşmediğine göre, sadece boyun eğdiniz. Bununla beraber Allah'a ve resulüne itaat ederseniz yaptığınız hiçbir şeyi boşa çıkarmaz; Allah çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir." ancak, Allah'a ve resulüne iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad eden kimselerdir. İçleri dışları bir olanlar işte ki "Allah göklerde ve yerde olanları bildiği halde Allah'a dininizi öğretmeye mi kalkışıyorsunuz! Allah her şeyi bilmektedir." eğmelerini sana bir iyilik yapmış gibi gösteriyorlar. Onlara şöyle de "Boyun eğmenizi bana yapılmış bir iyilik saymayın. Eğer samimi iseniz bilmelisiniz ki sizi imana yöneltmekle asıl Allah size lütufta göklerin ve yerin gizlisini bilir. Allah bütün yaptıklarınızı SURESİNİN TEFSİRİ"Geçmeyin" şeklindeki tercüme, aslında geçişli olan lâ tükaddi­mû fiilinin nâdiren geçişsiz de olabileceği ve burada bu ikinci kullanımıyla yer aldığı yorumuna dayanmaktadır bk. Şevkânî, V, 68. Bazı kıraatlerde bu kelime, "geçmeyin" anlamında lâ tekaddemû şeklinde de okunmuştur. Ancak kelimenin geçişli okunuşuna dayanan diğer yorumları da kapsayacak şekilde bunu "geçmeyin başkalarını da geçirmeyin" şeklinde anlamak yerinde olacaktır. Bu yasaklamaya göre mümin, gerek hüküm, karar ve tercihlerinde ve gerekse davranışlarında Allah ve resulünün önüne geçmemekle yükümlü kılınmaktadır. Yalnızca "Allah'ın..." demek yeterli olacağı halde resulün de zikredilmesi, onun dinin tebliği yanında dini açıklama, uygulama ve ilâhî bildirime dayalı olarak tamamlamadaki önemli rolüne işaret edilmekte; resule itaatin de dolaylı olarak Allah'a itaat mânasına geldiği gerçeğinin altı çizilmektedir. Hz. Peygamber zamanında, onun yanında bulunan müminler, hem irade ve kararda hem de fiil ve davranışta onun önüne geçmemek, onu beklemek, gözetmek, peşinden gitmek, izni ile hareket etmek durumundadırlar. Onun bulunmadığı yer ve zamanlarda "öne geçmemek ve geçirmemek", dine aykırı bir karar vermemek, bir şey yapmamak mânasına gelmektedir. "Allah ve resulünün önüne geçirmemek" de, önemi ve değeri ne olursa olsun –kişinin kendi nefsi dahil– hiçbir kimsenin irade ve rızasını, Allah ve resulünün irade ve rızasının önüne geçirmeme, onu buna tercih etmeme, önceliği ilâhî irade ve rızaya verme anlamına karar ve davranışta Allah ve resulünün iradelerini aşmamak, onların rızalarının dışına çıkmamak gerektiği önceki âyette bildirilmişti. Buna nisbetle daha hafif bir ihlâl ve kusur teşkil eden iki davranışın daha çirkinliği de bu âyette ifade edilmektedir 1 Hz. Peygamber'in yanında başkalarıyla konuşurken onun sesini bastıracak kadar yüksek bir sesle konuşmak. Buhârî'nin rivayetine göre Hz. Peygamber ile görüşme yapmak üzere Temîmoğulları'ndan bir heyet gelmişti. Görüşme sırasında Hz. Ebû Bekir ile Ömer de orada idiler. Kabileye başkan yapılacak kişi üzerinde bu ikisi ihtilâfa düşüp Hz. Peygamber'in yanında seslerini fazla yükselttiler. Bu âyet inince çok pişman oldular, üzüldüler. Artık onun yanında o kadar alçak sesle konuşuyorlardı ki, çoğu kere Peygamber efendimiz "İşitemedim, tekrarlar mısın?" diyordu "Tefsîr", 49/1-2. 2 Onunla konuşurken, sıradan bir kimse ile konuşur gibi bağırıp çağırarak konuşmak. İslâm'dan önce Araplar bu gibi inceliklere riayet etmez, ilâhî bir dinin eğitiminden geçmedikleri için bir peygambere nasıl davranılacağını da hem onlara edep dersi vermekte hem de daha sonra gelecek olan müminlere, vefatından sonra da olsa peygamberlerine karşı besleyecekleri saygı ve sevgi konusunda örnekli açıklama yapmaktadır. Râzî'ye göre "sesi, peygamberin sesinin üstüne çıkarmak", onun huzurunda çok konuşmak şeklinde de anlaşılabilir. Çünkü bir kimse konuşuyorsa sesi çıkıyorsa diğeri susuyor ve dinliyor demektir. Hz. Peygamber'in yanında olabildiğince az konuşmak ve çok dinlemek gerekir; çünkü hayırlı olan onun konuşmasıdır XXVII, 112."Farkında olmadan amelin boşa gitmesi" iki türlü olabilir ahiret hesaplaşmasında günahlar ile sevapların denkleştirilmesi, başkalarının haklarıyla ilgili bazı günahlardan kurtulabilmek için sevap hanesinden aktarmalar yapılması söz konusudur. Bu durumda insana büyük dereceler ve ödüller kazandıracak birçok amel ibadet, hayır, güzel iş tazminata gitmekte, bir mânada heder edilmektedir. b İman olmazsa ebedî kurtuluş bakımından amelin bir değeri yoktur. Hz. Peygamber'e karşı gerekli edep ve saygıyı göstermeyen, onu hayatında örnek almayan kimselerin zaman içinde din duyguları, dinî pratikleri ve imanları –kendileri işin farkında olmadıkları halde– zayıflayabilir. Bu zayıflama imanın varlığı ile yokluğu eşit olan bir dereceye vardığında ibre, fikirde veya fiilde inkâra doğru yönelir, inkâr gerçekleşince de amellerin değeri kalmaz, âhiret sermayesi olarak boşa gitmiş önemini idrak etmedeki kusur ve İslâm öncesi alışkanlıkların etkisi yüzünden Hz. Peygamber'e karşı edepte kusur edenler ilâhî ikazı alınca imanları, takvâları ve iyi niyetleri sebebiyle derhal kendilerini toparladılar, onun yanında zor işitilen bir sesle konuşmaya başladılar. Allah'ın uyarısını ve rızasını hem alışkanlıklarının hem de öfkelerinin önüne geçirerek büyük bir takvâ imtihanı verdiler ve bu imtihandan başarılı çıktılar. Başarılan her imtihanın bir ödülü vardır, takvâ imtihanının ödülü de bu erdemin önem ve ölçüsünde büyük Temîm isimli bedevî kabilesi Hz. Peygamber'i görmek, tanı­mak ve buna göre bir ilişki kararı almak üzere Medine'ye gelmişti. Peygamber efendimiz her öğleden sonra yaptıkları gibi bir süre dinlenmek kaylûle yapmak üzere odalarına çekilmişlerdi. Kabile mensupları, kendilerine bu durum bildirildiği halde Resûlullah'ın evinin önünde, kaba bir şekilde "Muhammed, Muhammed!" diye bağırmaya başladılar. Bu davranışları hem edebe aykırı idi hem de onu rahatsız etmişti. Ama eğitim ve idrak seviyeleri henüz yaptıklarının kabalığını, yersizliğini anlayacak ölçüde değildi Kurtubî, XVI, 294 vd.. Böyle yapanların medeni inceliklerden uzak bedevîler olduğu düşünüldüğünde davranış tabii de görülebilirdi. Buna rağmen Allah Teâlâ'nın vahiy göndererek uyarıda bulunması iki önemli ve evrensel değer ve kurala dikkat çekmektedir 1. Medenî inceliklerin, insanî erdemlerin bütün topluluğa yayılması; köylünün, bedevînin, şehirlerden uzak yaşayanların da uygarlıktan nasiplendirilmesi, bütün ümmetin medenîleşmesi gereklidir. 2. Hz. Peygamber'in Allah katındaki yeri ve değeri çok yüksek olup onun karşısında herkes bu idrak içinde olmak güvenilmez kimselerin getirdikleri haberleri, doğruluğunu araştırmadan kabul etmenin uygun olmadığı yönündeki mânası ve hükmü geneldir, her zaman ve mekânda geçerlidir. Sosyal ve hukukî hayatın düzenli yürümesi, haksızlık ve huzursuzlukların önüne geçilmesi bakımından çok önemli olan bu tâlimatın vahyedilmesi ibretli bir olay üzerine olmuştur. Hadis kaynaklarının teyidi bulunmamakla beraber nüzûl sebeplerini anlatan kitaplarla tefsirlerde olay şöyle nakledilmektedir Velîd b. Ukbe, Benî Mustalik kabilesinin zekât vergisini toplamak üzere gönderilir. Velîd yolda iken birisi, bu kabileden silâhlı bir grubun yola çıktığı haberini getirir. Velîd, onların savaşmak için çıktıklarını düşünerek geri dönüp Peygamberimize durumu anlatır. O da haberin doğru olup olmadığını araştırmak ve gereğini yapmak üzere Hâlid b. Velîd'i gönderir. Hâlid kabileye yakın bir yerde konaklayarak durumu araştırır; söz konusu grubun ezan okuyup namaz kıldıklarını, İslâm'a bağlılıklarının devam ettiğini tesbit eder ve Medine'ye döner. Sonunda onların, zekât tahsildarı geciktiği için durumu öğrenmek veya zekâtı kendi elleriyle Hz. Peygamber'e teslim etmek üzere yola çıktıkları anlaşılır Müsned, IV, 279; Kurtubî, XVI, 296 vd.."Yoldan çıkmış" diye çevirdiğimiz fâsık, "dinin emirlerine uymayan" demektir; yalan haber taşıyan kimse de bu kavrama dahildir. Hz. Peygamber'in ashabı genel olarak doğru, dürüst, takvâ sahibi insanlar olarak kabul edilmişlerdir. Buna göre âyette geçen fâsık kelimesi, Velîd'in değil, ona yalan haberi taşıyan meçhul kişinin çıkan genel hüküm, durumu bilinmeyen veya yalancı, günahtan çekinmez olarak tanınan kimselerin verdikleri haberlere ve bilgilere güvenilmemesi, bunlara göre hüküm verilmemesi, harekete çoğunda özellikle kötü, aleyhte ve tehlike bildiren haberleri hemen kabul etme eğilimi vardır. Bu yüzden insanlar arasında birçok kötü zan, düşünce ve eylem ortaya çıkmış; pişmanlıklar, bazan telâfisi mümkün olmayan zararlar görülmüştür. Hz. Peygamber ile onun ahlâkında ve yolunda olanlar böyle haberler karşısında tedbiri elden bırakmaz, acele ile hüküm vermez, harekete geçmezler. Yetkin önderler böyle tedbirli davranırken onlar kadar birikimli ve deneyimli olmayan sıradan insanlar telâşa kapılır, önderlerin tedbirli davranmalarının hikmetini kavrayamazlar; bunların, "Neden hemen harekete geçilmiyor?" diye söylendikleri, hatta aleyhte konuştukları olur. Ama gerektiği şekilde tahkik edildiğinde bu tür haberlerin, bilgilerin yalan, yanlış, eksik olduğunun veya yanlış anlaşıldığının sayısız örnekleri vardır. Önderin davranışı karşısında teslimiyet göstermek, acelecilik göstermemek ve isyan etmemek için sahâbede iman, peygambere güven ve sevgi vardı. Şu halde daha sonraki zamanlarda da insanların, peygamber ahlâkındaki önderleri seçmeleri ve onlara güvenmeleri fıkıhçılar âyetten şu hükümleri de çıkarmışlardır "Dinin emirlerine aykırı hareket eden, günah kaygısı taşımayan kimsenin verdiği habere ve bilgiye dayanarak hükmetmek ve harekete geçmek câiz olmadığına göre, böyle kimseleri iş başına getirmek, önder seçmek, arkalarında namaz kılmak da câiz olmaz. Fâsık imamların arkasında namaz kılmak mecburiyeti hâsıl olursa, kılınmadığı takdirde zulmetmeleri ihtimali bulunmak şartıyla, durumu kurtarmak ve fitneyi önlemek için namaz kılınır, ama sonra bu namaz yeniden kılınır" Ebû Bekir İbnü'l-Arabî, IV, 1716. Fıkıhçıların, içinde yaşadıkları güç şartlar çerçevesinde çıkardıkları bu hükümlerin ibret alınacak evrensel yönü, din, siyaset ve cemiyet hayatında istibdadın çirkinliğini, özgürlüğün önemini vurgulaması ve erdemli toplumun erdemli önderlerle birlikte düşünülmesi gerektiğine dikkat ki Allah'ın elçisi aranızdadır. Birçok durumda o sizin dediklerinizi yapsaydı işiniz kötüye giderdi, fakat Allah size imanı sevdirdi ve onu gönlünüze sindirdi; inkârcılığı, yoldan çıkmayı ve emre aykırı davranmayı da size çirkin gösterdi. Allah tarafından bahşedilmiş bir lutuf, bir nimet olarak doğru yolu bulmuş olanlar işte onlardır bu vasıflara sahip olan sizlersiniz. Allah her şeyi bilmekte, yerli yerince önce Arap kabileleri arasında sık sık anlaşmazlıklar ve çatışmalar olur, çözüm ise adaletten çok, güce dayanır, gücü ve arkası olanlar istediklerini alırlardı. Allah'ın isimlerinden biri "hak", diğeri de "âdil"dir, Kur'an hakkı hâkim kılmak için gönderilmiş, dine "hak din" ve "hak dini" denilmiş; ümmete de hakkı yerine getirmek, haksızlıkları önlemek emir bi'l-ma'rûf nehiy ani'l-münker ödevi verilmiştir. Toplu hayatta fertler ve gruplar arasında anlaşmazlıkların ortaya çıkması, karşılıklı taleplerin haklısı yanında haksızının da bulunması, haksız olanların kuvvete başvurmaları, –istenmemekle beraber– nâdir olaylardan değildir. Nitekim İslâm, hem bütün insanların kök itibariyle kardeş hem de müminlerin aynı dine mensup, aynı hukuk, ahlâk ve değerler sistemine bağlı bulundukları için kardeş olduklarını ilân ettiği halde müminler arasında da anlaşmazlıklar çıkmış, anlaşmazlığın tarafları birbirine saldırmış, dalaşma ve çatışmalar olmuştur. Hz. Peygamber'den sonra birinci halife Hz. Ebû Bekir zamanında zekât yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve devletin memurlarını kovan bazı gruplara karşı askerî tedbire dahi başvurulmuştur. Üçüncü halife Hz. Osman zamanında iç karışıklıklar ve halifeye karşı isyan hareketi ortaya çıkmış, ancak Hz. Osman askerî tedbire başvurmamayı tercih etmiştir. Hz. Ali'nin halifeliğinde Muâviye ve çevresindekiler, halifeye biat etmeyip Hz. Osman'ın katillerini yakalayarak kendilerine teslim etmesini biat şartı olarak ileri sürmüşler, Hz. Ali müzakere ve nasihatle yola gelmeyen muhaliflerine karşı savaşmak mecburiyetinde kalmış ve meşhur Sıffîn Savaşı yapılmıştır. Talha, Zübeyir gibi önemli kişilerin Hz. Ali'ye karşı olan tarafta yer aldıkları Cemel Savaşı da siyasî ihtilâf ve itaatsizlik sebebine dayalı bir iç savaştır. 9. âyet haksız yere devlete baş kaldıran gruplar ile devlet arasındaki savaştan değil, halk arasında meydana gelen anlaşmazlık ve kavgalardan, bunlara karşı güçlü çoğunluğun, halkın geri kalanlarının adalet ve hakkaniyet ölçüleri içinde tarafları anlaştırma, aralarını bulma ve gerekirse güce başvurarak haksızlığı önleme yükümlülüğünden bahsetmektedir. Devlete baş kaldıran, hukuka boyun eğmeyen âsi gruplar bâğîler, halkın geri kalanına karşı da haksız yere savaş ilân etmiş oldukları ve zarar verdikleri için müctehidlerce bu âyetin kapsamına alınmışlar; –bazı istisnalar dışında– aynı hükme ve muameleye tâbi tutulmuşlardır. Fıkıh kitaplarının "bağiy ve cihad" bölümlerinde bu konu detaylarıyla işlenmiştir. Özet olarak İslâm toplumu, hem dışarıda hem içeride meydana gelen haksız çatışmalar karşısında ilgisiz ve duyarsız kalamaz, barış ve adaletin gerçekleşmesi için elinden geleni yapmakla hem bütün insanlıktan hem de iman kardeşlerinden sorumludurlar; dünyada haksızlığın engellenmesine l-i İmrân 3/108, din ve vicdan özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve hürriyetlerin uygulanmasına katkıda bulunmak Nisâ 4/75; Hac 22/40, ülkede ise bunlara ek olarak mümin kardeşler arasındaki anlaşmazlıkları adaletle çözüme kavuşturmak, haksızlıkta ısrar edenlere karşı haklının yanında yer almakla yükümlüdürler. Bu âyet ikinci yükümlülüğe –bunun dayanağı olan kardeşliğin altını çizerek– dikkat inanıp hüküm vermek, mâsum insanlar hakkında kötü kanaate sahip olmak ve kötü davranışta bulunmak, haksızlıklar karşısında pasif kalmak, hakkın yerini bulması ve adaletin gerçekleşmesi için çaba harcamamak gibi toplumda barışı, düzeni, birlik ve beraberliği, kardeşçe dayanışmayı olumsuz etkileyen davranışlardan birkaçına yukarıda geçen âyetlerde temas edilmişti. Aynı sonuçları doğuran ve öteden beri topluluklar içinde çokça görülen bazı hatalara da bu ve sonraki iki âyette, bazı uyarılarla birlikte yer alay etmeye iten psikolojik faktörler içinde büyüklenme, kendini beğenme, karşısındakini küçük ve kusurlu görme gibi hal ve duygular da vardır. Sırf gülüp eğlenmek için bir kimse ile alay edilmiş olsa bile alay konusu olan şahsın buna lâyık görülmesi ve aşağılanması söz konusudur. Bir kimse, toplum içinde yükselen değerlere göre –bu değerleri ölçü olarak alanlar bakımından– ikinci sınıf, "değersiz ve önemsiz" görülebilir, ama evrensel değerler ve konumuzla ilgili olarak da dinî ve mânevî değerler söz konusu olduğunda aynı şahıs önemli ve değerli olabilir; hele Allah nezdinde kimin nasıl değerlendirildiğini tam olarak bilmek mümkün değildir. İnsanları küçümseyenler, alay edenler, aşağılayıcı, küçümseyici lakaplar takanlar işin bir de bu yönünü düşünmelidirler."Birbirinizi karalamayın" şeklinde tercüme ettiğimiz cümlenin lafzî karşılığı, "Kendinizi karalamayın" şeklindedir. Müminlerin kardeş olduğu ilân edildikten sonra birinin diğerini karalaması, kişinin kendini karalaması gibi kabul edilmiştir. Meâldeki "karalama"nın Arapça karşılığı lemzdir. Bu kelimenin mânası ise "el ve dil ile, kaş göz işaretiyle bir kimseyi aşağılamak, küçük düşürmek, şeref ve haysiyetine leke sürmek"tir. Allah'a iman edenler böyle bir haksızlığı, öz kardeşleri gibi olan dindaşları bir yana düşmanlarına bile başka kötü alışkanlık da insanları onların hoşlanmadıkları, kendilerini küçük düşüren, üzen nitelik ve lakaplarla anmaktır; "kör, topal, kambur, cüce, sırık, şapşal ..." bu lakaplara bazı örneklerdir. Ancak insanların tanınmasını sağlayan ve onları üzmeyen, alışılmış bazı lakaplar bu yasağın dışındadır; "Topal Osman, Uzun Hasan" gibi. Ashaptan bazılarının, günahkâr iken tövbe etmiş, hıristiyan veya yahudi iken müslüman olmuş kimseleri eski aidiyetleriyle nitelemeleri ve anmaları, bu cümlenin nüzûl sebebi olarak zikredilmiştir. Tövbe sâbıkayı sildiği için bir kimseyi eski haliyle anmanın hem din hem de ahlâk yönünden tutarsızlığı, anlamsızlığı açıktır."İman ettikten sonra fâsıklıkla anılmak ne kötüdür!" cümlesi iki şekilde anlaşılmaya müsaittir 1. Yasaklanan fiil ve davranışları işleyenler fâsık günahkâr, yoldan çıkmış olurlar; bu nitelik de bir mümine Bir kimse iman ve tövbe ettikten sonra onu yine eski dini ve günahı ile anmak çirkin, yersiz ve âyette üç kötü huy ve alışkanlık ele alınmış, etkili bir üslûpla yasaklanmıştır Gerçek bilgi ve kanıta değil, tahmine dayalı hüküm zan, insanların gizliliklerini araştırmak tecessüs ve insanları arkalarından çekiştirmek gıybet.Gerçeklik ihtimali yüzde ellinin üzerinde bulunmakla beraber kesin olmayan bilgi ve hükme zan denir. Başkalarını suçlamak, aleyhlerinde olacak bir karar almak ve davranışta bulunmak söz konusu olduğunda zanna dayanılamaz, zan şeklindeki bilgi dayanak ve delil kılınamaz. Çünkü insanlar hakkında sahip olunan zan ve tahminlerin birçoğu isabetsiz olmakta, beklendiğinin, sanıldığının aksi gerçekleşmektedir. Şu var ki, kimsenin aleyhinde olmayan, hakların zayi edilmesi ihtimali bulunmayan alanlarda, kesin bilgi bulunmadığında kuvvetli zana zann-ı galip dayalı hükümler ve uygulamalar yasak kapsamına dahil değildir. Sosyal bilimlerin önemli bir kısmı kesinliğe değil, kuvvetli zan ve ihtimale olmayan, suç işleme bakımından ciddi şüpheye sebep olacak davranışları bulunmayan bir kimsenin gizlediği bir işini, davranışını, halini araştırmak ve açıklamak ise âyette yasaklanan tecessüs kapsamına girmekte olup İslâm ahlâkçılarına göre ayıptır, dine göre de câiz değildir, günahtır. Ancak düşmanların müslümanlar hakkındaki plan, program ve niyetlerini anlamak, zamanında tedbir almayı sağlamak gibi amaçlara yönelik casusluk faaliyeti, bunda zaruret bulunduğu için yasak kapsamına dahil kimsenin gıyabında, arkasından hoşuna gitmeyeceği bilinen bir şeyini konuşmak, başkalarına aktarmak gıybettir ve câiz değildir. Peygamber efendimize, "Birisinin arkasından söylediklerimiz doğru ise, onda bu kötü nitelik varsa yine de yasak olan gıybet gerçekleşir mi?" diye soranlar şu cevabı almışlardır "Söylediğiniz onda varsa gıybet etmiş olursunuz, yoksa yaptığınız iftira olur" Müslim, "Birr", 70. Şu hadis de bu kötü huylar ve alışkanlıklarla ilgilidir "Zanna kapılmaktan sakınınız, zan en fazla asılsız olabilen haber ve bilgi türüdür. Kulak kabartmayınız, gizlilikleri araştırmayınız, başkalarını kıskanmayınız, öfkenize kapılmayınız, birbirinize sırtınızı dönmeyiniz. Ey Allah'ın kulları! Kardeşler olunuz" Müslim, "Birr", 28.Müslümanların dünya görüşlerini ve değer ölçütlerini dayandır­dıkları âyetlerden biri de budur. Fertler, gruplar, kavimler, ümmetler, milletler siyasî, kültürel, biyolojik, coğrafî vb. farklarla birbirinden ayrılır; bu farklara bağlı olarak farklı kimlik sahibi olur, bu kimlikle tanınır ve tanışır. Ayrıca her biri kendi farkını, özelliğini bir gurur, değer ve övünç vesilesi farklı yaratılmanın "kimlik edinme ve bu kimlikle tanınma, tanışma" fonksiyon ve hikmetini onaylıyor; ancak farklı sosyal ve etnik gruplara mensup olmanın üstünlük vesilesi olarak kullanılmasını reddediyor; insanın şeref ve değerini, kendi iradesi ile elde etmediği etnik aidiyete değil, kendi irade ve çabasıyla elde ettiği evrensel değerlere etka kelimesinin içerdiği takvâ kavramı, evrensel değerleri, erdemleri edinme ve bunların zıtlarından titizlikle kaçınma ve sakınmayı ifade etmektedir bk. A'râf 7/26. Hak dine iman dışındaki evrensel değerler hangi kişi ve grupta bulunursa o, diğerlerinden daha üstündür, daha değerlidir. Sıra hak dine imana gelince, özellikle ebedî kurtuluş bakımından başka hiçbir değer ve erdem imanın yerini tutamaz, imandan üstün ortaya koyduğu insanlık değeri ile gruplar arası ilişkiyi –konuyla ilgili başka âyetleri de göz önüne alarak– şöyle özetlemek mümkündür Bütün insanlar bir erkekle dem bir kadından Havvâ yaratılmış, meydana getirilmiştir. Allahdem'i topraktan, eşini dedem'in aslından yaratmış, bunların karı-koca olmalarından sonra da doğum yoluyla insanlık vücuda gelmiş, üremiş ve çoğalmıştır. Şu halde bütün insanların aslı birdir, aynı özden yaratılmışlardır; hem kök hem de biyolojik temel özellikleri farklı değildir, bu yönden bir üstünlük veya aşağılık söz konusu olamaz. Kök itibariyle kardeş olan insanlar birçok hikmet yanında farklı kimliklerle tanınıp tanışmaları için gruplara ayrılmışlardır. Her grup, başkalarından farklı, kendi aralarında ortak özelliklerine dayalı olarak birleşir ve dayanışırlar. Bu birleşme ve dayanışmada temel unsur dindir. Dini bir olanlar birbirini kardeş bilirler ve genellikle diğer özelliklerdeki ortaklık bu özel bağın üstüne çıkamaz. Dinin insana kazandırmak istediği en önemli değer ahlâktır takvâ, hem bir grup içinde hem de gruplar arasında üstünlüğün, üstün değerin ölçütü ahlâk nâzil olduğu zamanda Araplar'da da kavimleri ve kabileleri ile övünme, kendilerini bu yüzden başkalarından üstün görme âdeti kültürü güçlü bir şekilde mevcuttu. İslâm insanların eşitliği gerçeğini ilân edince bunu sindirmekte zorlananlar oldu, bazı soylu aileler ve kabileler kızlarını diğerlerine veya âzatlı eski kölelere vermek istemiyorlardı. Hz. Peygamber bunlarla mücadele etti, müminleri eğitti ve meşhur Vedâ hutbesinde bütün insanlığa şöyle seslendi"Ey insanlar! Şunu iyi biliniz ki rabbiniz birdir, babanız birdir. Arap'ın başka ırka, başka ırkın Arap'a, beyazın siyaha, siyahın beyaza, dindarlık ve ahlâk üstünlüğü dışında bir üstünlüğü yoktur. Dinleyin! Bu ilâhî gerçeği size tebliğ ettim mi, bildirdim mi?" Kendisini dinleyenler hep birden "evet" dediler. "Öyleyse burada olanlar olmayanlara bildirsin!" buyurdu Müsned, V/411.Yerleşim bölgeleri dışında göçebe olarak yaşayan Arap kabileleri Hz. Peygamber'e geliyor, sosyal yardımlardan pay almak için kendisine boyun eğiyor, teslim oluyorlardı. Bu davranışlarını "iman etmiş olmak için" yeterli saymaları, kendilerini mümin olarak göstermeleri üzerine bu âyetler dilde ve terim olarak İslâm, Hz. Muhammed'e vahiy yoluyla bildirilen dinin adıdır. Bu dine iman eden ve gereğini yerine getirmeye çalışan kimselere de müslüman denir. Ancak İslâm kelimesinin sözlük mânasında "boyun eğmek, teslim olmak" da vardır. Bedevîlerin yaptığı da İslâm'ın bu sözlük mânasını gerçekleştirmekten ibaret idi. Çünkü 15. âyeti de göz önüne aldığımızda bir kimsenin gerçekten iman etmiş olabilmesi için kendisinde şu inanç ve davranışların gerçekleşmiş olması gerekmektedir 1. İslâm'ın taleplerini yerine getirirken bunların Allah ve resulünün emirleri olduğuna, Allah'tan geldiğine, O'nun emirlerine itaat etmenin insana, dünya ve âhiret mutluluğunu sağlayacağına kalbi ile de iman etmiş, inanmış olmak. 2. Bu inancında asla şüpheye düşmemek, aklı ve duygularıyla ikna olmuş, bu inanca bağlanmış bulunmak. 3. İslâm'ı ve müslümanları korumak, dininin güçlenmesi için malını ve gerektiğinde canını vererek çalışmak, çabalamak, olanca gücünü harcamak. Bağlamdan anlaşıldığına göre "Biz de müminiz, inandık" diyen bedevîler henüz cihad ile sınanmış ve imanlarını ispat etmiş değillerdi. İmanlarının kalplerine yerleşmiş olmadığı hükmüne gelince, bunu ancak Allah bilirdi ve peygamberine böyle olduğunu bildiriyordu. Şayet Allah bildirmeseydi, peygamber dahil herkesin, "Ben müminim" deyip emirlere itaat edenleri gerçekten ve kalpten inanmış saymaları, böyle bilmeleri Hz. Peygamber'e teslim olmalarına, onun yanında yer almalarına iki yönden bakılabilir a Müminlere düşman olmak yerine dost olup destek sağlamak; b Ganimetten, sosyal yardımlardan yararlanmak, daha da önemlisi müslümanlar arasında yaşayarak gerçek ve kâmil mânada imana kavuşmak. Bu âyetler geldiği dönemde müslümanların bedevî desteğine ihtiyaçları kalmamıştı; halbuki onların hem maddî yardıma hem de hidayete, doğru ve kurtarıcı bir kılavuza ihtiyaçları vardı. Teslim olmalarının, itaat etmelerinin karşılığını eksiksiz olarak aldılar, Hz. Peygamber ve ashabı tarafından eğitilerek hem medenîleştiler hem de birçoğunun gönlüne iman yerleşti. Şu halde ortada sözü edilecek bir iyilik, bir lutuf varsa bu, onların teslim İslâm olmaları değil, bu sayede elde ettikleri idi; bundan dolayı asıl minnettar olması gerekenler Kur'an Yolu Tefsiri Cilt 5 Sayfa 88-101 sure Gündem - Longtail Dini Gündem Haberler ❬ Önceki Sonraki ❭ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّا خَلَقْنَٰكُم مِّن ذَكَرٍ وَأُنثَىٰ وَجَعَلْنَٰكُمْ شُعُوبًا وَقَبَآئِلَ لِتَعَارَفُوٓا۟ ۚ إِنَّ أَكْرَمَكُمْ عِندَ ٱللَّهِ أَتْقَىٰكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌ خَبِيرٌ Diyanet Vakfı Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O´ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır. Meallere göre Hucurât Suresi 13. Ayet Tüm Mealler Hucurât 13 Elmalılı Hamdi Yazır Orijinal Hucurât 13 Diyanet İşleri Başkanlığı Hucurât 13 Elmalılı Hamdi Yazır Hucurât 13 Ali Fikri Yavuz Hucurât 13 Diyanet Vakfi Hucurât 13 Elmalılı Hamdi Yazır Sade Hucurât 13 Elmalılı Hamdi Yazır Sade 2 Hucurât 13 Fizilal-il Kuran Hucurât 13 Hasan Basri Çantay Hucurât 13 İbni Kesir Hucurât 13 Ömer Nasuhi Bilmen Hucurât 13 Tefhim-ul Kuran Hucurât 13 Kuran Yolu Hucurât 13

hucurat suresi 13 ayet anlamı