🍾 Asya Hunlarının Coğrafi Siyasal Ekonomik Ve Kültürel Özellikleri
Sosyalve Ekonomik Hayat. Din ve İnanış. Hz. Ebubekir Kuran-ı Kerim’i kitap haline getirmiştir. Hz. Osman Kuran-ı Kerim’i çoğaltmıştır. Yazı, Dil-Edebiyat, Bilim-Sanat. Emevi halifesi Abdülmelik Arapçayı resmi dil ilan etti. Arapça zamanla gelişerek bilim ve kültür dili haline geldi. Mimari en çok Emeviler döneminde
Tarih insan topluluklarının sosyal, ekonomik, kültürel, siyasi, dini ilişkilerini, birbiriyle olan münasebetlerini, belgelere dayanarak, yer ve zaman göstererek inceleyen, olayların sebep ve sonuç ilişkilerini açıklayan bilim dalıdır. Tarihi Olayların Özelliği: Belgelere dayanma. Yer-zaman ve sebep-sonuç ilişkisi.
15Aralık 2015 Posted by Mehmet ilk Türk İslam devletlerinde yazılmış eserlerden ders kitabından öğrendiklerinize göre Türklerin siyasi sosyal ve ekonomik özelliklerine ilişkin neler söyleyebilirsiniz? İlk Türk İslam devletleri, ataları olan Orta Asya Türk devletlerinden siyasi ve kültürel olarak çok etkilenmişlerdir.
OrtaAsya tarihinin, göçebeler ve yerleşik insanların (tarım, şehirler) etkileşimi, atın çok yüksek önemi ve bozkırların özelliği gibi bazı özellikleri vardır . Orta Asya aynı zamanda batıda Akdeniz'den doğuda Çin'e ve İran ve Hint kültür bölgelerine kadar çevredeki kültürlerden birçok etkinin önemli bir kavşak
bögükağan maniheizm boğayım iğrenç din et yemek savaşmak yasak dinde sur yapılıyor milli benlik kaybettik demek değil yaşam biçimi değişmiş tarım
AsyaHunları'’nın, Kök Türkler'in ve Uygurların coğrafi, siyasal, ekonomik ve kültürel özelliklerini karşılaştırınız. Bu devletler arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları konusunda sizlere kısa bilgiler vereceğiz. Asya Hunları; Asya Hun devleti tarihte bilinen ilk Türk devletidir. Devletin kurucusu ve ilk hükümdarı Teoman’dır.
A Margos B ) Ogsburg C ) Kadeş D ) Otranto E ) Venedik. Soru 16. I. Hem Asya hem de Avrupa'da yaşamışlardır. II. Orhun Abidelerini yazmışlardır. III. Kalıcı mimari eser
ilktürk devletleri – şaman. Türklerin ilk anayurdu Orta Asya‟dır. Tarihte ilk kurulan Türk Devleti Asya Hun İmparatorluğu’dur. Asya Hun Devleti’nin bilinen ilk hükümdarı Teoman’dır. Türk toplulukları ilk kez bir çatı altında toplayan Asya Hun Devleti’dir. Hükümdar ise METE HAN.
Öz Bu çalışmamızda Türk kelimesinin kökeni(Etimolojisi),Türk adının ortaya çıkışı ve Türk adının anlamı üstünde durulup tarih sahnesine adım attıkları yer olan Asya bozkırlarına değinilmiştir. Kaynaklar varlığında Türk kültürünün bir bozkır kültürü olduğu bilinmektedir.Türkler bozkırda yaşanan olumsuz şartlar komşu ülkelerin tacizi yüzünden
Çinde kurulan Hun Devletleri IV. Aynı yıl yani 319 yılı 12.ayda86 isyancı Chin’in sağ ve sol süvari komutanları Chin K’ang ve Ma Ch’ung ile diğer ileri gelenler Chin’i öldürdüler ve aralarından Chin Ming’i lider seçtiler, imparatorluğun altı mührünü Pu T’ai ile Yao’a gönderdiler.
AKParti'nin siyasal, hukuki, toplumsal, ekonomik ve kültürel alanlardaki siyaseti tüm boyutlarıyla ele alınacak SETA'dan 'Kuruluşundan Bugüne AK Parti Sempozyumu' SETA Siyaset Araştırmaları Direktörü Nebi Miş: 'Sempozyumda da aynı zamanda 'Kuruluşundan Bugüne AK
GİRİŞ Bu çalışma “İstilalar ve Fetihler” devrindeki Orta Çağ Avrupa’sında 370’li yılların ortalarında İdil nehrini aşıp Alanlar üzerine saldıran Hunların, Avrupa ve Balkanlarda ki macerasını anlatmayı hedeflemektedir. Bu durum hem Hunları hem de Avrupa ve Balkanlar tarihini derinden etkileyecek birçok olaylar
FEmQL5q. Sorueha 1. 4. Olkelerin gelişmişlik düzeyl ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyal yapıları dikkate alınarak ölçülebilir. Aşağıdakilereha 1. 4. Olkelerin gelişmişlik düzeyl ekonomik, siyasal, kültürel ve sosyal yapıları dikkate alınarak ölçülebilir. Aşağıdakilerden hangisi ülkelerin gelişmişlik düzeyi hakkında bilgi vermez? A Kişi başına düşen milli gelir B Ortalama yaşam süresi c Doğal nüfus artış hızı D Nüfusun cinsiyet dağılımı E Okuryazar nüfus oranı Soru Çözümünü GösterHesabını çözümünü gör!Ücretsiz 3 soru kredisi kazan Günlük hediyelerini alFotoğraflarla sorularını sor
Ali Ahmetbeyoğlu*Orta Asya Türk devletlerinin ekonomileri başta olmak üzere; askeri, siyasi, sosyal, kültürel hayatlarında hüküm sürdükleri coğrafya belirleyici amillerden biri olmuştur. İslam Öncesi Türk Tarihi umumiyetle Orta Asya ve özellikle bu coğrafyanın büyük kısmını oluşturan, tarihin ilk devirlerinden beri Türklerin anavatanı olan Türkistan sahası üzerinde cereyan etmiştir. Orta Asya; Moğolistan ve Sibirya’nın güneyi, bugünkü Kazakistan ile Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan, Kırgızistan topraklarının büyük bölümünü, Afganistan’ın kuzeyini, hem Merv hem Herat’a bağlı İran Horasan’ını, Tibet, Doğu Türkistan ve Kansu’yu içine almaktadır[1]. Türkistan ise; batıda Ural Nehri ve Hazar Denizi, doğuda Altay dağları ve Çin hududu yani Doğu Türkistan veya Kaşgariya’nın doğu sınırları, güneyde İran ve Afganistan, kuzeyde Tubal ve Tomsk vilayetleri Sibirya arasındaki bölgeyi kapsamaktadır[2]. Bozkır olan ve yüksek dağlar, ovalar ile bol otlu yaylalardan oluşan bu coğrafyada[3] kurulan İslam öncesi Türk devletlerinin Hun, Göktürk, Uygur gibi büyük devletler ekonomisini iki kısımda ele alabiliriz. Birincisi, kendi kendine yetme esasına dayanan aile ekonomisi; ikincisi ise askeri güce bağlı devlet ekonomisidir. Bu iki unsurun birbirine bağlı açıklamasıyla aileden devlete kadar ülkenin gelir kaynaklarını, geçim vasıtalarını, üretim tarzlarını ortaya coğrafyasının ve hayat tarzlarının icabı Türk ekonomisinin temelini hayvancılık oluşturmuştur. Bunun yanında ganimet temini, vergiler, ziraat, avcılık, endüstri ve el sanatları ile ticaret de diğer iktisadi unsurlar arasında yer almıştır[4].Orta Asya’nın tabiat ve iklim şartlarının gereği olarak bütünüyle kendi kendine yeterli olma mecburiyeti üzerine kurulan aile ekonomisinde Türk insanı yiyecek, ev, giyim gibi ihtiyaçlarını kendi kaynaklarından sağlamıştır[5]. Bu geçim kaynaklarının en önemlisini hayvancılık teşkil etmiştir. Türklerin yetiştirdiği hayvanların başında ekonomik getirisi fazla olan at ve koyun ile bunların yanında deve, keçi, sığır sürüleri gelmiştir. Aynı zamanda sürülerin çokluğu toplum içerisinde zenginliğin ve gücün göstergesi olmuştur[6]. Kendi geçimini sağlamak, ihtiyaçlarını gidermek için Türk insanı beslediği hayvanları canlı olarak satmıştır. İhtiyaç fazlası olan hayvansal ürünler, etler, kendi imal ettiği et konserveler, deri, yün ve yünlü mamuller de sattıkları ve bu sayede ihtiyaçlarını giderdikleri ürünler arasında yer almıştır[7].Hayvancılık yanında avladıkları kürkleri kıymetli samur, sansar, kakım, kunduz, sincap, tilki, kaplan, pars, panter gibi hayvanlar da aile ekonomisi için ayrı bir kaynak kapısı olmuştur. Böylece en önemli servetleri olan atların ve koyunların etine dokunmayarak et ihtiyaçlarını gidermişler ve avladıkları bu hayvanların kürklerini işlenmiş veya işlenmemiş olarak satarak gelir elde etmişlerdir[8]. Türk insanı ürünlerini ülke içerisinde değiş-tokuş esasına göre satmıştır. İhtiyacı olan emtiayı ya çevresindekilerden ya da yılın değişik zamanlarında gelen tüccarlardan temin etmiştir[9].Fiziki-coğrafi engeller, yetersiz su miktarı, yetişme mevsimlerinin kısalığı, toprak meselesi ve çetin arazi gibi şartlar Türk yurtlarında tarıma pek müsaade etmemiştir[10]. Buna rağmen kışlaklarda, hayvancılık gereği yapılan göç güzergâhlarında ve ele geçirilen ülkelerdeki ekime müsait arazilerde kısmi de olsa ziraat yapılmıştır. Buğday, arpa, darı, çavdar ve at yemi olarak burçak ve yulaf ekilmiştir. Devlet özellikle ithalatta önemli yer tutan tarın ürünlerinin ekilip biçilmesini teşvik etmiştir. Türk toplumunda tali bir iş olan ziraat genellikle hayvancılıkla birlikte yürütülmüştür[11]. Asya Hunlarından beri Türk ülkelerinde ziraatın bilindiği anlaşılmıştır. Nitekim Çin kaynaklarında Hunların buğday ve darı ekip biçtiklerinden, bir Hun buğday cinsi ile Hun fasulyesinden ve şiddetli soğukların hüküm sürdüğü zamanlarda Hun ülkesinde ekinlerin olmadığından bahsedilmiştir[12]. Ayrıca 119 yılında Hun Tanhusu’na karşı yapılan harekâtta Çinliler Go-bi Çölünün kuzeyindeki Tien-yen Dağında Can-şın adlı bir Hun şehrini ele geçirmişler ve 100 bin insan ve 140 bin at mevcudu olan Çin ordusu, bu şehirdeki hububat ambarındaki erzakı kullanarak bir ay burada kalmışlardır. Geriye dönerken de, götüremeyecekleri hububatı yakmışlardır[13]. Göktürk Kağanı Kapkan 696 yılında Çin ile yaptığı anlaşmanın bir maddesinde, Çin’in Göktürklere 3000 ziraat aleti ile yaklaşık 1250 ton tohumluk darı vermesi hükmünü getirmiştir[14]. Yerleşik hayata geçilmesi ilk zirai faaliyetlerin daha da geliştiği Uygurlar hakkında da ünlü seyyah Wang Yen-te şu bilgileri vermiştir ˝ Chin-ling dağlarından çıkan nehir başşehrin Beşbalık bütün çevresini dolaşır, tarlaları ve meyve bahçelerini sular ve su değirmenlerini işletir. Bu yerde beş hububat yetişir”[15]. Bunların yanında Hunlar ve Göktürkler zamanında, kalma sulama kanallarına da tesadüf edilmiştir. Özellikle Göktürklerin kullandığı ve yüksek teknik bilgiye dayanan Tötü kanalının boyu 10 kilometreye yakın idi[16]. Bu kayıtlar Orta Asya Türk yurtlarında kendisine yetmese de azımsanmayacak ölçüde ziraat yapıldığının delilleri olmuştur. Eski Türk toplumunda çiftçi kesimine tarıgcı / tarıdacı adı verilmiş, ekilen tarlaya da tarıglag denilmiştir[17].Orta Asya Türk devletlerindeki üretim tarzları, sahip oldukları yeraltı ve yerüstü kaynakları, hayat şartları ve devletin en önemli gücü olan askerlikle alakalı ihtiyaçlar toplum içerisinde geçimlerini sağladıkları çeşitli mesleklerin doğmasına yol açmıştır. Altaylar bölgesinde demir; Tanrı dağlarında, Kaşgar-Kuçar havalisinde altın, gümüş, kurşun, kükürt madenleri bulunan Hun, Göktürk, Uygur devletlerinde başlıca meslekleri demircilik ve madencilik oluşturmuştur[18]. Bozkır Türk topluluklarında oldukça kalabalık olarak bulunan esnaf ve zanaatkârlar kollarına göre kılıç, kalkan, kargı, mızrak, ok temrenleri, insan ve atlar için zırhlar, tolgalar, at teçhizatı, eyer ve koşum takımları, kazanlar, ibrikler, kovalar, çadır ve otağlar, arabalar imal etmişlerdir. Ayrıca tabaklar, maşrapalar, ince bronz işlemeli tasvirlerle süslenerek yapılan kömür mangalları, heykeller, ok kutuları, kılıç kapsarları, kemer tokaları, katış uçları da yapmışlardır. Sanatkârlar imal ettikleri ve yaptıkları eşyaların bazılarını isteğe göre altın ve gümüşle kaplamış, değerli taşlarla süslemişlerdir[19]. Bu eşyalar kullananlar için güç, zenginlik göstergesi olmuştur. Bunların yanında halıcılar, kilimciler, keçeciler, debbağlar, çizmeciler, çorapçılar, börkçüler, dokumacılar, terziler, marangozlar ve tahta oymacıları da diğer meslekler arasında yer almıştır[20].Aile ekonomisi diye adlandırdığımız dâhili iktisadi faaliyetlerin yanında devlet ekonomisi veya harici ekonominin temeli devletlerarası ticaret olmuştur. Ayrıca ahaliden toplanan vergiler, mağlup ve tabii ülkelerden alınan vergiler, hediyeler ile ipek yolundan sağlanan kazanç, ganimetler, harplerde alınan esirler için ödenen kurtuluş fidyeleri, harp tazminatları Orta Asya bozkır Türk devletlerinin diğer gelir kaynaklarını oluşturmuştur[21]. Bunların yanında yağma ve askeri yardımları da hesaba katmak gerekmektedir. Nitekim Asya Hun Devleti’nin kurucusu olan Tuman daha devletin kuruluşunda hayat tarzları için önemli olan Ordos bölgesini kaybeden ve ekonomik zorluk içine düşen toplulukları idaresi altına alarak uygun otlaklar bulmak için Çin’e saldırmıştır. Tu-man’ın liderliğindeki bu guruplar sınır bölgesini yağma etmişler, halkı haraca bağlamışlar ve taşınması mümkün olan kıymetli şeyleri yanında götürmüşlerdir[22]. Ayrıca Çin İmparatoru Kao-tsu 622 yılında Göktürklerin sınırlarına saldırıda bulunmaları üzerine Kağan’a bir elçi göndererek şu isteklerde bulunmuştur “ Sayı bakımından Çin İmparatorluğu Göktürk Kağanlığı ile aynı değildir. Gök-türkler Çin topraklarını ele geçirse bile buralarda yaşayamazlar. Üstelik elde ettiğiniz ganimetlerin hepsi milletinizin eline geçti. Size ne kaldı? Siz en iyisi ordunuzla birlikte geri dönün ve Tang İmparatorluğu’ndan gelen altın paralar ve ipekli kumaşların hepsi sizin cebinize girsin”[23]. Göktürkler İmparator’un bu teklifini kabul etmişlerdir. 765 yılında Çinliler Uygurların yardımı ile Tibet isyanlarını bastırmışlardır. Bundan sonra Uygurlar başkente İmparator ile görüşmeye gelmişlerdir. İmparator Uygurlara ziyafet vermiş ve yüz bin parça ipek hediye etmiştir. Bunun üzerine Uygurlar ülkelerine geri dönmüşlerdir[24]. 780’li yıllarda Uygurlar ilk defa Çin’in batı başkentini işgal edip yağmalamak istemişlerdir. Çinliler Uygurları durdurmuşlarsa da, Uygurlar doğu başkentini işgal edip şehri üç gün boyunca yağmalamışlar ve sayması mümkün olmayacak kadar mal ele geçirmişlerdir. Çin İmparatoru Uygurlara çok fazla ipek vererek bu yağmayı durdurabilmiştir. Nitekim Çin kaynakları Uygur yağmalarının tek gayesinin ipek elde etmek olduğunu kaydetmişlerdir[25].Türk devletleri ülke içerisinde kendi ahalisinden gücü oranında ve uğraş alanına göre vergi toplamıştır. Bu vergiler hanelerden aldığı alındığı gibi devleti oluşturan önemli unsurlardan her bir boydan boy mensuplarının durumuna göre toplu olarak da alınmıştır. Boy beyleri de ailelerden bunu tahsil etmişlerdir. Mağlup edilen veya tabiat altına alınan memleketlerden vergiler, o memleketin zenginliğine ve üretim tarzına uygun olarak kıymetli maden, madeni para veya ayni olarak alınmıştır[26].Türk devletlerinin devletlerarası münasebette verdiği ve aldığı hediyeler ekonomik olarak ehemmiyet arz etmiştir. Bu cümleden olarak coğrafi ve tarihi bakımdan daha sık münasebette bulunulan Çin farklı bir konumda olmuştur. Çin, Türk askerlerinin akın ve yağmalarından emin olabilmek için sık sık değerli hediyeler gönderme yoluna başvurmuştur. Verilen bu hediyeler Çin tarafından nasıl adlandırılmış olursa olsun, Türk devletlerinin güçlü zamanlarında Türkler tarafından haraç olarak kabul edilmiş, dağılma ve zayıf anlarda ise Çin’e bağlılık göstergesi görülmüştür[27]. Türkler güçlü olduklarında Çinlilere sembolik manada hediyeler gönderirken, Çinliler ise onun kat kat fazlasının takdim etmişlerdir. Türk Hakanına, hükümdar ailesine ve devlet ileri gelenlerine gelen hediyeler biriktikçe oldukça fazla ekonomik değere ulaşmıştır. Mesela 177 yılında Çin İmparatoru dostluğunu kazanmak için Hun HükümdarıTanhu Mo-tun’a saf ipekten yapılmış kıymetli bir elbise sunmuştur. Bunun yanında işlemeli pamuksuz uzun entari; karışık renkli, nakışlı, pamuksuz bir ipek biniş takımı; bir tarak, altın kakmalı kemer, altın kemer tokası, on parça işlemeli ipek, otuz parça çeşitli renklerde nakışlı ipek, kırk parça alı renkte ağır ipek kumaş, kırk parça yeşil ipek kumaş Mo-tun’la birlikte devlet ileri gelenlerine gönderilmiştir[28]. Ayrıca Çinliler Güney Hunlarının başında bulunan Ho-Han-ye’yi Çin başkentine gelişinde törenle karşılayarak dönüşte kendisine 20 hu altın, para, 77 elbise, çeşitli ipekli mamul ve hu pirinç hediye edilmiştir. Ertesi sene Ho-Han-ye tekrar Çin’e geldiğinde de, daha da artan miktarda 110 elbise, ipekli mamul, hu ipek verilmiştir[29]. Hunlar bu armağanların sürekli olmasını istemişler ve gönderilmediğinde Çin sınırlarına ordu sevk ederek hediyelerin değerince vergi almışlardır[30].Türk devletleri Çin başta olmak üzere Bizans, İran, Hindistan ile ticari alışverişte bulunmuşlardır. Ayrıca bozkır coğrafyasının batısında bulunan topluluklara da mal satmışlardır. Hun, Göktürk, Uygur devletlerinin milletlerarası ticaretteki tutum ve rolleri aynı zamanda askeri hareketleri ile dış politikalarında belirleyici olmuştur[31]. Çin gibi büyük ülkeleri fethetmekten çok askeri güçleri sayesinde kontrol altında tutmak ve iktisadi ihtiyaçlarını temin etmek gayesini gütmüşlerdir. Orduyla durdurulamayan Türkler büyük ekonomik imkânlarla durdurulabilmişlerdir. Savaşların başlamasının veya sona ermesinin temelinde genelde iktisadi menfaat veya iktisadi mecburiyet Hunlarından beri milletlerarası ticari arenada söz sahibi olan Türklerin en önemli ihraç malı at olmuştur. Bunun yanında koyun, et, konserve, yün, yağ, bal, yünlü kumaş, ipekli elbise, zamk, misk, boynuz, kılıç, zırh, kalkan, topuz, eyer, ham veya mamul madenler, demir, tilki, samur, sincap, sansar, kakum, kunduz, kaplan gibi av hayvanlarının kürkleri de ihraç edilmiştir. Dış ülkelerden ise ipek başta olmak üzere hububat, pirinç, ipekli kumaş, özellikle devlet ileri gelenlerinin altın, gümüş, ipekli işlemeler, cam ve gümüş mamulleri gibi kullandığı çeşitli lüks süs eşyaları ile yerleşik toplumların imal ettikleri bozkır Türklerinin ihtiyacı olan ürünler ithal edilmiştir[32]. Türk devletlerinin dış alım ve satımlarında baş mevkii Çin işgal etmiştir. Nitekim daha 198 yılında Hun Tanhu’su Mo-tun ile Çin İmparatoru arasında imzalanan anlaşmanın bir maddesi ticaretle alakalıydı ve buna göre Çin’in Hunlara her yıl belirli miktarda ipek, şarap, pirinç ve diğer yiyecek maddeleri vermesi kararlaştırılmıştı[33].İki ülke arasındaki alışverişte en önemli mal ise at ve ipek olmuştur. Ayrıca iki devlet arasında verilen hediyeler de önemli bir kıymet ifade etmiştir. Hun devletinin kurulup güçlenmeye başladığı dönemden itibaren Çinliler hem at ihtiyaçlarını karşılamak hem de Türk akınlarının durdurmak için Türklerden at almış karşılığında ipek bazen de altın vermiştir[34]. Nitekim 584 yılında Göktürk Kağanı Sha-po Çin sarayına mektup yazarak koyun ve atlarla ipek değiştirilmesini istemiş, bunun üzerine bin at Çin tarafından satın alınmıştır[35].773 yılında Uygurlar at-ipek ticareti için 10 bin atı Çin’e getirmişlerdir. 790 senesinde İmparator, Uygur elçisi tarafından getirilen atların bedeli olarak elçiye 300 bin top ipek yılında başka bir Uygur sefirine atların bedeli olarak 70 bin top ipek, 829’da da 500 bin top ipek ödenmiştir[36]Türk devletleri ile Çin arasında karşılıklı gidip gelen elçilik heyetleri ve kervanlar eksik olmamıştır. Türk ekonomisinde Pazar hüviyetinde olan kervanlar önemli bir yer işgal etmiştir. Kervanlar genellikle Türk hükümdarının karargâhını yani orduyu takip etmişlerdir. Ordu bir yerde konakladığı zaman etrafında pazarlar kurulmuştur. İran ve Çin başta olmak üzere çeşitli memleketlerden Türk ülkesine birçok kervan gelmiştir. Kervanlar kimi zaman küçük kimi zaman büyük arabalardan oluşmuştur. Daha çok hayvan sürülerinin ticaretini yapan Türk tüccarlar da bu kervan ticaretine katılmışlardır. Bir kısım tüccarlar ise ferdi olarak arabaları ile gezerek ticaret yapmıştır. Değişik ürünlerin satıldığı bu kervanlardan Türkler ihtiyaçları olan malları temin etmişlerdir[37].Türklerle Çinliler arasındaki ticaret daha çok sınırda kurulan Pazaryerlerinde yapılmış ve ilk serbest ticaret pazarı Hunlar ile Çin arasında tesis edilmiştir[38]. Türk devletleri serbest ticaret için pazarların kurulmasına büyük önem vermişlerdir. Nitekim Göktürk Kağanı Tu-li 588 yılında Çin İmparatoru’na bir heyet göndererek 10 bin at,20 bin koyun,500 deve,500 sığır sunarak pazaryeri kurulmasını istemiştir[39]. Yine Göktürk Kağanı Bilge de 734 senesinde Çin’e bir elçi göndererek pazaryeri kurulmasını rica etmiş ve yapılan anlaşma neticesinde Ling-Chou’daki So-fang şehri ortak pazaryeri olarak ilan edilmiştir[40]. Çin sınırında ticaret yapmak için kurulan Pazaryerlerinin etrafı çitler, hendekler ile çevrili ve kapıları devlet kontrolü altında idi. pazarı kurulacağı gün sabah yedide Pazaryerine gidilirdi. Memurlar yabancılarla fiyatlarını tespit eder ve akabinde alışverişe başlardı[41]. Nitekim Göktürklerle Çinliler arasında Çin başkentindeki Pazaryerinde yapılan ticaret hakkında Çin kaynağı şu bilgiyi vermiştir “Göktürklerin elçileri başkentte ticaret yapmak için bir Pazaryeri kurduklarında eğitim bakanlığının konuk bölümü memuru malları kaydediyor ve bunları imparatora bildiriyordu. Malın ağırlığını tartmak için hazine bakanlığı bir yaver bu Pazaryerinde bulunuyordu, Yabancılarla ticarette olay çıkmasını önlemek için 50 alay askeri görevlendiriliyordu”[42]. Pazaryerlerindeki ticarette de at ve ipek esas malı oluşturmuştur. Genelde bir ata karşılık kırk top ipek alınmıştır[43]. Buna dair Çin kaynakları şu bilgileri vermiştir “Kangen yılınden sonra ara sıra Uygurlar ipek kumaşı ve atı değiştirmek için elçi gönderdi. at bir tane ipek kırk tane. Barbarlar hiç bıkmadan kumaş biz ise gereksiz atlar aldık. Hükümet çok zorlukla karşılaştı…”[44]. Bazı zamanlarda Çin’e satmak için çok fazla sayıda at getirilmiştir. Türklerin hareketinden korkan Çinliler devlet bütçesini zorlama pahasına çoğu işe yaramaz atları almak mecburiyetinde kalmışlardır. Çin gönderilen atları senelik altı binle sınırlamak istemiş ise de, buna muvaffak olamamıştır. Göktürkler buna karşı çıkarak savaş açmışlar, savaşı kazanmışlardır. Bu askeri güç ve başarı Çin’i korkutmuş, Göktürklerin isteklerini kabul etmek zorunda kalmışlardır[45]. Nitekim Gereksiz olarak fazla sayıda gönderilen ve ek vergiler koymaya yol açan Uygur atlarına dair Çin kaynakları şu bilgileri vermiştir “ Devam eden Ch’ien-yüen devrinde Uygurlar Çin’e hizmetlerinin menfaatlerini aldılar. Sık sık elçilerle ticaret atları gönderip ipekli aldılar. Umumiyetle her yıl gelip bir ata karşılık kırk parça ipekli istediler. Her gelişlerinde on binlerce at getiriyorlardı. Hun-lu-ssu da yerine gelecekleri bekleyen pek çok haberciler vardı. Göçebeler Uygurlar ipekli kazanıyor biz Çinliler lüzumsuz atlar alıyorduk. Saray buna çok kızıyordu. Atlar kalitesiz, zayıf, kullanışsız idi. imparator onlara cömertçe hediyeler verdi. Onlar tekrar on bin at ile başşehre geldiler. Fakat İmparator bu mevzuu tekrar halkın üzerine yüklemeğe tahammül edemedi. Kendisi onlar için yalnız ödedi”[46].Çin İmparatoru askeri ve ekonomik sebeplerden dolayı bazen çeşitli mamullerin ülke dışına ihracına yasak getirmiştir. Mesela Hunlar zamanında askeri zorunluluktan dolayı savaş aleti yapımında kullanılan demir, on yaşından küçük atlar ve kavisli yayların satışını yasaklamıştır[47].Türk devletleri için önemli kazanç unsurlarından birisi de ticaret güzergâhları olmuştur. İpek Yolu ve Kuzey Yolu olarak adlandırılan zaman zaman kontrol altında bulundurulanlar tarafından güzergâhları değiştirilse de esasta bu ticaret yolları şunlardır Birinci yol Kuzey Yolu Go-bi Çölü’nü geçtikten sonra Kumul Ha-mi’a varır ve oradan kuzeye yönelerek Barkul Pu-Lui Gölü’ne yaklaşır. Buradan dağları aşar ve bugünkü Balkaş Gölü yakınlarındaki Uygur kabilelerinin oturduğu bölgeden batıya doğru uzanarak Talas Nehri üzerindeki Talas Şehrine gelir. Yol buradan Sır-Derya Nehri’ni aşarak Bizans topraklarına ulaşır. İkinci yol Orta Yol’ olarak adlandırılan yoldur. Çin’den başlayarak Turfan, Kaşgar’dan geçerek Tanrı dağlarını takip ederek Kaşgar Şehri’nin batısında Terek Boğazını geçerek Fergane’ye ulaşır. Buradan Semerkand ve Buhara şehirlerine gider ve güney-batıya yönelerek Merv şehrinden geçer. Üçüncü yo ise Güney Yolu’dur ki bu yol da Hoten, Yarkent’den geçerek Pamir dağlarının yaylalarına ulaşır. Buradan da Bamian ve Gazne şehrinden sonra Hindistan’a ulaşır[48]. Büyük Türk devletlerinin kuruluşlarını tamamlayıp güçlendikten sonra en öncelikle hedeflerinden birisi İpek Yolu üzerinde kontrolü sağlamak olmuştur. Öyle ki, bu uğurda Çin, İran gibi büyük devletlerle savaşmaktan dahi kaçınmamıştır[49]. Zaten çevrelerindeki büyük devletlerle aralarındaki en önemli problem İpek Yoluna hâkimiyet meselesi olmuştur. Türk devletleri ticaret güzergâhlarına hâkim olduktan sonra, bunu devam ettirebilmek için her daim askeri olarak güçlü olmak mecburiyetinde yolunda sadece ipek ve ipekli kumaşlar sevk edilmemiştir. Batıdan Çin’e gelen malları yanında özellikle Çin’de üretilerek batıya gönderilen başka ürünler de vardı. Bunlar yada taşı, şarap, at, madeni eşya, porselen, ziynet eşyası ve değerli madenlerdi. Bu mamullerin içinde Çin porseleni önemli bir yer tutmaktaydı. Bu porselen kapların bir kısmı baharat, zencefil suyu ve eczacılıkla alakalı kıymetli maddeleri sevkinde kullanılmak üzere özel imal edilmişti[50].Doğu-batı, kuzey-güney ticaretinde toprakları aracı konumunda olan Türk devletleri gelip geçen kervanlardan Geçiş Vergisi’ almışlardır. Ayrıca hem hükümdar ailesi gözetimindeki kendi tüccarları hem de Soğdlu tüccarlar vasıtasıyla ticarete bir fiil katılmışlar ve özellikle Çin ipeğinin batıya satışından önemli karlar elde etmişlerdir. Kervanların ülkelerinden geçiş güvenliğini sağlamışlar, konaklama ihtiyaçları için kervansaraylar diyebileceğimiz yerler vücuda getirmişler, kervanlara at, deve gibi gerekli hayvanları temin etmişler, kervanda bulunanlara yeme içme gibi hizmetler vermişlerdir. Bunların karşılığında belirli ücret almışlardır. Bu ticaret kervanları Türk topraklarından direk geçtiği gibi bazen de ülke içerisinde taşıdıkları mallardan satıp üretilen ürünleri de almışlardır. Bu alışveriş de devlet tarafında vergiye tabii tutulmuştur. Bunların yanında hükümdar ailesi ve devlet ileri gelenleri özellikle Çin’den hediye haraç olarak alınan ve büyük yekûn tutan malları İpek Yolu vasıtasıyla batıya gönderip sattırmışlardır[51].Ticaret yolları siyası, kültürel, iktisadi ve askeri açılardan birçok değişmeye, gelişmeye yol açmıştır. Özellikle bu yollar üzerinde oluşmaya başlayan küçük yerleşim birimleri transit noktalar olmaktan çıkarak ticaret, sanayi ve kültürel merkezlere dönüşmüşlerdir. Nitekim Kuçar, Lou-lan, Kumul Hami, Turfan, Kaşgar, Fergana, Karaşehir, Dun-Huang, Yarkent gibi yerler gelişerek önemli şehirler olmuşlardır. Bu şehirler zamanla metalürji ürünleri, kıymetli mallar, ipekten yüne kadar çeşitli kumaşlar, halı ve kilim, seramik mamulleri üretiminde uzmanlaşmış merkezler haline gelmişler ve oldukça zenginleşmişlerdir[52]. Öyle ki 706 senesinde Arap işgali sırasında esir düşen bir kişi kurtuluş fidyesi olarak bir milyon dirhem değerinde olan beş bin parça ipek teklifinde bulunmuştur[53].Milletlerarası ticarette Türkler genellikle Soğdlu[54] tüccarları himayelerine alarak kullanmış iseler de, zamanla Hun, Göktürk, Uygur devletlerinde de tüccar grupları oluşmaya başlamıştır. Soğd ve Araplar gibi yabancı tüccarların Türk ülkesinde temsilcilikleri olduğu gibi,Türk tüccarları da yabancı memleketlerde temsilcilikler açmışlardır[55]. Ticarette umumiyetle mübadele usulü geçerli olmuştur. Bunlar yanında Hunlar zamanından beri Türkler parayı, madeni parayı bilmekte olup; Çin, İran, Bizans paraları kullanmışlardır. Gök-türkler, Türgişler, özellikle Uygurlar zamanında para da darp ettirmişlerdir. Alışverişte ödemeler mübadele haricinde hükümdarın resmi mührü ile damgalanmış kıymetli kumaş, ipek ve deri parçası belirli bir değer ifade eden, Türklerin kendi imal ettiği kıymetli kap kacaklar altın ve gümüş ile de yapılmıştır. Türkleri ticarette ödeme aracı olarak kullandıkları gümüşten yapılan ve şekil olarak diske benzeyen paralara Satir’ adı verilmiştir[56]. Türkler ticaretle uğraşanlara “Satıkçı”, ticaret için uzak yerlerden gelen kervanlara “arkış” demişlerdir[57]. Türk devletlerinde iktisadi ve mali işlerde Tudun denilen üst düzen devlet görevlileri meşgul olmuşlardır. Vergiler Tudunlara bağlı olarak Asya Hunlarında hususi memurlar, Gök Türklerde Amga’ veya İmga’, Uygurlarda ise Ağıcı’ denilen devlet hazinedarları tarafından toplanmıştır[58].Netice olarak, yapılan savaşlar, fetihler ve çıkılan seferlerde ekonomik amiller en az diğer etkenler kadar belirleyici olmuştur. Öyle ki, ekonomik güç ve imkanlar siyasi hakimiyeti, otoriteyi daha da sağlamlaştırmıştır. Bununla beraber aileden devlete kadar baş gösteren ekonomik zafiyet ve krizlerde siyasi çözülmeleri, iç savaşları ve yıkılışları birlikte getirmiştir. Bu sebeple Orta Asya Türk devletleri tarihinin daha iyi anlaşılabilmesi için siyasi ve askeri açılardan olduğu kadar, ekonomik yönden de incelenmesi bir zaruret olarak karşımıza çıkmaktadır.* Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.[1] Roux, Orta Asya Tarih ve Uygarlık, İstanbul 1999, A. Yalçınkaya, Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan 1856’dan günümüze, İstanbul 1997, Hayıt, “Türkistan Terimi Üzerine”, Türk Dünyası Araştırmaları, sayı 53, 1988, “Türkistan” , mad. , İA. , cilt 11, “Batı Türkistan Coğrafyasına Toplu Bakış”, Türk Kültürü, sayı 294, 1978, Türk Tarihinin Sosyolojisi, İstanbul 1974, “ Kadar Orta Asya Türk Devletleri’nin Çin’le Yaptığı Ticari Münasebetler”, Tarih Enstitüsü Dergisi, sayı 9, 1978, “Eski Türklerde Sosyo-Ekonomik Yapı Üzerine Bir Deneme”, Türk Dünyası Araştırmaları, sayı 7,1980, Asya Tarihinde Su Boyu Ovaları ve Bozkır Uygarlıkları, İstanbul 1979, Erken İç Asya Tarihi, çev. İstanbul 2002, vd. .[6] Eski Türklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat, Türkler, cilt 3, Ankara 2002, Bilinmeyen İç Asya, Ankara 1986, Türk Kültürünün Temelleri, II, Ankara 2003, Özbilen, Erken Türk Devletlerinin ve Topluluklarının Ekonomik Hayatı Başlangıçtan 840’a kadar, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2002, Liu Mau-Tsai, Çin Kaynaklarına Göre Doğu Türkleri, çev. İstanbul 2006, Türk Kültürü, İstanbul 2003, aynı eser, “Beşeriyet Tarihinde Devlet ve Hukuk Mefhumu ve Müesseselerin İnkişafında Türk Irkının Rolü”, II. TTKZ. , İstanbul 1943, vd. ; İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara 1984, Çin’in Şimal Komşuları, Ankara 1942, Tarihte Türklük, İst. 1971, İnner Asian Frontiers of China, John Hapkins University, 1941, , A Húnok Története Attila Nagykirály, Budapest 1943, 513.[13] aynı eser, aynı eser, Kadar Orta Asya Türk Devletlerinin Çin ile Ticaret İlişkileri, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2000, aynı eser, Türk Milli Kültürü, İstanbul 1997, Makaleler ve İncelemeler, II, Ankara 1991, aynı eser, aynı eser, aynı eser, aynı eser, aynı eser, aynı eser, aynı eser, levha 6; aynı eser, Hun Sanatı, İstanbul 1972, “Hun Birliği ve Mao-Tun”, Kırım Dergisi, sayı 5,1993, Roux, aynı eser, Kağanlar ve Armağanlar, Türkler, cilt 3, Çin Tarihi, Ankara 1995, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, I, Ankara 1981, aynı eser, aynı eser, “Uygur-Çin İktisadi Münasebetleri At-İpek Alışverişi 744-840”, Tarih Dergisi, sayı 34, 1984, Hisaji Tokuda, Uygur Kağanlığı Döneminde 744-840 Ticari Faaliyet ve Yıkılışa Etkileri, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2003, aynı eser, Haraç sistemi Çinliler ile onların dışında kalan kavimlerle olan münasebetten ortaya çıkmış ve ilk defa Hunlara karşı ortaya konmuştur. Bu sistem Çinliler tarafından herhangi bir ülkeden gelen heyetlerin İmparatora sunduğu hediyeler için kullanılmıştır. Çinliler diğer ülkelerden gelen hediyeleri vergi-haraç’, kendi verdiklerini ise ihsan-bağış’ olarak da adlandırmışlardır haraç kelimesi bugün anladığımız zorla alınan paradan tamamen farklıdır. Mahiyeti bakımından bugünkü ticaret komisyonlarına ve delegasyonlarına tekabül etmektedir. Türkler ise kendi gönderdikleri hediyeleri kesinlikle vergi-haraç gibi algılamamışlardır. Hediyeleri özellikle ticari ilişkiler kurmak, kurulan ilişkileri devam ettirmek veya güçlü oldukları zamanda kat kat fazlasını almak için göndermişlerdir. Trade and Diplomacy on the China Coast, California1969, aynı eser, Çin’in Şimal Komşuları, Arıcanlı, “Tarihte Türk-Çin İlişkileri Hakkında Çin ve Türk Görüşleri” , Ed. Fak. Araş. Der. Ahmet Zeki Velidi Togan Özel Sayısı, 13/1, 1985, “Han Döneminde Hun-Çin Ekonomik İlişkileri 220”, Belleten, LI, sayı 200, 1987, aynı eser, aynı eser, aynı eser, Bizans ve İran Sasani devletleri ile olan ilişkiler büyük ölçüde İpek Yolunu kontrol etme meselesi çerçevesinde ceryan etmiş ve Türk ekonomisinde Çin kadar ehemmiyet arz etmemiştir. Batıda Göktürkler iler hemhudut olan Sasaniler, ipek yolu ile Hindistan ve Çin’i Bizans’a bağlayan yollar üzerinde üstünlük tesis etmişti. Bu sahiyede kendi ipek mamullerini Çin’den gelen ipek mamullerden korumaya çalışmışlardı. Hediyeler, yağmalar ve ticaret sayesinde elde ettikleri ipekleri Soğdlular başta olmak üzere tüccarlar vasıtasıyla batıda sattırmak ve ticaret yollarındaki kazançtan pay almak isteyen Göktürklerle; büyük kazanç kayıplarına uğrayan Bizaslılar Sasanilere karşı ittifak kurmuşlardı. Bu çerçevede karşılıklı elçilik heyetleri gidip gelmiş ve Bizans İmoaratoru İstanbul’da Soğdlu ve Türk tüccarlara ticaret merkezi kurma izni vermişti. Göktürkler ve Bizanslılar Sasanilere karşı hareket ederlerken, aralarında büyük çaplı olmasada ticaret başlamıştı. Özellikle Türk tüccarları Bizans’a işlenmiş, işlenmemiş olarak demir satmaya çalışmışlardı. Göktürk-Bizans ittifakı Sasanileri ikki yönden saldırıya bırakınca, Sasaniler Türklere yıllık altın vermek mecburiyetinde kalmışlardı. 579 yılına kadar bu haraci düzenli ödeyen Sasaniler, İstemi Yabgu’nun ölümünden sonra Türkşad’in miktari artırması ve savaş ilan etmesi üzerine Türklerle karşı karşıya gelmişler ve mağlup olmuşlardı. Kısa süre sonra Göktürk-Bizans ittifaki da bozulmuş, iki ülke arasında küçük çaplı savaş çıkmıştı. Zor durumda kalan Bizans yıllık vergi karşılığında Göktürklerle anlaşabilmişti. Prokopius, Bizans’ın Gizli Tarihi, çev. İstanbul 2001, Roma İmparatorluğunun Gerileyişi ve Çöküş Tarihi, V, çev. İstanbul 1995, Erdemir, VI. Yüzyıl Bizans Kaynaklarına Göre Göktürk-Bizans İlişkileri, İstanbul 2003, İpek Yolu ve Orta Asya Kültür Tarihi, çev. Kayseri 1997, Gök–Türkler, Ankara 1995, Çelik, IX ve X. Yüzyıllarda Bizans İmparatorluğunda Ticaret, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisan Tezi, 2006, Bekin, İpek Yolu, Ankara 1981, Türk Kültürünün Temelleri, The Perilons Frontier, Cornwall 1950, Çin’in Şimal Komşuları, aynı eser, Gök-Türkler, aynı eser, aynı eser, aynı eser, Çin Tarihi, aynı eser, aynı eser, Türk Kültürü, aynı eser, İskit, Hun ve Göktürklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat, Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2006, aynı eser, aynı eser, aynı eser, Liu Mau-Tsai, Doğu Türkleri, Liu Mau-Tsai, aynı eser, Hisaji Takuda, aynı eser, Liu Mau-Tsai, aynı eser, Hisaji Takuda, aynı eser, “Trade and War Relations Between The Turks and China in the Second Half of The 6th Century”, Acta Orientalia, 21, 1968, aynı eser, aynı eser, “Trading Activites of The Turkic Peoples in China” , Central Asiatic Journal, 25, 1981, aynı eser, aynı eser, İpek Yolu ve Orta Asya Kültür Tarihi, “Çin İle Batı Arasındaki İpek Yolları 8. yüzyıla kadar” , Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2/1, 1984, Orta Asya’nın Önemli Ticari ve Askeri Yolları, Ankara 1973.[49] İpek Yolu, Ankara 1981, İpek Yolu, çev. İstanbul 2000, Yakın Doğu Ticaret Tarihi, I, çev. Ankara 1975, aynı eser, The Silk Road, London 1966, Bozkır İmparatorluğu, çev. İstanbul 1993, Kuşan ve Ak Hunlar Tarihi, Ankara 1973, aynı eser, aynı eser, aynı eser, aynı eser, Göktürk Sanatı, Türkler, cilt 4, Ankara 2002; aynı eser, İpek Yolu, Umumi Türk Tarihine Giriş, İstanbul 1981, Asya’nın Avrupa’ya Öğrettiği, çev. Eliçin, İstanbul 1998, İpek Yolu ve İnsanlık Tarihindeki Önemi, Türkler, cilt 3, İranî bir kavim olan ve Amu-Derya ile Sır-Derya arasında yaşayan Soğdlular ticari faaliyetleri ile temeyyüz etmişlerdi. Orta Asya İpek Yolundaki ticaret hemen hemen tekellerinde idi ve İpek Yolu güzergahında koloniler meydana getirmişlerdi. Göktürk ve Uygur Devletlerinde Kağanlara müşavirlik yapacak kadar etkin rol oynamışlardı. Türk Devletlerinde ithalat ve ihracat genelde onların eliyle gerçekleştirilmişti. Bk. Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, Ankara 1975, aynı eser, aynı eser, Üç Bin Yılı, 2003, Masao Mori, “Soğdluların Orta-Asya’daki Faaliyetleri”, Belleten, XLVII, 1983-84, “Sociolinguistic Notes on The Turcification of the Soğdians”, CAT, 35/1-2, 1991, aynı eser, Türk Kültür Tarihi, Zaman Türk Dili ve Kültürü Üzerine İncelemeler,İstanbul 2005,174-176; Gabain, “Köktürklerin Tarihine Kısa Bir Bakış” , AÜDTCED, II/5, 1944, VIII/3, 1950, “Doğu Göktürkleri Hakkında Vesikalar ve Notlar”, Belleten, XXI/ 81, 1957.,81-137[56] Eski Türklerde Sosyal ve Ekonomik Hayat, aynı eser, aynı eser, vd.; .Gabain, aynı eser, aynı eser, Özyetgin,aynı eser, vd.; Eski Türklerde Para Göktürklerde, Uygurlarda, Türgişlerde, İstanbul 2006, Türgişlerden Büyük Uygurlara Türk Kağanlıklarının Para Birimleri, Türkler, 3, ,aynı eser, aynı eser, aynı eser, Eski Türk Devletlerinde İdari-Askeri Unvan ve Terimler, İstanbul 1988, “Uygurlardaki Vergilere Ait Bazı Düşünceler” , II. TTKZ, Türk Gümrük Tarihi, I, Ankara 1990, vd..
Asya Hunları’nın, Kök Türkler’in ve Uygurların coğrafi, siyasal, ekonomik ve kültürel özelliklerini karşılaştırınız. Bu devletler arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları defterinize yazınız. Cevap Asya Hunları; Asya Hun devleti tarihte bilinen ilk Türk devletidir. Devletin kurucusu ve ilk hükümdarı Teoman’dır. Siyasal olarak ikili teşkilata göre idare edilirdi. Çin ile sürekli bir mücadele içindedirler. Çinlilere karşı seferler yaptılar, Çinliler de bu seferleri durdurmak için Çin Seddi’ni yapmak zorunda kalmışlardır. Teoman’ın oğlu Meta Han döneminde; diğer Türk devletlerine de örnek olacak onluk sistem’ e dayalı ilk düzenli Türk ordusu kuruldu. Hunlar Orta Asya bozkırında göçebe bir yaşam sürüyorlardı. Ekonomi İpek Yolu üzerindeki ticarete ve hayvancılığa dayanıyordu. Köktürkler; Kök Türkler ya da Göktürkler Tarihte Türk’ adını ilk kez devlet adı olarak kullanan devlettir. Göktürkler, Hunlardan sonra Türk boylarını ikinci kez bir bayrak altına toplayan ikinci Türk devletidir. Kültürel olarak gelişmişlerdi. Göktürkler kendilerine ait Göktürk alfabesini kullanmışlardır. Göktürk alfabesi ilk Türk alfabesidir. Göktürklerin Destanları; Göktürklerin destanları Ergenekon ve Bozkurt Destanlarıdır. Siyasal olarak ikili teşkilat hakimdi. Uygurlar; 18 harften oluşan Uygur Alfabesini kullandılar. Türeyiş ve Göç destanları Uygurlara aittir. Yerleşik hayata geçen ilk Türk Devleti’dir. Yerleşik hayata geçtikleri için, Mimaride ileri gitmişler ve birçok kalıcı eser bırakmışlardır. Uygurlar saraylar, tapınaklar, şehirlerinin etrafına surlar yapmışlardır. Pazarlarda para kullanılarak ticaret yapılırdı.
Antalya Türkiye’nin sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan önde gelen illerinden biridir ve gelişimiyle yükselme yolundadır. Son yıllarda nüfusun hızla artması, Antalya’nın dinamik ekonomik yapısının bir göstergesidir. Antalya ekonomisi genel olarak tarım ve turizme dayanır. Genel tarımsal yapıya bakıldığında, dekarı kullanılabilir tarım alanı olan topraklarının dekarında sulu tarım alanı yapılmaktadır. Toplam tarım alanının %55’i sulanmaktadır. Bu alanlardan yılda iki haftada üç ürün alınabilmektedir. Antalya’da örtü altında dekarlık alanda sebze ve süs bitkileri yetiştiriciliği yapılmaktadır. Türkiye cam sera alanlarının %83’ü, plastik sera alanlarının %52’si Antalya’da bulunmaktadır. Turfanda yetiştiricilik denilince akla ilk gelen il Antalya’dır. Kültür mantarı yetiştiriciliğinde de Türkiye borsasını belirler duruma gelmiştir erişim tarihi Verimli topraklarında çeşitli tarım ürünleri yetişmektedir. Tarım ürünleri içinde en çok buğday, arpa ve yulaf yetiştirilmektedir. Ayrıca pamuk, susam, soğan, yer fıstığı, nohut, 35 bin hektar üzerinde sebze yetişmektedir. 32 bin hektarlık seralarda domates, biber, fasulye, patlıcan, salatalık, kavun ve karpuz yetiştirilmektedir. Antalya ilinde sebze üretimi kapladığı alan açısından hububat ve meyveden sonra gelmesine karşın üretim değeri açısından ilk sırayı almaktadır. Yetiştirilen ürünler yurtiçine ve yurtdışına satılmaktadır erişim tarihi Antalya’da bitkisel üretime ayrılan alanın %53’ünde hububat ekimi yapılırken, %10’unda meyvecilik, %5’inde endüstri bitkileri ve %8’inde sebze ekimi yapılmaktadır. Hububat ürtetiminde Manavgat, Serik, Elmalı, Korkuteli ve Antalya merkez ilçe ön sıralardadır. Sebze üretiminin çoğu Manavgat, Serik, Elmalı, Kaş ve merkez ilçelerde üretilmektedir. Örtü altı yetiştiriciliğinde Finike, Kaş, Kumluca ve Serik ilk sıralardadır. Süs bitkileri üretimi ise, sadece Antalya merkez ve Manavgat’ta yapılmaktadır ATS, 2002 60. Antalya ili, Akdeniz iklimi ile yayla iklimini birkaç kilometre ara ile birleştirmektedir. Bu olanakla, bir yandan Akdeniz ikliminin, öte yandan yayla ikliminin bütün bitkileri yetişmektedir. Orman ağaçlarından başka 250 çeşit çiçek, 41 çeşit sebze, 36 çeşit meyve bulunmaktadır. Meyvelerden başta portakal olmak üzere limon, mandalina, turunç, muz, greyfurt, hurma, elma, armut, şeftali, muşmula, yenidünya, kızılcık, çilek Antalya’nın meyve zenginliğinin ancak bir bölümüdür. Türkiye portakal ve turunç üretiminin neredeyse yarısına yakın bölümünü ve muz üretiminin de tamamını Antalya karşılamaktadır. Antalya’nın Gazipaşa, Alanya ve İçel’in Anamur ilçelerinden başka yerde muz yetişmemektedir. Türkiye’ye muz ilk defa 1870 yılında bir süs bitkisi olarak getirilmiş, tarımına ise 1930 yılında Alanya’da başlanılmıştır Çimrin, 2002 32. Antalya’nın diğer bir zenginliği de çiçekleridir. Bugün bir sanayi haline gelen çiçekçilik, Avrupa ülkelerine de ihraç edilmektedir. Kıyı kesimi sebzeciliği seralarda yoğunlaşmıştır. Yılda birkaç kez ürün alındığı için gelir yüksektir. Orman ürünleri bakımından da zengin olan Antalya ilinde reçine üretiminin ekonomideki payı büyüktür Çimrin, 2002 33. Ayrıca vurgulanması gereken diğer bir bitki türü, ekonomik faydası büyük olan ve taşlık arazide de kendiliğinden yetişebilen zeytindir. Çevre dağlarında büyük sayıda yabani zeytin ağacı vardır Antalya 1973 İl Yıllığı, 247. Yalnız bunların aşılanması dahi yurt ekonomisine önemli yarar sağlayabilir. Antalya’da hayvancılık tarım kadar geniş değildir. %40,1 çayırlarla kaplı il arazisinin iç kesimlerinde öteden beri mera hayvancılığı yapılmaktadır Antalya 1973 İl Yıllığı, 250. Ancak, meraların azalması nedeniyle hayvancılık pek gelişmemiştir. Keçi ve koyun sayısı azalırken sığır sayısı artmaktadır. Balıkçılık bakımından ise il zengindir; akkaya, kuzubalığı, orfoz, mercan, akya, tranca, çipura balıkları ile istakoz, karides, mürekkep balığından supya, klamanya ve ahtopot gibi türler bulunmaktadır erişim tarihi Antalya yeraltı kaynakları açısından zenginse de, bu madenlerden krom, barit, alüminyum ve manganez belli miktarda işletilmektedir. Krom ve mangan ocakları; Kumluca, Konyaaltı Saklıkent bölgesinde, kum-çakıl ocakları; Aksu Çayı, Köprüçay, Karpuz Çayı havzasında, mermer ocakları ise; Korkuteli, Finike, Elmalı ve Kaş bölgesinde yer almaktadır. Sanayi sektörü, Antalya’da tarım ve turizmin gerisinde kalmaktadır. Antalya ilinde başlıca sanayi tesisleri, Elektrometalürji Sanayi Ferrokrom ve Karpit Fabrikası, Pamuklu Dokuma Fabrikası, pil, bahçe traktörü, kiremit, tuğla, mobilya, un, konserve, yağ, meyve ve sebze fabrika ve atölyeleridir. erişim tarihi Antalya güneşlenme süresinin en yüksek olduğu illerden biridir. Yıllık ortalama güneşlenme süresi, 8 saat 39 dakikadır. Yaz aylarında bu süre 12 saat 41 dakikaya kadar çıkmaktadır. Güneşlenme süresinin bu kadar yüksek olmasına rağmen güneş enerjisinden fazla yararlanılmamaktadır. Antalya’nın enerji ihtiyacının büyük bir kısmı 150 milyon kw/s Kepez hidroelektrik santralinden karşılanmaktadır erişim tarihi Devlet Planlama Teşkilatı DPT’nın “İllerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması 1998” Antalya’nın ekonomik ve sosyal yapısı ve gelişmişlik düzeyi ile nispi gelişmişlik düzeyi açısından Türkiye’nin 7. İli olduğunu belirlemiştir. Antalya, sanayi merkezi olan beş batı ili ve başkent Ankara’dan sonra gelişmişlik sıralamasında almıştır. Öte yandan, gelişmişlik analizi Akdeniz Bölgesi için yapılırsa, Antalya’nın diğer güney illeri içinde lider durumda olduğu görülmektedir. Antalya birer sanayi merkezi olan Adana, İçel ve diğer bölge illerinden daha hızlı gelişmektedir. Ayrıca, Türkiye’nin milli geliri içindeki payını en çok artıran iller arasındadır ATS, 2002 52. Bir ülkede turizm olayının hızlanmasında ekonominin ana etken olduğu ve bunun da ancak doğal, tarihsel değerler, genel ve şehirsel altyapı ile sağlanabileceği açıktır. Bu sebeple Antalya’nın doğal ve tarihi potansiyeli, Antalya’nın Türkiye’deki en yoğun turizm değerlerine sahip olmasını sağlamaktadır. Türkiye’de turizm sektörünün gelişmesi ile birlikte, Antalya sahip olduğu tarihsel, dinsel, kültürel ve doğal varlıklar nedeniyle ülkeye gelen turistlerin en çok talep ettiği bir turizm merkezi haline gelmiştir. Ancak bu kaynaklardan bazıları diğerlerine göre ön plana çıkarak, yöredeki kitle turizminin bir parçası haline gelmiş ve kapasitenin aşılmasından dolayı yıpranmaya yüz tutmuştur. Bu hızlı ve plansız gelişim, tamamen sahil kesimlerinde yoğunlaşmış ve Antalya kıyılarının aşırı betonlaşmasına ve kıyı turizminin doyum noktasına ulaşmasına neden olmuştur. Zaman içerisinde turistlerin beklentilerinin değişmesi ve yeni turizm türlerinin ortaya çıkması ile Antalya’da farklı turizm türleri geliştirilmeye başlanmıştır. Antalya, sahip olduğu coğrafi kaynakların çeşitliliği ve turistik alt ve üst yapısı ile farklı turizm türlerinin geliştirilmesi için uygun bir yapıdadır. İldeki turizm etkinliklerinin bütün bir yıla yayılması için kongre turizmi, üçüncü yaş turizmi, kış sporları turizmi ve sportif amaçlı turizm gibi turizm türleri geliştirilerek turizmin çeşitlendirilmesi politikasına önem verilmektedir Köksal, 1994 76-77. Antalya güçlü turizm altyapısı ile medikal turizm destinasyonu olabilmek için de güçlü bir potansiyele sahiptir. Antalya’nın turistik açıdan önemli bir yere sahip olması, iklimi, konumu itibariyle Ortadoğu ülkelerine yakın olması, iş amaçlı seyahat eden yabancı uyruklu vatandaşların çok olması, sağlık hizmetlerinin altyapı açısından güçlü olması medikal turizm açısından büyük önem taşımaktadır. Antalya sahip olduğu doğal ve kültürel coğrafya özellikleri sayesinde Türk turizminde ülkenin en önemli turizm merkezlerinden biri durumuna gelmiştir Sarı, 2007b 17 . km. uzunluğundaki Akdeniz kıyı şeridinin 450 km’lik bölümünü %35 Antalya ili kıyıları oluşturmaktadır. Bu kıyılar, adaları, plajları, koyları, şelaleleriyle ülkenin en temiz ve güzel kıyıları arasında yer almaktadır Alparslan ve Ortaçeşme, 2009 170. 2015 yılı verilerine göre Türkiye’yi ziyaret eden 36,2 milyon yabancı turistin 11,3 milyonu Antalya’yı ziyaret etmiştir erişim tarihi Buradan hareketle Türkiye’nin turizm payının % dilimini Antalya’nın taşıdığı söylenebilir. Çevresindeki güzellik ile kaynaşabilmesi için özenle planlanmış olan Kemer Güney Antalya Turizm Gelişim Projesi ile tatil için ideal bir yerdir. Kemer boyunca çam ağaçları ardına gizlenmiş günü birlik dinlence tesisleri birbiri ardı sıra dizilir. Kemer’in kuzeyindeki Kızıltepe, Göynük ve Beldibi güneyindeki Kiriş, Çamyuva ve Tekirova Mavi Bayraklı ünlü tatil merkezlerindendir Sarı, 2012 54. Antalya’da birçok antik şehir de bulunmaktadır. Şehrin batısında yer alan Trebenna, Beydağları’nda denizden 700 m. yükseklikte bir tepe üzerine inşa edilmiş, etrafı yığma kayalıklarla çevrilmiş durumdadır. Antalya’ya 34 km. uzaklıkta ve 1100 m.’de Güllük dağının güneyindeki iki tepe arasındaki düzlükte ise Termessos antik şehri bulunmaktadır Sarı, 2007c 53. Ulaşımındaki güçlük nedeniyle günümüze kadar iyi durumda kalan kentlerden biridir. Bu nedenle kentteki kalıntılar büyük ölçüde tanımlanabilmektedir. Surlar, Odeon, Tiyatro, Sarnıçlar, Gymnasium, Zeus Tapınağı, Agora, Artemis Tapınağı, Nekropol ile Termossos bir dağ kentidir. Odeon ve tiyatronun konumu, ziyaretçilerine bin metre yükseltiden körfezi seyir olanağı sağlamakatadır Antalya Şehir Rehberi, 2002 54. Antalya’nın 14 km. kuzeydoğusundan yer alan Düden şelalesi, Antalya’dan 21 km. uzaklıktaki mesafede yer alan Kurşunlu şelalesi büyük ilgi görmektedir. Antalya körfezinin batısında Beydağları Olimpos Sahil Milli Parkı ve Topçam plajı bulunmaktadır. Doğal güzellikler arasında dolaşmak isteyen turistler için parkın kuzey alanlarında kamp alanları bulunmaktadır. Tünek tepe 650 m. şehrin en önemli seyir noktalarından biridir. Antalya’dan 50 km. uzakta Bakırlı dağının kuzey eteklerinde yer alan Saklıkent 1800-2000 m. yükseklikte kış sporları merkezidir. Antalya’nın kuzeyindeki Düzlerçamı orman parkında doğal yaşam geyik ve dağ keçileri koruma altındadır. Düzlerçamı yakınlarında 115 m. derinliğindeki Güver kanyonu bulunmaktadır. Çam dağının doğu yüzünde, Antalya’dan 30 km. mesafede, tarihi Paleolitik çağa kadar uzanan Karain mağarası Türkiye’deki en eski yerleşim merkezidir. Buradaki eserlerin büyük çoğunluğu Antalya müzesinde sergilenmektedir Sarı, 2012 53. Bir turizm yöresinin turizmde başarılı veya başarısız olması, o yeri ziyaret eden turist sayısı ile doğru orantılıdır. Bu açıdan Antalya için başarılı bir turizm bölgesi ifadesini kullanmak mümkündür Sarı, 2007b127.
Ana Sayfa Forumlar Soru-Cevap Tüm Sorular Cevaplanmışlar Yeni Soru Sor Günlükler Son Mesajlar Kısayollar Üye Listesi Üye Arama Üye Albümleri Bugünün Mesajları Forum BB Kodları Your browser can not hear *giggles*... Your browser can not hear *giggles*... Çarşamba, 10 Ağustos 2022 - 0536 Arama ZiyaretçiZiyaretçi 10 Ocak 2009 Mesaj 1 Asya Hun Devleti, Göktürk Devleti ve Uygur Devleti'nin kültürel özellikleri nelerdir? EN İYİ CEVABI Misafir verdi Son düzenleyen Safi; 6 Şubat 2018 2329 MisafirZiyaretçi 10 Ocak 2009 Mesaj 2 MisafirZiyaretçi 22 Kasım 2016 Mesaj 3 Asya hun devletinin kurucusu teoman beydir. En güçlü dönemlerini metehan zamanında geçirmişlerdir. Bilinen ilk TEŞKİLATLI türk bir araya toplayan ilk hükümdar ilk kez siyasi birliği saglayan ilk devlettir. Benzer Konular Kapat Saat 0536 Hoş Geldiniz Ziyaretçi Ücretsiz üye olarak sohbete veforumlarımıza olmak için lütfen tıklayınız. Benzer Konular 2005 - 2022, MsXLabs - MaviKaranlık / designed by NeutralizeR Sayfa saniyede 12 sorgu ile oluşturuldu
asya hunlarının coğrafi siyasal ekonomik ve kültürel özellikleri